Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun arkasındaki o sarı ikaz lambası yandığında, aslında aracın mekanik hidrolik sistemiyle durabilme yetisini tamamen kaybetmeyiz. Ancak ıslak bir virajda pedalın altına binen o ani yük... Fren pedalına bastığımız an tekerleklerin tutunma kararlılığı ile su birikintisiyle kaplanmış asfalt arasındaki o ince çizgi birdenbire siliniverir. Yağmur yağar, zemin kayganlaşır ve o elektronik müdahale mekanizması devre dışı kaldığında savrulma riskini doğrudan göğüslemek zorunda kalırız; kontrolümüzü yitiririz, aracın izi kaybolur. Sadece durmak yetmez zira; otomobilin savrulmadan çizgisinde kalabilmesidir asıl mesele.
Islak zeminde kontrolden çıkan tek bir tekerleğin dahi aracın bütün fiziksel dengesini altüst ettiği gerçeğini hiçbir zaman göz ardı edemeyiz. Fizik kuralları son derece nettir ve asla taviz vermez. ESP sistemi arızalandığında fren destek sistemleri tek başına tekerleğin kilitlenmesini önlemeye çalışabilir; ama aracın arkasının kopmasını ya da önden kaymasını engelleyebilir mi dersiniz? Ne yazık ki hayır... İşte tam da bu anlarda, fren pedalı görevini yapsa dahi yanal tutunma biter, çizgi bozulur.
Yolların kuruduğu illüzyonuna kapılmak, karayolu trafiğinde biz sürücülerin düşebileceği en büyük emniyet zafiyetidir. Kamu otoritesinin trafik güvenliği istatistiklerine baktığımızda, yağışlı havalardaki kazaların kahir ekseriyetinin ani frenleme esnasındaki kontrolden çıkmalardan kaynaklandığını net biçimde görmekteyiz. Mekanik fren aksamımız sapasağlam çalışıyor olsa dahi, aracın savrulmasını önleyen o mikro müdahaleler eksiktir artık. Fren mesafesi teorik olarak aynı kalsa bile, çizginin dışına taşmak fiili durma mesafesini uzatır...
Güvenlik teknolojilerinin hiçbiri, sürücünün yol ve zemin koşullarıyla kurduğu o hayati dikkati ikame etmek üzere tasarlanmamıştır. Gösterge panelindeki arıza uyarısıyla seyahat etmeyi kanıksamamak, her şeyden önce can ve mal emniyetimiz açısından nihai bir gerekliliktir. Yağışlı havalarda seyir hızını düşürmek, takip mesafesini azami seviyeye çıkarmak ve o uyarıyı gördüğümüz ilk anda yetkili teknik servise başvurmak... Riskleri minimize etmek adına başka bir seçeneğimiz gerçekten var mı?
Islak zeminde kontrolden çıkan tek bir tekerleğin dahi aracın bütün fiziksel dengesini altüst ettiği gerçeğini hiçbir zaman göz ardı edemeyiz. Fizik kuralları son derece nettir ve asla taviz vermez. ESP sistemi arızalandığında fren destek sistemleri tek başına tekerleğin kilitlenmesini önlemeye çalışabilir; ama aracın arkasının kopmasını ya da önden kaymasını engelleyebilir mi dersiniz? Ne yazık ki hayır... İşte tam da bu anlarda, fren pedalı görevini yapsa dahi yanal tutunma biter, çizgi bozulur.
Yolların kuruduğu illüzyonuna kapılmak, karayolu trafiğinde biz sürücülerin düşebileceği en büyük emniyet zafiyetidir. Kamu otoritesinin trafik güvenliği istatistiklerine baktığımızda, yağışlı havalardaki kazaların kahir ekseriyetinin ani frenleme esnasındaki kontrolden çıkmalardan kaynaklandığını net biçimde görmekteyiz. Mekanik fren aksamımız sapasağlam çalışıyor olsa dahi, aracın savrulmasını önleyen o mikro müdahaleler eksiktir artık. Fren mesafesi teorik olarak aynı kalsa bile, çizginin dışına taşmak fiili durma mesafesini uzatır...
Güvenlik teknolojilerinin hiçbiri, sürücünün yol ve zemin koşullarıyla kurduğu o hayati dikkati ikame etmek üzere tasarlanmamıştır. Gösterge panelindeki arıza uyarısıyla seyahat etmeyi kanıksamamak, her şeyden önce can ve mal emniyetimiz açısından nihai bir gerekliliktir. Yağışlı havalarda seyir hızını düşürmek, takip mesafesini azami seviyeye çıkarmak ve o uyarıyı gördüğümüz ilk anda yetkili teknik servise başvurmak... Riskleri minimize etmek adına başka bir seçeneğimiz gerçekten var mı?