Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Garajın loş ışığında o kara lekeye uzun uzun baktığımı hatırlıyorum da, insanın içini burkan cinsten bir durumdur aslında yağ çubuğundaki o sürpriz düşüş... Sabahın köründe kontağı çevirmeden önce kaputu açıp o bezi eline almak, sonra da çubuğu çekip o alt çizgiyi görmek var ya, işte o an bütün neşeni alıp götürür bir anda... Bin kilometre yol yaparsın, her şey güllük gülistanlık sanırsın ama motor sanki gizli bir delikten su içer gibi o yağı yutmuştur adeta. Renault'nun o meşhur dCi motoru, namıdiğer ecodrive efsanesi, yakıt cimriliğinde üzerine tanımaz bilirsiniz; otoyolda süzülürken mazot kokusuna bile acır neredeyse... Fakat sıra motordaki o siyah altına gelince işin rengi biraz değişiveriyor maalesef...
Kimi usta "Abi normal bu, dCi'lar azıcık koklar yağı" der işin içinden çıkar, kimi de yüzünü ekşitip "Komple motor inecek" diye gözünü korkutmaya çalışır hemen... Hangisine inanacağını şaşırırsın garibim sanayide; oysa işin aslı ne o abartıldığı kadar büyük bir felaket ne de öyle geçiştirilecek basit bir detay... Turbo milinden sızan o incecik yağ damlası mıdır suçlu olan, yoksa milyonlarca kilometre boyunca o silindirlerin içinde kahramanca çalışan segmanların artık yorulmaya başlaması mı... Kim bilir, belki de o eskidikçe plastikleşen supap lastikleri sabahın ilk çalışmasında yağı içeriye sızdırıp o mavi dumanı atıyordur arkadan usulca... İnsanın kafası kurcalanıyor işte, usta parmağıyla gösterene kadar insan kendi arabasının yabancısı kalıyor sanki...
Yağın o eksilme hızı da bir garip, kimi zaman uzun yolda yüksek devirde basarsın gazın telini, bakarsın ki motor sanki yağı yakıt gibi tüketmiş... Şehir içinde dur kalk trafiğinde tık ses çıkarmaz, uzun otoban yolculuğuna çıkınca o yağ lambası sinsi sinsi göz kırpar direksiyonun altından... Acaba diyorum, kullanılan o viskozite derecesi mi yanlış seçiliyor bizim bu sıcak memleketin yollarında... Fabrikanın yıllar önce kalın kapaklı o kalın kitapçıkta yazdığı rakamlar acaba bugünkü aşınmış motorlara hala şifa olabiliyor mu sahiden... Belki de biraz daha kalın, biraz daha dişli bir yağ koymak lazımdır motorun yaşı ilerledikçe...
Bazen parayı masaya koyup her şeyi sıfırdan toplatmak bile o gizli kaçağı durdurmaya yetmeyebiliyor bazen... O yüzden hemen telaşlanıp motoru kucaklamaya kalkmayın derim ben, önce o alt muhafazayı söküp bir bakın bakalım terleme var mı diye... Karter tapası diş sıyırmış olabilir mi acaba, ya da o intercooler borularının içinde biriken o yağ gölleri nerenin eseridir acep... Küçük detaylar bazen adamı vezir de eder rezil de, yeter ki sabırla o kokuyu takip etmesini bil... Sonuçta bu motorlar demir yığını değil ya, onların da bir ruhu var, ilgi istiyor, şefkat istiyor, zamanında değişen o filtreleri arıyor gözleri...
Kimi usta "Abi normal bu, dCi'lar azıcık koklar yağı" der işin içinden çıkar, kimi de yüzünü ekşitip "Komple motor inecek" diye gözünü korkutmaya çalışır hemen... Hangisine inanacağını şaşırırsın garibim sanayide; oysa işin aslı ne o abartıldığı kadar büyük bir felaket ne de öyle geçiştirilecek basit bir detay... Turbo milinden sızan o incecik yağ damlası mıdır suçlu olan, yoksa milyonlarca kilometre boyunca o silindirlerin içinde kahramanca çalışan segmanların artık yorulmaya başlaması mı... Kim bilir, belki de o eskidikçe plastikleşen supap lastikleri sabahın ilk çalışmasında yağı içeriye sızdırıp o mavi dumanı atıyordur arkadan usulca... İnsanın kafası kurcalanıyor işte, usta parmağıyla gösterene kadar insan kendi arabasının yabancısı kalıyor sanki...
Yağın o eksilme hızı da bir garip, kimi zaman uzun yolda yüksek devirde basarsın gazın telini, bakarsın ki motor sanki yağı yakıt gibi tüketmiş... Şehir içinde dur kalk trafiğinde tık ses çıkarmaz, uzun otoban yolculuğuna çıkınca o yağ lambası sinsi sinsi göz kırpar direksiyonun altından... Acaba diyorum, kullanılan o viskozite derecesi mi yanlış seçiliyor bizim bu sıcak memleketin yollarında... Fabrikanın yıllar önce kalın kapaklı o kalın kitapçıkta yazdığı rakamlar acaba bugünkü aşınmış motorlara hala şifa olabiliyor mu sahiden... Belki de biraz daha kalın, biraz daha dişli bir yağ koymak lazımdır motorun yaşı ilerledikçe...
Bazen parayı masaya koyup her şeyi sıfırdan toplatmak bile o gizli kaçağı durdurmaya yetmeyebiliyor bazen... O yüzden hemen telaşlanıp motoru kucaklamaya kalkmayın derim ben, önce o alt muhafazayı söküp bir bakın bakalım terleme var mı diye... Karter tapası diş sıyırmış olabilir mi acaba, ya da o intercooler borularının içinde biriken o yağ gölleri nerenin eseridir acep... Küçük detaylar bazen adamı vezir de eder rezil de, yeter ki sabırla o kokuyu takip etmesini bil... Sonuçta bu motorlar demir yığını değil ya, onların da bir ruhu var, ilgi istiyor, şefkat istiyor, zamanında değişen o filtreleri arıyor gözleri...