Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Triger zincirinden gelen o metalik hışırtı aslında size motorun kapalı kapılar ardında çekmekte olduğu gizli bir esarettir.
Yılların getirdiği o yorgun metal yorgunluğu bir sabah kontağı çevirdiğiniz an bütün gerçeği acı bir şekilde yüzünüze vurur...
Aslında bakarsanız hiçbir parça sonsuza kadar dayanmaz; hele ki Ford gibi yüksek torklu makinelerin kalbinde atan o zincir bazen erken havlu atar.
Servis koridorlarında dolaşan o usulsüz masraflar ve bitmek bilmeyen bekleyişler insanı otomobilinden soğutmaya yeter de artar bile.
Peki ya o usta ellerin müdahalede geciktiği anlarda motorun içine kilitlenen sübapların çıkardığı o sessiz ama derin çığlık?
Bir sabah işe gitmek üzere marşa bastığınızda duyduğunuz o garip tıkırtı, belki de yaklaşan büyük felaketin en net ve en acımasız habercisidir.
Bizler bu coğrafyada direksiyon sallayanlar olarak her çukurda, her rampada aslında o zincirin gerginliğini kendi omuzlarımızda hissederiz.
Erken değişmeyen her parça cüzdanımızda açtığı yaradan ziyade ruhumuzda onulmaz bir güvensizlik hissi bırakır...
Acaba diyoruz, bu demir yığınına gerçekten güvenmekle büyük bir kumar mı oynadık yoksa sadece kaderimize mi razı geldik?
Yılların getirdiği o yorgun metal yorgunluğu bir sabah kontağı çevirdiğiniz an bütün gerçeği acı bir şekilde yüzünüze vurur...
Aslında bakarsanız hiçbir parça sonsuza kadar dayanmaz; hele ki Ford gibi yüksek torklu makinelerin kalbinde atan o zincir bazen erken havlu atar.
Servis koridorlarında dolaşan o usulsüz masraflar ve bitmek bilmeyen bekleyişler insanı otomobilinden soğutmaya yeter de artar bile.
Peki ya o usta ellerin müdahalede geciktiği anlarda motorun içine kilitlenen sübapların çıkardığı o sessiz ama derin çığlık?
Bir sabah işe gitmek üzere marşa bastığınızda duyduğunuz o garip tıkırtı, belki de yaklaşan büyük felaketin en net ve en acımasız habercisidir.
Bizler bu coğrafyada direksiyon sallayanlar olarak her çukurda, her rampada aslında o zincirin gerginliğini kendi omuzlarımızda hissederiz.
Erken değişmeyen her parça cüzdanımızda açtığı yaradan ziyade ruhumuzda onulmaz bir güvensizlik hissi bırakır...
Acaba diyoruz, bu demir yığınına gerçekten güvenmekle büyük bir kumar mı oynadık yoksa sadece kaderimize mi razı geldik?