Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyon simidinden gelen o hafif ama sinir bozucu tıkırtıyı ilk duyduğumda, onca yıllık gazetecilik ve direksiyon sallama tecrübem bana bunun basit bir rot ayarı olmadığını fısıldamıştı; maalesef yanılmamıştım, mesele çok daha derinlerde, o metal yığınının en hassas sinir uçlarında bitiyordu.
Yılların ve bozuk asfaltların hıncını çıkardığı dişli kutusu, içinde fırıl fırıl dönen bilyeler ve o can damarı hidrolik basıncıyla bir gün aniden pes eder, işte o an o koca tonluk makineyi zapt etmek kas gücünden ziyade adeta bir bilek güreşine döner.
Peki o kritik arıza lambası yandığında veya direksiyon taşa kesip elinizde kaldığında, tamirciye ulaşana kadar insanı kaç kilometre idare eder bu lanet şey?
Aslında bu sorunun tek ve net bir rakamı yok, çünkü o kutunun içindeki dişliler sıyırıldığında ya da keçe patlayıp son damla hidrolik yağı da asfalta döküldüğünde, geriye sadece sizin reflekslerinizle ölümcül bir kumanda kalır.
Eski kasa hidrolik destekli sistemlerde yağ bittiği an pompaya veda edersiniz, yani pompa kilitlenip kayışı koparırsa şarj dinamosu da devreden çıkar ve akü bitene kadar gidersiniz, ki bu da en fazla birkaç kilometre demektir.
Elektronik kontrollü yeni nesil EPS sistemlerinde ise durum çok daha vahim; beyin akımı kesip arıza koduna geçtiğinde direksiyonu döndürmek için neredeyse traktör şoförü bile az gelir, o halde trafiğin ortasında o binlerce liralık demir yığınıyla baş başa kalmak işten bile değil.
Sokak arasında, düşük hızda ve dikkatli bir manevrayla belki evinizin önüne kadar sürünürsünüz, fakat otoyolda seyrederken o kutu kilitlenirse, sağa çekeyim derken kendinizi bariyere saplanmış bulmanız an meselesidir.
Asla risk almayın, çünkü o kutunun içinde dönen mil bir kez boşluğa düştüğünde, fizik kuralları ve metal yorgunluğu artık sizinle aynı fikirde olmayacaktır.
Yokuş aşağı inerken boşa atılan vitesler gibi trajikomik hatalar yapmayın, hidrolik sıvısının tamamen boşaldığı bir kutuyla kilometrelerce yol kat etmeye çalışmak sadece o anki cüzdanınızı değil, doğrudan hayatınızı tehlikeye atar.
Sanayinin kapısına kadar o aracı götürmenin tek yolu, eğer imkan varsa çekici çağırmaktır; yok ben mutlaka kendim süreceğim diyorsanız da, en fazla birkaç sokak ötedeki o dükkana varana kadar kalbinizin ağzınızda atacağını şimdiden kabul edin.
Yılların ve bozuk asfaltların hıncını çıkardığı dişli kutusu, içinde fırıl fırıl dönen bilyeler ve o can damarı hidrolik basıncıyla bir gün aniden pes eder, işte o an o koca tonluk makineyi zapt etmek kas gücünden ziyade adeta bir bilek güreşine döner.
Peki o kritik arıza lambası yandığında veya direksiyon taşa kesip elinizde kaldığında, tamirciye ulaşana kadar insanı kaç kilometre idare eder bu lanet şey?
Aslında bu sorunun tek ve net bir rakamı yok, çünkü o kutunun içindeki dişliler sıyırıldığında ya da keçe patlayıp son damla hidrolik yağı da asfalta döküldüğünde, geriye sadece sizin reflekslerinizle ölümcül bir kumanda kalır.
Eski kasa hidrolik destekli sistemlerde yağ bittiği an pompaya veda edersiniz, yani pompa kilitlenip kayışı koparırsa şarj dinamosu da devreden çıkar ve akü bitene kadar gidersiniz, ki bu da en fazla birkaç kilometre demektir.
Elektronik kontrollü yeni nesil EPS sistemlerinde ise durum çok daha vahim; beyin akımı kesip arıza koduna geçtiğinde direksiyonu döndürmek için neredeyse traktör şoförü bile az gelir, o halde trafiğin ortasında o binlerce liralık demir yığınıyla baş başa kalmak işten bile değil.
Sokak arasında, düşük hızda ve dikkatli bir manevrayla belki evinizin önüne kadar sürünürsünüz, fakat otoyolda seyrederken o kutu kilitlenirse, sağa çekeyim derken kendinizi bariyere saplanmış bulmanız an meselesidir.
Asla risk almayın, çünkü o kutunun içinde dönen mil bir kez boşluğa düştüğünde, fizik kuralları ve metal yorgunluğu artık sizinle aynı fikirde olmayacaktır.
Yokuş aşağı inerken boşa atılan vitesler gibi trajikomik hatalar yapmayın, hidrolik sıvısının tamamen boşaldığı bir kutuyla kilometrelerce yol kat etmeye çalışmak sadece o anki cüzdanınızı değil, doğrudan hayatınızı tehlikeye atar.
Sanayinin kapısına kadar o aracı götürmenin tek yolu, eğer imkan varsa çekici çağırmaktır; yok ben mutlaka kendim süreceğim diyorsanız da, en fazla birkaç sokak ötedeki o dükkana varana kadar kalbinizin ağzınızda atacağını şimdiden kabul edin.