Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır o asfaltı aşındıran, kapısını çektiğinde o tok olmayan ama iş bitiren sesi çıkaran Logan'ın direksiyonundayım yine; bu kez motor kulağındaki o minik esnemeyi, rölantideki o hafif tir tir titremeyi dinliyorum.
Enjektör memelerindeki kurum birikimi bir sabah rölantiyi dalgalandırırken, Euro 4 veya Euro 5 dönemi dizellerin o zarif mazot pompası basınç düşüklüğü tam da yokuş başlarında kafanızı kurcalayabilir...
Şanzıman demişken, özellikle 1.5 dCi versiyonlarda vites geçişlerindeki o kemikli hissin gerisinde, debriyaj bilyasının yıllara yenik düşen hafif homurtusu yatar, peki ya o aks kafalarından gelen gelen o metalik tıkırtılar?
Ön takımın o sadık rotilleri her çukurda ses yaparken, amortisör üst takozlarının bilyaları sıkışıp direksiyonu döndürürken gıcırdamaya başlar... Acaba o ses sadece bir kauçuk takoz meselesi mi, yoksa taşıyıcının bizzat kendisi mi yoruldu?
Elektrik tesisatına gelince; sol sinyal kolundaki o temassızlık bazen uzun yolda farları bile selektör gibi titretebilir, sigorta kutusundaki o oksitlenme motorun ansızın stop etmesine yol açabilir...
Egzoz manifoltunun o ince çatlağı kaputun altından içeri hafif bir gaz kokusu sızdırırken, aslında motorun ne kadar sadık ama bir o kadar da nazlı olduğunu fısıldar size...
Triger setinin değişimi sadece bir kilometre kuralı değil, devirdaim pompasının o mil boşluğundan sızdıran pembe antifriz damlalarıyla anlaşılan sessiz bir alarmdır...
Fren disklerinin o sıcak asfaltta su birikintisiyle buluşup hafifçe çarpılması, 110 kilometre hızla giderken direksiyonda hissedilen o ince titremenin ta kendisidir, yani fren ana merkezinin o hidrolik basınç kaçağı...
Zamanla torpido gözünün o plastik tırnakları kırılır, kalorifer peteği tıkanır ve kış günü ayaklarınız üşümeye başlar, halbuki o motor harareti tam saat gibi doksan derecededir...
Bütün bu küçük detaylar bir araya geldiğinde Logan sadece bir otomobil değil, mekanikle sürücünün mahalle arasında geçen sessiz ve inatçı bir dertleşmesidir...
Enjektör memelerindeki kurum birikimi bir sabah rölantiyi dalgalandırırken, Euro 4 veya Euro 5 dönemi dizellerin o zarif mazot pompası basınç düşüklüğü tam da yokuş başlarında kafanızı kurcalayabilir...
Şanzıman demişken, özellikle 1.5 dCi versiyonlarda vites geçişlerindeki o kemikli hissin gerisinde, debriyaj bilyasının yıllara yenik düşen hafif homurtusu yatar, peki ya o aks kafalarından gelen gelen o metalik tıkırtılar?
Ön takımın o sadık rotilleri her çukurda ses yaparken, amortisör üst takozlarının bilyaları sıkışıp direksiyonu döndürürken gıcırdamaya başlar... Acaba o ses sadece bir kauçuk takoz meselesi mi, yoksa taşıyıcının bizzat kendisi mi yoruldu?
Elektrik tesisatına gelince; sol sinyal kolundaki o temassızlık bazen uzun yolda farları bile selektör gibi titretebilir, sigorta kutusundaki o oksitlenme motorun ansızın stop etmesine yol açabilir...
Egzoz manifoltunun o ince çatlağı kaputun altından içeri hafif bir gaz kokusu sızdırırken, aslında motorun ne kadar sadık ama bir o kadar da nazlı olduğunu fısıldar size...
Triger setinin değişimi sadece bir kilometre kuralı değil, devirdaim pompasının o mil boşluğundan sızdıran pembe antifriz damlalarıyla anlaşılan sessiz bir alarmdır...
Fren disklerinin o sıcak asfaltta su birikintisiyle buluşup hafifçe çarpılması, 110 kilometre hızla giderken direksiyonda hissedilen o ince titremenin ta kendisidir, yani fren ana merkezinin o hidrolik basınç kaçağı...
Zamanla torpido gözünün o plastik tırnakları kırılır, kalorifer peteği tıkanır ve kış günü ayaklarınız üşümeye başlar, halbuki o motor harareti tam saat gibi doksan derecededir...
Bütün bu küçük detaylar bir araya geldiğinde Logan sadece bir otomobil değil, mekanikle sürücünün mahalle arasında geçen sessiz ve inatçı bir dertleşmesidir...