Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun arkasına geçtiğiniz an başlayan o tiz, metalik gıcırtı insanın bütün sürüş keyfini bir saniyede söpürür atar. Yıllarca direksiyon salladım, binlerce kilometre yol yaptım; o sesin sürücüde yarattığı o garip iç sıkıntısını çok iyi bilirim. Araba sanki sizinle konuşmaya çalışıyordur da siz dilinden anlamıyormuşsunuz gibi... Aslında anlatmak istediği şey oldukça basit: Bir şeyler orada, aşağıda sürtünüyor ve canı yanıyor.
Toz, toprak ve yağmur suyu birleştiğinde fren disklerinin etrafında gizli bir çete kurar. Şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken jantların arasına dolan o minik taş parçaları varya, işte bütün hır gür çoğu zaman onların yüzünden çıkar. Disk ile balatanın arasına sıkışan ufacık bir kum tanesi bile ortalığı ayağa kaldırmaya yeter de artar bile. İnsanın sinirini bozan o tiz metal sesi çoğu zaman büyük bir arızanın değil, sadece araya kaçmış davetsiz bir misafirin feryadıdır.
Kalitesiz malzeme seçimi, cebinizi koruyor gibi görünürken kulaklarınızı ve huzurunuzu gasp eden bir tuzaktır. Sanayide "bu da iş görür abi" denilerek takılan ucuz balataların içindeki sert metal parçacıkları zamanla diske batmaya başlar. Bir bakmışsınız, tasarruf edeyim derken diski çizmişsiniz, mahvetmişsiniz... Malzemenin sertliği arttıkça çıkan ses sertleşir, yumuşak balata ise çabuk biter ama en azından huzur verir. Seçim sizin, ya biraz ses ya da biraz daha sık sanayi ziyareti.
Uzun süre otoparkta yatan bir aracın ilk hareketinde duyduğunuz o ürkütücü gıcırtı aslında gayet insani bir tepkidir. Metal bu, durduğu yerde nem kapar, yüzeyinde hafif bir pas tabakası bağlar. Birkaç hafif fren dokunuşuyla o pas silinir gider, ses de pıçak gibi kesilir zaten... Ama ya kesilmezse? İşte o zaman durup bir düşünmek, kulak kabartmak gerekir.
Fren pedalına her bastığınızda hissettiğiniz o metalin metale sürtünme hissi, balatanın "ben artık bittim, beni değiştir" deme şeklidir. Balatanın üzerindeki sürtünme malzemesi tamamen eridiğinde, geriye kalan metal plaka doğrudan diske dayanır. Bu aşamada çıkan ses sadece bir uyarı değil, aynı zamanda diskinizin can çekişme sesidir. Biraz daha ertelerseniz, sadece balatayı değil bütün fren sistemini yenilemek zorunda kalırsınız.
Aşırı ısınan bir fren diskinin nasıl bir belaya dönüşebileceğini ancak o pedalın altınızdan kayıp gittiğini hissettiğinizde anlarsınız. Üst üste sert frenler yapıp diski kor gibi ısıttıktan sonra bir su birikintisinden geçerseniz... Sıcak metale soğuk su değdiği an disk eğrilir, balans bozulur. Sonra başlar o kesik kesik gelen, ritmik sürtme sesi; her teker dönüştü "vuk vuk vuk" diye içini oyar insanın.
Tamircinizin "daha gider bu" sözlerine her zaman çok da güvenmeyin derim. Kendi aracınızın dilini, sesini en iyi siz bilirsiniz; hislerinize güvenin. Ufacık bir sprey temizliğiyle geçebilecek bir tozu ihmal edip devasa masraflara yol açmak da sizin elinizde, sesi ilk duyduğunuz an kulak verip önlem almak da... Direksiyondaki huzur, biraz da aşağıdan gelen sesleri doğru okumaktan geçiyor.
Toz, toprak ve yağmur suyu birleştiğinde fren disklerinin etrafında gizli bir çete kurar. Şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken jantların arasına dolan o minik taş parçaları varya, işte bütün hır gür çoğu zaman onların yüzünden çıkar. Disk ile balatanın arasına sıkışan ufacık bir kum tanesi bile ortalığı ayağa kaldırmaya yeter de artar bile. İnsanın sinirini bozan o tiz metal sesi çoğu zaman büyük bir arızanın değil, sadece araya kaçmış davetsiz bir misafirin feryadıdır.
Kalitesiz malzeme seçimi, cebinizi koruyor gibi görünürken kulaklarınızı ve huzurunuzu gasp eden bir tuzaktır. Sanayide "bu da iş görür abi" denilerek takılan ucuz balataların içindeki sert metal parçacıkları zamanla diske batmaya başlar. Bir bakmışsınız, tasarruf edeyim derken diski çizmişsiniz, mahvetmişsiniz... Malzemenin sertliği arttıkça çıkan ses sertleşir, yumuşak balata ise çabuk biter ama en azından huzur verir. Seçim sizin, ya biraz ses ya da biraz daha sık sanayi ziyareti.
Uzun süre otoparkta yatan bir aracın ilk hareketinde duyduğunuz o ürkütücü gıcırtı aslında gayet insani bir tepkidir. Metal bu, durduğu yerde nem kapar, yüzeyinde hafif bir pas tabakası bağlar. Birkaç hafif fren dokunuşuyla o pas silinir gider, ses de pıçak gibi kesilir zaten... Ama ya kesilmezse? İşte o zaman durup bir düşünmek, kulak kabartmak gerekir.
Fren pedalına her bastığınızda hissettiğiniz o metalin metale sürtünme hissi, balatanın "ben artık bittim, beni değiştir" deme şeklidir. Balatanın üzerindeki sürtünme malzemesi tamamen eridiğinde, geriye kalan metal plaka doğrudan diske dayanır. Bu aşamada çıkan ses sadece bir uyarı değil, aynı zamanda diskinizin can çekişme sesidir. Biraz daha ertelerseniz, sadece balatayı değil bütün fren sistemini yenilemek zorunda kalırsınız.
Aşırı ısınan bir fren diskinin nasıl bir belaya dönüşebileceğini ancak o pedalın altınızdan kayıp gittiğini hissettiğinizde anlarsınız. Üst üste sert frenler yapıp diski kor gibi ısıttıktan sonra bir su birikintisinden geçerseniz... Sıcak metale soğuk su değdiği an disk eğrilir, balans bozulur. Sonra başlar o kesik kesik gelen, ritmik sürtme sesi; her teker dönüştü "vuk vuk vuk" diye içini oyar insanın.
Tamircinizin "daha gider bu" sözlerine her zaman çok da güvenmeyin derim. Kendi aracınızın dilini, sesini en iyi siz bilirsiniz; hislerinize güvenin. Ufacık bir sprey temizliğiyle geçebilecek bir tozu ihmal edip devasa masraflara yol açmak da sizin elinizde, sesi ilk duyduğunuz an kulak verip önlem almak da... Direksiyondaki huzur, biraz da aşağıdan gelen sesleri doğru okumaktan geçiyor.