Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
İnsanın canı çekiliyor sanki o sızıyı duyduğunda. Sabah uyanıyorsun, aynaya bakıyorsun ve lavaboda o kırmızı leke... Gitgide çekilen bir şeyler var damaklarında, hissediyorsun. Hani derler ya, temeli çürük binanın çatısı ayakta kalmaz diye; işte periodontoloji tam olarak o görünmeyen temelle, o sessiz sedasız eriyen kemiklerle ve diş etleriyle ilgileniyor abi. Dişin kendisi sapasağlam olsa ne yazar, onu tutan yuva elden kayıp gidiyorken?
Bazen durup dururken ağzının içinde bir metal tadı kalır, geçmek bilmez. İltihap dedikleri o hain sızıntı, sinsice yerleşir diş ile etin arasına. Periodontoloji hekimleri işte bu gizli düşmanın, yani o derin ceplerin, periodontitis denilen o kemik kemiren illetin izini sürer. Vallahi billahi, insan bazen konduramaz kendine, altı üstü biraz kanıyor der geçer ama alt tarafta koca bir coğrafya yıkılıyordur da ruhumuz duymaz.
Neden sonra fark eder insan, dişlerinin boyu mu uzadı ne? Aslında uzayan bir şey yok, toprak çekiliyor, kökler çırılçıplak kalıyor ayazda. Hani o çok sevdiğin dondurmadan bir ısırık alırsın da beynine bir çivi çakılır ya birden... Diş eti çekilmesi dedikleri o amansız sızıyı, o hassasiyeti evcilleştirmek, o kaçan etleri eski yuvasına döndürmek için çabalar durur bu dalın uzmanları.
Şöyle bir düşünün, ağız kokusu yüzünden kaç kere sevdiğin birine yaklaşmaktan çekindin? Fırçalarsın geçmez, nane çiğnersin kar etmez; çünkü o koku derinden, o diş taşlarının altındaki mikropların ziyafetinden gelir. Gingivitis diyorlar ya hani, o diş etlerinin kıpkırmızı, şişkin ve ödemli hali... İşte o erken uyarıyı ıskalamamak, o köprüden önceki son çıkışı yakalamak gerekiyor bir şekilde.
Bırakalım artık sadece dış görünüşü parlatmayı, biraz da köklere, o derindeki sızılara kulak verelim diyorum. Eğer dişlerin sallanmaya başladıysa, parmaklarınla dokunduğunda o eski kararlılığı bulamıyorsan yuvada... Geç kalmışlık hissi kadar ağır bir şey yoktur şu hayatta, hele ki o güzelim gülüşünü kaybetmenin eşiğindeyken. Bir baksınlar o derindeki ceplere, temizlesinler o kök yüzeylerini, nefes alsın artık o yorulan dokular.
Bazen durup dururken ağzının içinde bir metal tadı kalır, geçmek bilmez. İltihap dedikleri o hain sızıntı, sinsice yerleşir diş ile etin arasına. Periodontoloji hekimleri işte bu gizli düşmanın, yani o derin ceplerin, periodontitis denilen o kemik kemiren illetin izini sürer. Vallahi billahi, insan bazen konduramaz kendine, altı üstü biraz kanıyor der geçer ama alt tarafta koca bir coğrafya yıkılıyordur da ruhumuz duymaz.
Neden sonra fark eder insan, dişlerinin boyu mu uzadı ne? Aslında uzayan bir şey yok, toprak çekiliyor, kökler çırılçıplak kalıyor ayazda. Hani o çok sevdiğin dondurmadan bir ısırık alırsın da beynine bir çivi çakılır ya birden... Diş eti çekilmesi dedikleri o amansız sızıyı, o hassasiyeti evcilleştirmek, o kaçan etleri eski yuvasına döndürmek için çabalar durur bu dalın uzmanları.
Şöyle bir düşünün, ağız kokusu yüzünden kaç kere sevdiğin birine yaklaşmaktan çekindin? Fırçalarsın geçmez, nane çiğnersin kar etmez; çünkü o koku derinden, o diş taşlarının altındaki mikropların ziyafetinden gelir. Gingivitis diyorlar ya hani, o diş etlerinin kıpkırmızı, şişkin ve ödemli hali... İşte o erken uyarıyı ıskalamamak, o köprüden önceki son çıkışı yakalamak gerekiyor bir şekilde.
Bırakalım artık sadece dış görünüşü parlatmayı, biraz da köklere, o derindeki sızılara kulak verelim diyorum. Eğer dişlerin sallanmaya başladıysa, parmaklarınla dokunduğunda o eski kararlılığı bulamıyorsan yuvada... Geç kalmışlık hissi kadar ağır bir şey yoktur şu hayatta, hele ki o güzelim gülüşünü kaybetmenin eşiğindeyken. Bir baksınlar o derindeki ceplere, temizlesinler o kök yüzeylerini, nefes alsın artık o yorulan dokular.