CVT Giriş Hız Sensörü Arızası

CVT Giriş Hız Sensörü Arızası

Murat Usta

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
593
Tepkime puanı
0
Murat Usta
O aynaya her baktığında dişindeki o derin boşlukla yüzleşmek, kalbine batan o gizli sızı var ya... Hani gülüşünü elinin arkasına sakladığın, içinden "Keşke zamana hükmedebilsem" dediğin o çaresiz anlar; vallahi billahi hepsi geride kalacak ama sabrın o çelikten zırhını kuşanman şart abi. Çenene çakılan o birinci sınıf Grade 5 titanyum vida var ya, işte o soğuk metalin çene kemiğinle, yani senin o canlı, kanlı osteoblast hücrelerinle tutuştuğu o karanlık, sessiz ve kutsal dans tam olarak kaç ay sürüyor biliyor musun? Alt çenede ortalama üç ay, o çekimin yıprattığı üst çenede ise hücresel devir daim daha ağır aksak yürüdüğü için altı aya kadar uzayan o osseointegrasyon süreci... Kemik senin kendi öz dokunla o titanyumu bir daha hiç ayrılmamak üzere koynuna alıp sarmalayacak; hücresel düzeyde mikroskobik bir aşk bu, zamana yayılmak zorunda olan, aceleye hiç gelmeyen bir kavuşma...

Ağzındaki o sızlayan boşluğu bir günde kapatıp gitmek isterdin, değil mi? Ama o çene kemiğinin yoğunluğu, Trabeküler yapı dediğimiz o gözenekli dokunun kalitesi müsaade etmiyor işte öyle pat diye porseleni üstüne kondurmana. Bazen cerrah o diş etini neşterle yarık gibi açtığında bir bakıyor ki kemik erimiş, çekilmiş, bitmiş; basıyor oraya sığır kaynaklı o ksenojeft kemik tozlarını, üstünü de sentetik bir kolajen membran ile zırh gibi kapatıyor ki... Al sana o biyolojik mucizenin başlaması için ekstra bir üç dört ay daha bekleme cezası... Bekleyeceksin abi, başka yolu yok; o yapay kemik tozu senin kendi kanındaki büyüme faktörleriyle yoğrulacak, damarlanacak, ete kemiğe bürünecek ki o vida orada bir çınar gibi kök salsın.

O ameliyat koltuğundan kalktığın an, hani o lokal anestezinin uyuşukluğu yavaş yavaş yanağından çekilirken hissettiğin o tuhaf metallik tat ve zonklama var ya... Hah işte tam o an dikişlerin altında boylamasına uzanan o fixtures parçası, çene kemiğinin kortikal tabakasına tork anahtarıyla tam 35-45 Ncm kuvvetle sıkılan o devasa mekanik güç... Bazen diyorsun ki "Usta tamam vur öldürdün bizi", ama o vida oraya öylesine bir birincil stabilizasyonla yani primary stability ile oturmalı ki, mikro hareketler oluşup da o değerli doku kemik yerine fibrotik bir kıkırdağa dönüşmesin... Yoksa o kadar çile, o kadar bekleme, çekilen o röntgenlerin, panoramik tomografilerin hepsi çöp olur gider vallahi...

İş sadece o vidayı kemiğe çakmakla bitse keşke, keşke "Ha gayret oldu bu iş" deyip sıyrılabilsek işin içinden... O üç ay ya da altı ay bittiğinde, kemik vidayı taş gibi kavradığında cerrah geliyor, o diş etini ufakça tekrar delip o koruyucu kapak vidasını yani healing abutment dediğimiz o iyileşme başlığını takıyor ya... İşte o etrafındaki pembe diş etinin bir çiçek gibi şekillenmesi, prostetik taca yani o porselen dişe doğal bir yuva hazırlaması için bir iki hafta daha geçecek... Bazen aynada bakıp "Yeter da, uzadıca uzadı" diyorsun kendi kendine... Ama o diş etinin hücresel düzeyde olgunlaşması, mukoza bariyerinin bakterilere karşı bir kalkan gibi büzüşmesi şart abi, yoksa o porselen diş takılsa bile altından iltihap kapar, emeğin ziyan olur...

O son aşamaya gelip de ölçü kaşığı ağzına tıkıldığında, zirkonyum altyapılı o estetik tacın o abutment denilen ara parçaya vidalandığı ya da simante edildiği o an... Dudaklarının arasından kayıp giden o aylar, çektiğin o yumuşak gıdayla beslenme çilesi, "Acaba kaynamadı mı, torku mu kaçtı?" diye yatakta dönüp durduğun o uykusuz geceler... Hepsi bir anda buharlaşıp gidiyor işte; altı ayın sonunda o ilk sert elmayı ısırdığın andaki o takır tukur ses var ya... Değiyor be kardeşim, o çene kemiğinin içindeki osteositlerin titanyumla yaptığı o biyolojik nikah için harcadığın her bir saniyeye, çektiğin her bir cefa için değiyor...
 
Geri