Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Otomobil dünyasının en sinsi arızalarından biridir bu; termometreler otuz beş dereceyi gösterdiğinde marşa basarsın ve o asil İtalyan ruhu birdenbire huysuz bir katıra dönüşür.
Asfalt erirken kaputun altındaki mühendislik harikası, görünmez bir duvara çarpmış gibi nefessiz kalır. Nedenini kimse doğrudan söylemez ama sensörler bu sıcakta adeta şaşkınlık geçirir.
Hava filtresi kutusunun içine dolan o kavurucu yaz havası, motorun ciğerlerini yakar kavurur. Yanma odasına giren oksijen seyrekleşir; beyin ise motoru korumak için ne yapacağını bilemez halde yakıtı keser de keser...
Sanki biri arkadan arabanın el frenini hafifçe çekmiş gibidir, yokuş yukarı çıkarken o bildik canavar birden sessizleşir.
Gösterge panelinde her şey yolunda görünür, ibreler kıpırdamaz; peki o zaman bu ani isteksizlik, bu hantallık nereden türeer?
Yılların ustası kaputu kaldırıp elini şöyle bir motor bloğuna yaklaştırır ve o cümleyi mırıldanır: Sıcakta metal de yorulur evlat.
Soğutma suyu devridaim pompası o kaynar havada suyu çevirmekte zorlanırken, radyatör petekleri adeta demir bloktan birer fırın gibi ısıyı içeri kusar.
Klima kompresörü devreye girdiği an var ya, zavallı motor zaten bocalarken bir de o yükü sırtına bindiğinde rölanti dalgalanması kaçınılmaz bir sondur artık.
Biraz mola verip kaputu açmak, o sıkışmış sıcak havayı salmak bazen mucizeler yaratır ama kimin vakti var ki otoyol ortasında bekle技术的...
Belki de en baştan radyatör bakımını ihmal etmemek, o ucuz antifriz yerine işin aslını koymak lazımdır; kim bilir, belki de sorun tam olarak buradadır.
Asfalt erirken kaputun altındaki mühendislik harikası, görünmez bir duvara çarpmış gibi nefessiz kalır. Nedenini kimse doğrudan söylemez ama sensörler bu sıcakta adeta şaşkınlık geçirir.
Hava filtresi kutusunun içine dolan o kavurucu yaz havası, motorun ciğerlerini yakar kavurur. Yanma odasına giren oksijen seyrekleşir; beyin ise motoru korumak için ne yapacağını bilemez halde yakıtı keser de keser...
Sanki biri arkadan arabanın el frenini hafifçe çekmiş gibidir, yokuş yukarı çıkarken o bildik canavar birden sessizleşir.
Gösterge panelinde her şey yolunda görünür, ibreler kıpırdamaz; peki o zaman bu ani isteksizlik, bu hantallık nereden türeer?
Yılların ustası kaputu kaldırıp elini şöyle bir motor bloğuna yaklaştırır ve o cümleyi mırıldanır: Sıcakta metal de yorulur evlat.
Soğutma suyu devridaim pompası o kaynar havada suyu çevirmekte zorlanırken, radyatör petekleri adeta demir bloktan birer fırın gibi ısıyı içeri kusar.
Klima kompresörü devreye girdiği an var ya, zavallı motor zaten bocalarken bir de o yükü sırtına bindiğinde rölanti dalgalanması kaçınılmaz bir sondur artık.
Biraz mola verip kaputu açmak, o sıkışmış sıcak havayı salmak bazen mucizeler yaratır ama kimin vakti var ki otoyol ortasında bekle技术的...
Belki de en baştan radyatör bakımını ihmal etmemek, o ucuz antifriz yerine işin aslını koymak lazımdır; kim bilir, belki de sorun tam olarak buradadır.