Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel aracının gösterge panelinde o tuhaf simge belirdiği an yaşadığın iç sıkıntısını çok iyi biliyorum, insan hemen en kötüsünü düşünüyor çünkü servis masrafları her zaman can yakar... Motoru ilk çalıştırdığında sönmeyen o lamba aslında sana sessizce bir şeyler anlatmaya çalışıyor, içindeki kurum atıkları artık tahammül sınırını aşmış durumda ve bu durum can sıkıcı bir bekleyişin habercisi. Servis yolunu tutmadan önce kafanı kurcalayan o tek bir soru var tabii ki, bu iş ne kadar sürecek ve arabasız kaç gün kalacağım...
Zamanlama konusunda ustaların verdiği süreler hep esnektir, kimisi yarım saatte biter der kimi ise akşamüstü gel al arabayı diye kestirip atar... Esasen tamir süresini belirleyen en kritik detay tıkanıklığın hangi boyutta olduğu, eğer henüz yolun başındaysan ve sadece yüksek devirli bir sürüşle atlatılabilecek bir durumdaysa otuz kırk dakikada mesele kapanır. Fakat işin içine söküm, kimyasal yıkama veya makineli temizlik girerse o süre birden uzar da uzar... Sabah bıraktığın aracı ancak ertesi gün öğlene doğru geri alabilirsin, bu da insanı ister istemez geriyor tabii.
Kimi zaman ustalar parça değişimi gerekebilir diyor, işte o an süreç tamamen parça tedarik zincirine kalıyor ki bu da haftaları bulabilen bir kabusun kapısını aralayabilir... Orjinal bir filtrenin depolardan gelmesi, kargo süreçleri derken yaya kalma süren uzadıkça uzuyor, o yüzden tamir süresi denince sadece ustanın elindeki anahtarın çevrildiği anı hesaba katmamak lazım. Yan sanayi ürünlere heves edip işi hızlandırmak istersin bazen ama sonra aynı arıza iki ay sonra yine kapını çalar, işte o kısır döngü adamı hayattan soğutur...
Servis salonunda plastik sandalyede çay içerken geçen o uzun saatlerin sonunda ustanın elinde siyah bir bezle gelip "tamamdır bu iş" demesi dünyalara bedeldir... Bazen sadece rejanarasyon yani bilgisayara bağlayıp zorla kurum yakma işlemi yapılır ki bu da yaklaşık bir saat sürer, yani aslında sandığın kadar büyük bir operasyon olmayabilir her zaman. Önemli olan doğru teşhisi koyabilen bir ustaya denk gelmek, yoksa süreci günlerce uzatıp seni sanayi köşelerinde perişan edenler de yok değil...
Aracını servisten teslim alıp o gaz pedalına ilk bastığındaki hafifliği hissettiğinde bütün o beklenen saatlerin aslında bir ferahlama vesilesi olduğunu anlıyorsun... Zaman su gibi akıp geçiyor yeter ki doğru yerde doğru müdahale yapılsın, aksi takdirde aynı arıza lambası üç gün sonra tekrar yanar ve sen yine aynı uzun bekleyişin ortasında bulursun kendini. O yüzden acele etme, bırak işini ehli olan yavaş yavaş yapsın ki kafan uzun süre rahat etsin...
Zamanlama konusunda ustaların verdiği süreler hep esnektir, kimisi yarım saatte biter der kimi ise akşamüstü gel al arabayı diye kestirip atar... Esasen tamir süresini belirleyen en kritik detay tıkanıklığın hangi boyutta olduğu, eğer henüz yolun başındaysan ve sadece yüksek devirli bir sürüşle atlatılabilecek bir durumdaysa otuz kırk dakikada mesele kapanır. Fakat işin içine söküm, kimyasal yıkama veya makineli temizlik girerse o süre birden uzar da uzar... Sabah bıraktığın aracı ancak ertesi gün öğlene doğru geri alabilirsin, bu da insanı ister istemez geriyor tabii.
Kimi zaman ustalar parça değişimi gerekebilir diyor, işte o an süreç tamamen parça tedarik zincirine kalıyor ki bu da haftaları bulabilen bir kabusun kapısını aralayabilir... Orjinal bir filtrenin depolardan gelmesi, kargo süreçleri derken yaya kalma süren uzadıkça uzuyor, o yüzden tamir süresi denince sadece ustanın elindeki anahtarın çevrildiği anı hesaba katmamak lazım. Yan sanayi ürünlere heves edip işi hızlandırmak istersin bazen ama sonra aynı arıza iki ay sonra yine kapını çalar, işte o kısır döngü adamı hayattan soğutur...
Servis salonunda plastik sandalyede çay içerken geçen o uzun saatlerin sonunda ustanın elinde siyah bir bezle gelip "tamamdır bu iş" demesi dünyalara bedeldir... Bazen sadece rejanarasyon yani bilgisayara bağlayıp zorla kurum yakma işlemi yapılır ki bu da yaklaşık bir saat sürer, yani aslında sandığın kadar büyük bir operasyon olmayabilir her zaman. Önemli olan doğru teşhisi koyabilen bir ustaya denk gelmek, yoksa süreci günlerce uzatıp seni sanayi köşelerinde perişan edenler de yok değil...
Aracını servisten teslim alıp o gaz pedalına ilk bastığındaki hafifliği hissettiğinde bütün o beklenen saatlerin aslında bir ferahlama vesilesi olduğunu anlıyorsun... Zaman su gibi akıp geçiyor yeter ki doğru yerde doğru müdahale yapılsın, aksi takdirde aynı arıza lambası üç gün sonra tekrar yanar ve sen yine aynı uzun bekleyişin ortasında bulursun kendini. O yüzden acele etme, bırak işini ehli olan yavaş yavaş yapsın ki kafan uzun süre rahat etsin...