Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
O direksiyonun başına geçip kontağı çevirdiğin an var ya, işte o ilk üç saniye otomobilin seninle konuştuğu andır; bütün lambalar birer birer sönerken o sarı kabus tık diye orada kalıyorsa ruhun daralır. Fabrika çıkışlı mühendislik harikası sandığımız o İtalyan makineleri, zamanla yollarımızın köstebek yuvasına dönmüş asfaltıyla hemhâl olunca elektronik beyniyle ters düşüyor, basarsın fren pedalına ama o tahta gibi kalır...
Tekerlek hız sensörlerinin kabloları bizim memleketin çukurunda, tozunda, çamurunda ya kopar ya da kirlenip sinyal vermeyi keser; bilgisayara bağlarsın ustaya gidersin de "abi sensör arızası" der geçerler basite indirgerler ama asıl mesele o soketlerin içine dolan rutubetin zamanla bakır telleri kemirmesidir. Dört tekerleğin bilyalarında mini minnacık dişliler vardır, ABS beyni o dişlilerin dönerken ürettiği manyetik dalgayı okuyamazsa anında hataya düşer, sistem kendini korumaya almak için tüm tekerlek kilitlenme önleme mekanizmasını iptal eder.
Fren hidrolik sıvısını on yıl değiştirmeyen adam arabasına biniyor sonra da bu lamba neden yanıverdi diye hayıflanıyor; o hidrolik zamanla nem kapar, kaynama noktası düşer ve ABS modülünün içindeki o mikroskobik valfler posa gibi tutulur. Piyasada elli liralık yan sanayi sensör taktıranların üç ay sonra o lambayı tekrar gördüğünü çok iyi biliyorum, çünkü o hassas manyetik alan Çin malı ucuz plastiklerle tam olarak uyum sağlayamıyor, illa orijinal parça ya da birinci sınıf Alman menşei ürün isteyecek o motor.
Sigorta kutusunu açıp şöyle bir bak bakalım, o ABS rölesi yerinde sağlam oturuyor mu yoksa oksitlenmeden yeşillenmiş mi; bazen on liralık adi bir sigorta yüzünden bütün hidrolik ünitesi bozuldu sanıp binlerce lira masraf açıyorlar o saf sürücülere. Direksiyon kutusundan gelen boşluklar bile bazen rot başı üzerinden o hassas tekerlek hız sensörünü sarsar, sinyal kesintisi yaratır ve gösterge panelindeki o sarı lamba sana dik dik bakmaya başlar.
Balatalar bitmiş, diskler kağıt gibi incelmiş ama sen hâlâ balata fişinden şüpheleniyorsun; o fiş kopunca ya da aşınınca sistem fren aşınma uyarısıyla ABS'yi karıştırır, kafa koca bir kördüğüme döner. Ustalar hemen abs beyni değişecek derler, elini cebine atmanı beklerler ama dur biraz yahu, önce o tekerlek kafalarındaki demir tozlarını tazyikli suyla bir temizle, balata spreyiyle o konnektörleri arındır, bak göreceksin lamba kendiliğinden sönecek belki de...
Fransız ya da Alman grubu gibi değildir bu İtalyanlar, elektriksel altyapısı biraz nazlıdır, şase kablosu en ufak bir gevşeme yapsın bütün gösterge paneli disko salonuna döner; akünün kutup başındaki o yeşil küf tabakasını zımparalamadan sakın o arıza tespit cihazına dokunma bile. Fren pedalının hemen arkasındaki o stop müşürünün bozulması bile ABS lambasının yanmasına sebebiyet verir çünkü beyin, fren pedalına basıp basmadığını karıştırır, sinyal çakışması yaşar...
Yani demem o ki, o lamba yandığı an korkudan titremek yerine alt takımı bi kaldırıp kaldırıma baktıracaksın, sensör kabloları sarkan bir yer var mı diye elinle yoklayacaksın; çünkü bu arabalar bizim bozuk yollarımızın dedikodusunu en çok gösterge panelindeki o sarı lamba üzerinden yapar...
Tekerlek hız sensörlerinin kabloları bizim memleketin çukurunda, tozunda, çamurunda ya kopar ya da kirlenip sinyal vermeyi keser; bilgisayara bağlarsın ustaya gidersin de "abi sensör arızası" der geçerler basite indirgerler ama asıl mesele o soketlerin içine dolan rutubetin zamanla bakır telleri kemirmesidir. Dört tekerleğin bilyalarında mini minnacık dişliler vardır, ABS beyni o dişlilerin dönerken ürettiği manyetik dalgayı okuyamazsa anında hataya düşer, sistem kendini korumaya almak için tüm tekerlek kilitlenme önleme mekanizmasını iptal eder.
Fren hidrolik sıvısını on yıl değiştirmeyen adam arabasına biniyor sonra da bu lamba neden yanıverdi diye hayıflanıyor; o hidrolik zamanla nem kapar, kaynama noktası düşer ve ABS modülünün içindeki o mikroskobik valfler posa gibi tutulur. Piyasada elli liralık yan sanayi sensör taktıranların üç ay sonra o lambayı tekrar gördüğünü çok iyi biliyorum, çünkü o hassas manyetik alan Çin malı ucuz plastiklerle tam olarak uyum sağlayamıyor, illa orijinal parça ya da birinci sınıf Alman menşei ürün isteyecek o motor.
Sigorta kutusunu açıp şöyle bir bak bakalım, o ABS rölesi yerinde sağlam oturuyor mu yoksa oksitlenmeden yeşillenmiş mi; bazen on liralık adi bir sigorta yüzünden bütün hidrolik ünitesi bozuldu sanıp binlerce lira masraf açıyorlar o saf sürücülere. Direksiyon kutusundan gelen boşluklar bile bazen rot başı üzerinden o hassas tekerlek hız sensörünü sarsar, sinyal kesintisi yaratır ve gösterge panelindeki o sarı lamba sana dik dik bakmaya başlar.
Balatalar bitmiş, diskler kağıt gibi incelmiş ama sen hâlâ balata fişinden şüpheleniyorsun; o fiş kopunca ya da aşınınca sistem fren aşınma uyarısıyla ABS'yi karıştırır, kafa koca bir kördüğüme döner. Ustalar hemen abs beyni değişecek derler, elini cebine atmanı beklerler ama dur biraz yahu, önce o tekerlek kafalarındaki demir tozlarını tazyikli suyla bir temizle, balata spreyiyle o konnektörleri arındır, bak göreceksin lamba kendiliğinden sönecek belki de...
Fransız ya da Alman grubu gibi değildir bu İtalyanlar, elektriksel altyapısı biraz nazlıdır, şase kablosu en ufak bir gevşeme yapsın bütün gösterge paneli disko salonuna döner; akünün kutup başındaki o yeşil küf tabakasını zımparalamadan sakın o arıza tespit cihazına dokunma bile. Fren pedalının hemen arkasındaki o stop müşürünün bozulması bile ABS lambasının yanmasına sebebiyet verir çünkü beyin, fren pedalına basıp basmadığını karıştırır, sinyal çakışması yaşar...
Yani demem o ki, o lamba yandığı an korkudan titremek yerine alt takımı bi kaldırıp kaldırıma baktıracaksın, sensör kabloları sarkan bir yer var mı diye elinle yoklayacaksın; çünkü bu arabalar bizim bozuk yollarımızın dedikodusunu en çok gösterge panelindeki o sarı lamba üzerinden yapar...