Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dacia’nın o tanıdık ve güven veren direksiyonundayken motor kaputunun altından bir anda yükselen o yabancı ses ya da ibrenin kırmızıya doğru göz kırpması, yolda bırakma korkusunu damarlarında hissettiğin o saniyelik gerçeğin ta kendisidir. Şehiriçi sıkışık trafikte ya da uzun yolun orta yerinde rölantide beklerken birden bire fanın devreye girmemesi, aslında otomobilin sana "ben artık nefes alamıyorum" deme şeklidir ve bu sessizlik çoğu zaman pahalı masrafların habercisidir.
Arabayı çalıştırıp kaputu açtığında bazen sadece küçük bir sigortanın eridiğini ya da müşürün temassızlık yaptığını görmek içini rahatlatır ama işin rengi fan motorunun tamamen yanmasıyla değiştiğinde o bütçe sarsılması canını epey yakacaktır. Termostatın zamanında açılmaması veya radyatör peteklerinin yılların getirdiği tortuyla tamamen tıkanması, suyun devir daim yapmasını engelleyerek fanı ne kadar zorlasan da boşuna kürek çektiğin bir çıkmaza sokar.
Gösterge panelindeki hararet ibresinin normalde durduğu o güvenli çizginin dışına çıkıp tırmanmaya başladığını fark ettiğin an, müziğin sesini kısıp motorun o garip sesine kulak vermen gereken kritik eşiktir; çünkü o an yapacağın iki dakikalık bir kontrol, silindir kapak contası yakıp motoru kucağına almanın tek ve en kesin engelidir. Fan müşürünün bozulması durumunda beyin motora soğuk komutu veremez, fan fırçaları kömür bittiği için döneceği yeri unutur ve sen trafikte çaresizce sıcak havanın motora yürümesini izlersin.
Zaman zaman ustanın dükkanına gidip "abi bu fan neden hiç açmıyor" diye sorduğunda aldığın "kablosu sıyrılmış" cevabı aslında ne kadar ucuz atlattığının net bir kanıtıdır ama bazen de işin ucu komple tesisat değişimine kadar uzanır. Düzenli aralıklarla antifriz oranını kontrol etmek, radyatör suyunun zamanı geldiğinde mutlaka yenilenmesi ve fanın pervanesine takılan yaprak ya da çamurun temizlenmesi, bu kronik gibi görünen ama aslında tamamen ihmalden doğan dertleri başlamadan bitirir.
Yolda giderken motorun sesindeki o kalınlaşmayı, kaputtan yayılan o hafif kavruk kokuyu ve fanın o her zamanki uğultusunu duyamadığın o sessizliği asla kulak ardı etme; çünkü Dacia sağlam arabadır evet, yolda bırakmaz derler ama susuzluğa ve hararete hiçbir demir yığını sonsuza kadar dayanamaz. Ara sıra kaputu kaldırıp şöyle bir bakmak, fan fişlerini elinle şöyle bir yoklamak ve en önemlisi arabanın sana verdiği o küçük sinyalleri okumak, hem cebini hem de ruh sağlığını korumanın en kestirme yoludur...
Arabayı çalıştırıp kaputu açtığında bazen sadece küçük bir sigortanın eridiğini ya da müşürün temassızlık yaptığını görmek içini rahatlatır ama işin rengi fan motorunun tamamen yanmasıyla değiştiğinde o bütçe sarsılması canını epey yakacaktır. Termostatın zamanında açılmaması veya radyatör peteklerinin yılların getirdiği tortuyla tamamen tıkanması, suyun devir daim yapmasını engelleyerek fanı ne kadar zorlasan da boşuna kürek çektiğin bir çıkmaza sokar.
Gösterge panelindeki hararet ibresinin normalde durduğu o güvenli çizginin dışına çıkıp tırmanmaya başladığını fark ettiğin an, müziğin sesini kısıp motorun o garip sesine kulak vermen gereken kritik eşiktir; çünkü o an yapacağın iki dakikalık bir kontrol, silindir kapak contası yakıp motoru kucağına almanın tek ve en kesin engelidir. Fan müşürünün bozulması durumunda beyin motora soğuk komutu veremez, fan fırçaları kömür bittiği için döneceği yeri unutur ve sen trafikte çaresizce sıcak havanın motora yürümesini izlersin.
Zaman zaman ustanın dükkanına gidip "abi bu fan neden hiç açmıyor" diye sorduğunda aldığın "kablosu sıyrılmış" cevabı aslında ne kadar ucuz atlattığının net bir kanıtıdır ama bazen de işin ucu komple tesisat değişimine kadar uzanır. Düzenli aralıklarla antifriz oranını kontrol etmek, radyatör suyunun zamanı geldiğinde mutlaka yenilenmesi ve fanın pervanesine takılan yaprak ya da çamurun temizlenmesi, bu kronik gibi görünen ama aslında tamamen ihmalden doğan dertleri başlamadan bitirir.
Yolda giderken motorun sesindeki o kalınlaşmayı, kaputtan yayılan o hafif kavruk kokuyu ve fanın o her zamanki uğultusunu duyamadığın o sessizliği asla kulak ardı etme; çünkü Dacia sağlam arabadır evet, yolda bırakmaz derler ama susuzluğa ve hararete hiçbir demir yığını sonsuza kadar dayanamaz. Ara sıra kaputu kaldırıp şöyle bir bakmak, fan fişlerini elinle şöyle bir yoklamak ve en önemlisi arabanın sana verdiği o küçük sinyalleri okumak, hem cebini hem de ruh sağlığını korumanın en kestirme yoludur...