Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta kliniğin kapısından içeri giren bir hastam vardı, yüzündeki o çekingen ifadeyi görünce yılların verdiği tecrübeyle ne söyleyeceğini az çok tahmin etmiştim zaten. Koltuğa oturdu, çayından bir yudum aldı ve "Hocam, aslında söylemeye bile utanıyorum ama tayt giydiğimde orada bir şişlik duruyor, ne yapsam saklayamıyorum" deyiverdi pat diye. İşte tam olarak bu dertten muzdarip o kadar çok kadın var ki... Mons pubis dediğimiz, o venüs tepesinin zamanla deforme olması, yağlanması ya da tam aksine sarkması tamamen anatomik bir durum oysa. Vücut yapısıyla alakalı bir şey bu, insanın kendi suçu değil ki vallahi.
Yıllar önce bir kadın dergisinde sağlık köşesi hazırlarken bu konuyu yazmaya karar vermiştim de editörüm "Emin misin, okuyucu çekinmesin?" diye sormuştu. Aradan yıllar geçti, toplumun estetik algısı değişti ama kadınların kendi bedenleriyle barışma arzusu hiç değişmedi abi. Pubis estetiği ya da tıbbi adıyla monsplasti, tam da bu bölgedeki fazla yağ dokusunun liposuction ile alınması veya sarkan derinin cerrahi olarak toparlanması işlemidir esasen. Bazen aşırı kilo alıp vermekten olur, bazen doğum sezaryen dikişlerinin üstünde biriken o inatçı dokudan... Yani sadece görsel bir kaygı değil bu, dar giysiler içinde hissettirdiği o fiziksel rahatsızlığı da yabana atmamak lazım.
Peki, bu operasyon nasıl bir süreç gerektiriyor dersiniz, insan korkmalı mı gerçekten? Hiç de öyle gözünüzde büyüttüğünüz gibi çileli bir yolculuk değil aslında. Genellikle lokal veya hafif bir genel anestezi altında, ortalama bir-iki saatte halledilen, konforu yüksek bir müdahaleden bahsediyoruz. Ha, ameliyat sonrası hafif bir morarma veya ödem olmuyor mu, illa ki oluyor... Ama o da birkaç hafta içinde kendiliğinden sönüp gidiyor zaten. Düşünsenize, yıllardır aynaya her baktığınızda gözünüze çarpan o fazlalıktan birkaç saatte kurtuluyorsunuz.
Bir de şu var tabii, aynadaki görüntüsünden memnun olmayan insan sosyal hayatında da tamamen özgüven kaybı yaşıyor maalesef. Bana gelen danışanlarıma hep söylerim; bedeninizle kurduğunuz bağ, hayat kalitenizin ta kendisidir. Eğer bir kıyafetin içinde kendinizi rahat hissetmiyorsanız, plaja gittiğinizde sürekli bir şeyleri kapatma ihtiyacı duyuyorsanız... Ne bileyim, hayatı kendi kendinize zorlaştırmanın ne alemi var ki? Doğru bir uzmanla görüşüp, beklentilerinizi net bir şekilde dile getirdiğinizde çözüm aslında bir adım ötenizde duruyor.
Geçenlerde yine benzer dertlerle boğuşan bir dostum aradı, "Doktor hanım, acaba ameliyatsız bir çözümü yok mudur bu işin?" diye sordu telefonda heyecanla. Bazen hafif düzeydeki yağlanmalar için radyofrekans ya da enzim enjeksiyonları gibi ameliyatsız alternatifler de değerlendirilebilir elbette, hakkını yemeyelim. Fakat doku sarkması belirginse veya oradaki yağ birikimi yerleşmişse, en kalıcı ve net sonucu cerrahi müdahale verir. Doğru teşhis koymak bu yüzden çok kritik işte, her bedenin ihtiyacı bambaşka çünkü.
İyileşme döneminde doktorun dediklerine harfiyen uymak şart tabii, öyle hemen ertesi gün spora koşmak falan yok. Birkaç hafta korse kullanımı öneriyoruz genelde, dokunun yerine güzelce oturması ve ödemin çabuk dağılması için bu çok önemli. Sabırlı olmak lazım biraz... Birkaç ay sonra o bölgenin aldığı o pürüzsüz ve dikey formu görünce, "İyi ki bu adımı atmışım" diyeceksiniz zaten, buna kalıbımı basarım.
Yıllar önce bir kadın dergisinde sağlık köşesi hazırlarken bu konuyu yazmaya karar vermiştim de editörüm "Emin misin, okuyucu çekinmesin?" diye sormuştu. Aradan yıllar geçti, toplumun estetik algısı değişti ama kadınların kendi bedenleriyle barışma arzusu hiç değişmedi abi. Pubis estetiği ya da tıbbi adıyla monsplasti, tam da bu bölgedeki fazla yağ dokusunun liposuction ile alınması veya sarkan derinin cerrahi olarak toparlanması işlemidir esasen. Bazen aşırı kilo alıp vermekten olur, bazen doğum sezaryen dikişlerinin üstünde biriken o inatçı dokudan... Yani sadece görsel bir kaygı değil bu, dar giysiler içinde hissettirdiği o fiziksel rahatsızlığı da yabana atmamak lazım.
Peki, bu operasyon nasıl bir süreç gerektiriyor dersiniz, insan korkmalı mı gerçekten? Hiç de öyle gözünüzde büyüttüğünüz gibi çileli bir yolculuk değil aslında. Genellikle lokal veya hafif bir genel anestezi altında, ortalama bir-iki saatte halledilen, konforu yüksek bir müdahaleden bahsediyoruz. Ha, ameliyat sonrası hafif bir morarma veya ödem olmuyor mu, illa ki oluyor... Ama o da birkaç hafta içinde kendiliğinden sönüp gidiyor zaten. Düşünsenize, yıllardır aynaya her baktığınızda gözünüze çarpan o fazlalıktan birkaç saatte kurtuluyorsunuz.
Bir de şu var tabii, aynadaki görüntüsünden memnun olmayan insan sosyal hayatında da tamamen özgüven kaybı yaşıyor maalesef. Bana gelen danışanlarıma hep söylerim; bedeninizle kurduğunuz bağ, hayat kalitenizin ta kendisidir. Eğer bir kıyafetin içinde kendinizi rahat hissetmiyorsanız, plaja gittiğinizde sürekli bir şeyleri kapatma ihtiyacı duyuyorsanız... Ne bileyim, hayatı kendi kendinize zorlaştırmanın ne alemi var ki? Doğru bir uzmanla görüşüp, beklentilerinizi net bir şekilde dile getirdiğinizde çözüm aslında bir adım ötenizde duruyor.
Geçenlerde yine benzer dertlerle boğuşan bir dostum aradı, "Doktor hanım, acaba ameliyatsız bir çözümü yok mudur bu işin?" diye sordu telefonda heyecanla. Bazen hafif düzeydeki yağlanmalar için radyofrekans ya da enzim enjeksiyonları gibi ameliyatsız alternatifler de değerlendirilebilir elbette, hakkını yemeyelim. Fakat doku sarkması belirginse veya oradaki yağ birikimi yerleşmişse, en kalıcı ve net sonucu cerrahi müdahale verir. Doğru teşhis koymak bu yüzden çok kritik işte, her bedenin ihtiyacı bambaşka çünkü.
İyileşme döneminde doktorun dediklerine harfiyen uymak şart tabii, öyle hemen ertesi gün spora koşmak falan yok. Birkaç hafta korse kullanımı öneriyoruz genelde, dokunun yerine güzelce oturması ve ödemin çabuk dağılması için bu çok önemli. Sabırlı olmak lazım biraz... Birkaç ay sonra o bölgenin aldığı o pürüzsüz ve dikey formu görünce, "İyi ki bu adımı atmışım" diyeceksiniz zaten, buna kalıbımı basarım.