Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Küçük bir su sızıntısının bütün motoru ateşe atacağını kim bilebilirdi ki... Devirdaim pompası dediğimiz o minik parça, aslında kaputun altındaki en büyük kahramanlardan biridir. Su devridaim yapmadığı an, metal bloğun içi adeta bir cehenneme döner... Sadece motoru yakmakla kalmaz, cüzdanınızı da sessiz sedasız eritir bu ihmal.
Motor, soğuk suyu içinde döndüremediği vakit nefesi kesilir garibimin. Hararet ibresi tırmandıkça, beyin otomatik olarak yakıtı basmaya başlar ki dengeyi bulsun... Yani motor zorlandıkça daha çok yakar, siz de benzinliğe daha sık uğramak zorunda kalırsınız. İşte o yüzden, pompaya gelen en ufak bir zarar, doğrudan benzin deposuna uzanan bir el gibidir.
Bazen o kadar sinsi ilerler ki bu arıza, ruhunuz bile duymaz... Hafiften bir ses, belki kaputtan gelen tuhaf bir koku... Su eksiltiyor diye su ekleyip geçersiniz ama asıl mesele pompanın kanatlarının erimesidir. Pompalamayan bir pompa, motora sadece yük bindirir; yük bindikçe de araba gitmemek için dirsek çürütür resmen.
Hadi önemsemediniz diyelim, yola devam ettiniz... O motor var ya, o yüksek ısıda çalışırken verimliliğini tamamen yitirir. Sürtünme artar, pistonlar olması gerekenden çok daha ağır döner, direnç büyür... Bütün bu fazladan harcanan mekanik eforun bedelini de tabii ki yaktığınız yakıtla ödersiniz.
Aslında her şey birbiriyle öyle bir zincir ki kopmaya gelmez... Su pompası bozuldu mu soğutma sistemi çöker, sistem çöktü mü motor kendini korumaya çalışır, kendini korurken de oburlaşır da oburlaşır. Sonra da "Bu araba neden bu kadar çok yakmaya başladı?" diye hayıflanıp dururuz mahalle arasında...
Kaputu açıp da bir kerecik olsun o su eksilmesine bakmamak nelere mal oluyor bir bilseniz... Basit bir parça değişimiyle çözülecek iş, devasa faturalara dönüşüyor sonunda. Belki de zamanı gelmiştir artık o garip sesleri kulak arkası etmemenin, ha ne dersiniz?
Motor, soğuk suyu içinde döndüremediği vakit nefesi kesilir garibimin. Hararet ibresi tırmandıkça, beyin otomatik olarak yakıtı basmaya başlar ki dengeyi bulsun... Yani motor zorlandıkça daha çok yakar, siz de benzinliğe daha sık uğramak zorunda kalırsınız. İşte o yüzden, pompaya gelen en ufak bir zarar, doğrudan benzin deposuna uzanan bir el gibidir.
Bazen o kadar sinsi ilerler ki bu arıza, ruhunuz bile duymaz... Hafiften bir ses, belki kaputtan gelen tuhaf bir koku... Su eksiltiyor diye su ekleyip geçersiniz ama asıl mesele pompanın kanatlarının erimesidir. Pompalamayan bir pompa, motora sadece yük bindirir; yük bindikçe de araba gitmemek için dirsek çürütür resmen.
Hadi önemsemediniz diyelim, yola devam ettiniz... O motor var ya, o yüksek ısıda çalışırken verimliliğini tamamen yitirir. Sürtünme artar, pistonlar olması gerekenden çok daha ağır döner, direnç büyür... Bütün bu fazladan harcanan mekanik eforun bedelini de tabii ki yaktığınız yakıtla ödersiniz.
Aslında her şey birbiriyle öyle bir zincir ki kopmaya gelmez... Su pompası bozuldu mu soğutma sistemi çöker, sistem çöktü mü motor kendini korumaya çalışır, kendini korurken de oburlaşır da oburlaşır. Sonra da "Bu araba neden bu kadar çok yakmaya başladı?" diye hayıflanıp dururuz mahalle arasında...
Kaputu açıp da bir kerecik olsun o su eksilmesine bakmamak nelere mal oluyor bir bilseniz... Basit bir parça değişimiyle çözülecek iş, devasa faturalara dönüşüyor sonunda. Belki de zamanı gelmiştir artık o garip sesleri kulak arkası etmemenin, ha ne dersiniz?