Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Gazetecilik yıllarımda sağlık haberleri peşinde koşarken nörologların odasında az zaman geçirmedim; o vakitler nörotransmiter dengesizliğinin bu kadar erken belirti vereceğini kestiremezdim tabii. Bakıyorsun adam dün ne yediğini hatırlamıyor ama 40 yıl önceki askerlik anısını en ince ayrıntısına kadar anlatıyor, işte bu durum tam olarak hipokampüsteki nöron kaybının korteks alanlarına henüz sıçramadığının açık bir kanıtı. Amiloid-beta plakları beyinde yavaş yavaş birikirken hasta ilk zamanlar sadece eşyaların yerini karıştırır, unutkanlığı yaşlılığın doğal bir getirisi sanırsın ama işin aslı öyle değil işte... Vallahi billahi bazen en basit isimleri bile hatırlamakta zorlanmak, o nöronal ağların altındaki sinaptik budanmanın sessiz sedasız başladığını gösterir.
Temporal lobun medial kısmındaki atrofi belirginleştikçe insan o çok iyi bildigi sokaklarda bile yönünü kaybetmeye başlar, yani öyle sıradan bir kafa dalgınlığı falan değil bu bahsettiğim. Otobüsten ineceği durağı kaçırır, evinin yolunu şaşkın gözlerle arar ya, hani bazen "Ben buraya nasıl geldim?" dersin ya kendince... Presenilin gen mutasyonları veya apolipoprotein E4 alleli taşıyan bireylerde bu semptomlar çok daha erken evrede, henüz 50'li yaşların ortasında pat diye karşına çıkabiliyor. Mekansal oryantasyon bozukluğu dediğimiz bu tablo geliştiğinde hemen bir nöropsikolojik test bataryası yaptırmakta, uzman bir hekime görünmekte büyük fayda var.
Konuşurken birden o çok basit kelimenin aklına gelmemesi, dilin ucunda takılıp kalması olayı var ya abi, işte o an afazi tablosunun ilk kıvılcımları çakıyor demektir. Bakıyorsun karşındaki insan akıcı konuşurken aniden duraksıyor, "hani şu şey var ya..." deyip cümleyi tamamlayamıyor bir türlü. Sol hemisferdeki dil merkezlerinin işlevsel kaybı yüzünden obje isimleri silinip gidiyor hafızadan; "kalem" diyemiyor da "yazı yazan nesne" diye tarif etmeye çalışıyor çaresizce. Bazen aynı soruyu beş dakika içinde üç defa baştan sorar hasta, sen "az önce cevapladım ya" dersin ama onun beyninde o kısa süreli bellek izi çoktan silinmiştir bile.
Executive fonksiyonlar deriz biz tıpta, yani plan yapma, hesap kitap işlerini yürütme ve problem çözme yeteneği... İşin garibi, prefrontal korteksteki nörodejenerasyon derinleştikçe kişinin faturaları ödeme yetisi veya aylık bütçeyi ayarlama becerisi bir anda tepe taklak olur. Yıllarca bankacılık yapmış adamın basit bir toplama işlemini yaparken bocaladığını, yemeğin tarifindeki adımları birbirine karıştırdığını görürsün. Karar verme mekanizması öyle bir bozulur ki, yazın ortasında kalın paltoyla dışarı çıkmaya kalkar ya da dolandırıcılara kolayca para kaptırır...
Asetilkolin seviyesinin beyinde hızla düşmesiyle birlikte sadece hafıza değil, o insanın mizacı, karakteri ve duygudurumu da baştan aşağı değişmeye başlar. Bir bakmışsın melek gibi, sakince oturan adam gitmiş; yerine her şeyden şüphelenen, paranoyakça davranan, aşırı agresif biri gelmiş. Beynin amigdala ve frontal lob bağlantıları koptukça kişilikte radikal kaymalar yaşanır, yakınlarının eşyalarını çaldığını iddia etmeye başlar mesela. İçine kapanır, hobilerinden tamamen uzaklaşır, adeta bambaşka bir ruha bürünür...
Temporal lobun medial kısmındaki atrofi belirginleştikçe insan o çok iyi bildigi sokaklarda bile yönünü kaybetmeye başlar, yani öyle sıradan bir kafa dalgınlığı falan değil bu bahsettiğim. Otobüsten ineceği durağı kaçırır, evinin yolunu şaşkın gözlerle arar ya, hani bazen "Ben buraya nasıl geldim?" dersin ya kendince... Presenilin gen mutasyonları veya apolipoprotein E4 alleli taşıyan bireylerde bu semptomlar çok daha erken evrede, henüz 50'li yaşların ortasında pat diye karşına çıkabiliyor. Mekansal oryantasyon bozukluğu dediğimiz bu tablo geliştiğinde hemen bir nöropsikolojik test bataryası yaptırmakta, uzman bir hekime görünmekte büyük fayda var.
Konuşurken birden o çok basit kelimenin aklına gelmemesi, dilin ucunda takılıp kalması olayı var ya abi, işte o an afazi tablosunun ilk kıvılcımları çakıyor demektir. Bakıyorsun karşındaki insan akıcı konuşurken aniden duraksıyor, "hani şu şey var ya..." deyip cümleyi tamamlayamıyor bir türlü. Sol hemisferdeki dil merkezlerinin işlevsel kaybı yüzünden obje isimleri silinip gidiyor hafızadan; "kalem" diyemiyor da "yazı yazan nesne" diye tarif etmeye çalışıyor çaresizce. Bazen aynı soruyu beş dakika içinde üç defa baştan sorar hasta, sen "az önce cevapladım ya" dersin ama onun beyninde o kısa süreli bellek izi çoktan silinmiştir bile.
Executive fonksiyonlar deriz biz tıpta, yani plan yapma, hesap kitap işlerini yürütme ve problem çözme yeteneği... İşin garibi, prefrontal korteksteki nörodejenerasyon derinleştikçe kişinin faturaları ödeme yetisi veya aylık bütçeyi ayarlama becerisi bir anda tepe taklak olur. Yıllarca bankacılık yapmış adamın basit bir toplama işlemini yaparken bocaladığını, yemeğin tarifindeki adımları birbirine karıştırdığını görürsün. Karar verme mekanizması öyle bir bozulur ki, yazın ortasında kalın paltoyla dışarı çıkmaya kalkar ya da dolandırıcılara kolayca para kaptırır...
Asetilkolin seviyesinin beyinde hızla düşmesiyle birlikte sadece hafıza değil, o insanın mizacı, karakteri ve duygudurumu da baştan aşağı değişmeye başlar. Bir bakmışsın melek gibi, sakince oturan adam gitmiş; yerine her şeyden şüphelenen, paranoyakça davranan, aşırı agresif biri gelmiş. Beynin amigdala ve frontal lob bağlantıları koptukça kişilikte radikal kaymalar yaşanır, yakınlarının eşyalarını çaldığını iddia etmeye başlar mesela. İçine kapanır, hobilerinden tamamen uzaklaşır, adeta bambaşka bir ruha bürünür...