Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel Partikül Filtresi dediğimiz o metal kutunun içi zamanla kurumla dolarak tıkanmaya başladığında motor beyni durumu hemen fark eder ve arkasındaki zincirleme reaksiyonu başlatmak için ilk sinyali gönderir.
Çünkü egzoz gazının dışarı atılmasındaki bu direnç, turboşarjdan silindir kapaklarına kadar her yeri olumsuz etkiler ve içerideki basıncın tehlikeli boyutlara ulaşmasına zemin hazırlatır.
Peki bu durumda motor kendini feda etmemek için ne yapar... Tabii ki acil durum protokolünü devreye sokar.
Sürücü koltuğunda otururken birden bire gaz pedalının altına yastık konmuş gibi hissetmeniz, aracın eski canlılığını yitirmesi ve ne kadar basarsanız basın o hızlanma isteğine yanıt vermemesi tam olarak bu koruma mekanizmasının devreye girdiğinin resmidir.
Aslında bu durum mekanik bir küslükten ziyade modern otomotiv mühendisliğinin motora çektiği zarif ama kesin bir fren çizgisidir.
Motor kontrol ünitesi tıkanan filtrenin yaratacağı daha büyük masrafları önlemek amacıyla torku sınırlar, devri belli bir seviyede sabitler ve sizi en yakın servise veya açık yola yönlendirmek için hızı törpüler.
Kimi zaman gösterge panelinde beliren o sarı motor arıza lambası veya küçük filtre simgesiyle baş başa kalırsınız, kimi zaman da hiçbir uyarı ışığı yanmadan sadece arabanın bayıldığını fark edersiniz.
Oysa biraz yüksek devirde uzun yol yapmak veya otobanda sabit hızla bir süre ilerlemek bu sıkışmışlığı tamamen ortadan kaldırabilecekken, şehir içi trafikte sürekli dur-kalk yapmak filtreyi adeta nefessiz bırakır.
Yani koruma moduna geçmek bir arıza değil, sadece motorun size hayati bir uyarı niteliğinde çektiği derin bir "dur biraz soluklanalım" nefesidir.
Çünkü egzoz gazının dışarı atılmasındaki bu direnç, turboşarjdan silindir kapaklarına kadar her yeri olumsuz etkiler ve içerideki basıncın tehlikeli boyutlara ulaşmasına zemin hazırlatır.
Peki bu durumda motor kendini feda etmemek için ne yapar... Tabii ki acil durum protokolünü devreye sokar.
Sürücü koltuğunda otururken birden bire gaz pedalının altına yastık konmuş gibi hissetmeniz, aracın eski canlılığını yitirmesi ve ne kadar basarsanız basın o hızlanma isteğine yanıt vermemesi tam olarak bu koruma mekanizmasının devreye girdiğinin resmidir.
Aslında bu durum mekanik bir küslükten ziyade modern otomotiv mühendisliğinin motora çektiği zarif ama kesin bir fren çizgisidir.
Motor kontrol ünitesi tıkanan filtrenin yaratacağı daha büyük masrafları önlemek amacıyla torku sınırlar, devri belli bir seviyede sabitler ve sizi en yakın servise veya açık yola yönlendirmek için hızı törpüler.
Kimi zaman gösterge panelinde beliren o sarı motor arıza lambası veya küçük filtre simgesiyle baş başa kalırsınız, kimi zaman da hiçbir uyarı ışığı yanmadan sadece arabanın bayıldığını fark edersiniz.
Oysa biraz yüksek devirde uzun yol yapmak veya otobanda sabit hızla bir süre ilerlemek bu sıkışmışlığı tamamen ortadan kaldırabilecekken, şehir içi trafikte sürekli dur-kalk yapmak filtreyi adeta nefessiz bırakır.
Yani koruma moduna geçmek bir arıza değil, sadece motorun size hayati bir uyarı niteliğinde çektiği derin bir "dur biraz soluklanalım" nefesidir.