Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe marşa bastın, direksiyon hafiften titremeye başladı; işte o an insanın canını sıkan o gıcırtılı huzursuzluk tüm kabine yayılır.
Direksiyonu tuttuğun ellerin karıncalanıyorsa, hele ki kırmızı ışıkta beklerken araba sanki yerinde zıplamak istiyormuş gibi horultulu bir sarsıntı veriyorsa, orada durup bir düşünmek gerek.
Motor takozları zamanla kauçuk özelliğini kaybeder, tahta gibi sertleşir ve o patlama anındaki enerjiyi doğrudan şaseye vermeye başlar; yani demir demire biner adeta...
Aslında bu sarsıntıların en büyük suçlusu bazen hiç umulmadık bir bujinin diş kaptırması veya ateşleme bobininin minik bir temassızlığı olabilir, kim bilir?
Eski tip enjektörlü motorlarda yakıt Pompası basıncı düştüğünde makine adeta nefessiz kalır, tek tek yutkunarak çalışmaya çalışır ve o ritmik huzuru aniden kaybeder.
Kimi zaman ustaya gidersin, "Abi bu normal, İtalyanlar biraz hareketlidir" der geçiştirir ama içten içe bilirsin ki o motor normalden fazla sallanıyor, bir şeyler ters gidiyor işte.
Şanzıman kulağını değiştirmekle işe başlamak bazen en akıllıca hamledir, çünkü motorun ağırlığını omuzlayan asıl kahramanlar onlardır ve sessizce yıpranırlar.
Debriyaja basınca o sinir bozucu titreşim bıçak gibi kesiliyorsa, vay haline, kavrama setinin veya volanın değişme vakti çoktan gelmiş demektir.
Peki ya ucuz motor yağı kullandığın için liflerin çabuk ömrünü tüketmesi? İşte bunu kimse söylemez ama ucuz yağ, motorun içindeki hassas dengeleri sinsice kemirir.
Rolanti ayarını denetlemek, boğaz kelebeğini temizletmek bazen on saniyelik iştir ama o sarsıntıyı tamamen yok edip arabayı pamuk gibi yapar.
Kendine bir iyilik yap, motor kaputunu aç ve o plastik kapakları söküp bir bak; belki de sadece yerinden çıkmış bir hortum bütün bu kaosa sebep oluyordur.
Direksiyonu tuttuğun ellerin karıncalanıyorsa, hele ki kırmızı ışıkta beklerken araba sanki yerinde zıplamak istiyormuş gibi horultulu bir sarsıntı veriyorsa, orada durup bir düşünmek gerek.
Motor takozları zamanla kauçuk özelliğini kaybeder, tahta gibi sertleşir ve o patlama anındaki enerjiyi doğrudan şaseye vermeye başlar; yani demir demire biner adeta...
Aslında bu sarsıntıların en büyük suçlusu bazen hiç umulmadık bir bujinin diş kaptırması veya ateşleme bobininin minik bir temassızlığı olabilir, kim bilir?
Eski tip enjektörlü motorlarda yakıt Pompası basıncı düştüğünde makine adeta nefessiz kalır, tek tek yutkunarak çalışmaya çalışır ve o ritmik huzuru aniden kaybeder.
Kimi zaman ustaya gidersin, "Abi bu normal, İtalyanlar biraz hareketlidir" der geçiştirir ama içten içe bilirsin ki o motor normalden fazla sallanıyor, bir şeyler ters gidiyor işte.
Şanzıman kulağını değiştirmekle işe başlamak bazen en akıllıca hamledir, çünkü motorun ağırlığını omuzlayan asıl kahramanlar onlardır ve sessizce yıpranırlar.
Debriyaja basınca o sinir bozucu titreşim bıçak gibi kesiliyorsa, vay haline, kavrama setinin veya volanın değişme vakti çoktan gelmiş demektir.
Peki ya ucuz motor yağı kullandığın için liflerin çabuk ömrünü tüketmesi? İşte bunu kimse söylemez ama ucuz yağ, motorun içindeki hassas dengeleri sinsice kemirir.
Rolanti ayarını denetlemek, boğaz kelebeğini temizletmek bazen on saniyelik iştir ama o sarsıntıyı tamamen yok edip arabayı pamuk gibi yapar.
Kendine bir iyilik yap, motor kaputunu aç ve o plastik kapakları söküp bir bak; belki de sadece yerinden çıkmış bir hortum bütün bu kaosa sebep oluyordur.