Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel bir Citroen kullanıyorsanız o küçük turuncu ikaz ışığının ekranda belirmesiyle başlayan gerginliği gayet iyi biliyorsunuzdur; sanki otomobiliniz size sessizce küsmüş de derdini anlatamıyormuş gibi hissettirir insana... Aslında o lamba motorun kalbinde biriken kurumun artık tıkırtı yapmaya başladığının en net, en yalın ispatıdır ve şehir içinde sürekli yarım kalan kısa mesafeli sürüşler bu filtrenin en büyük düşmanıdır. Egzozdan atılması gereken o siyah zerrecikler dışarı çıkamayarak filtre peteklerini tıkar, motor da bu durumu size anında rapor eder. Yani ortada ani gelişen korkunç bir mekanik arıza yoktur, sadece biraz sıkışmışlık ve nefessiz kalma hali vardır... Aracı bazen hiç zorlamadan, sadece evden bakkala gider gibi kullanmak bu filtrenin ölüm fermanını imzalamakla eşdeğerdir; çünkü kurumun yanması için gereken o yüksek egzoz sıcaklığı asla yakalanamaz.
Peki bu inatçı lamba yandığında direksiyona geçip hemen paniğe kapılmak gerçekten mantıklı mı, yoksa sadece arabayı biraz kendi haline bırakmak mı gerekir? Şehirler arası yola çıkıp devirli bir şekilde otuz kırk kilometre aralıksız tın tın ilerlemek bazen tüm meseleyi kökünden çözer; motor yeterince ısınebildiğinde o biriken kurumlar kül olup egzozdan dışarı uçup gider zaten. Tabii her zaman bu kadar şanslı olamayabilirsiniz; bazen sensörler o kadar yanmıştır ki beyin artık kendi kendine bu temizliği yapamayacak kadar geç kalındığını söyler size. Servis yolları görünmüştür artık, dijital cihazlara bağlanıp zorla bir rejenerasyon başlatılması şarttır aksi takdirde masraf katlanarak büyür. Kimi zaman ustalar filtreyi söküp özel kimyasallarla yıkamayı denerler, kimi zaman da hiç uğraşmadan doğrudan değişim masasına yatırırlar otomobili...
Otomobilinizle ne kadar çok haşır neşir olursanız, motorun çıkardığı o hafif homurtulardan ne demek istediğini o kadar çabuk sezmeye başlarsınız aslında. Sürekli aynı devirde, aynı vitesle ve düşük hızlarda direksiyon sallamak modern dizel motorların doğasına tamamen aykırıdır; bu makineler biraz rüzgâr, biraz uzun yol ve bolca nefes ister. Haftada bir de olsa otobana bağlanıp motoru biraz konuşturmak, o egzoz yolunu pırıl pırıl tutmanın en ucuz ve en akıllıca yoludur. Bakımları zamanında yaptırmak, kaliteli yakıt seçmek ve motoru çalışttrıdıktan hemen sonra gaza yüklenmemek gibi basit detaylar bu sarı lambanın ömrünüz boyunca bir daha hiç yanmamasını sağlayabilir. Unutmayın ki otomobiller de tıpkı bizim gibidir; onları boğarsınız daralırlar, özgür bıraktığınızda ise yolları akıp giderler...
Peki bu inatçı lamba yandığında direksiyona geçip hemen paniğe kapılmak gerçekten mantıklı mı, yoksa sadece arabayı biraz kendi haline bırakmak mı gerekir? Şehirler arası yola çıkıp devirli bir şekilde otuz kırk kilometre aralıksız tın tın ilerlemek bazen tüm meseleyi kökünden çözer; motor yeterince ısınebildiğinde o biriken kurumlar kül olup egzozdan dışarı uçup gider zaten. Tabii her zaman bu kadar şanslı olamayabilirsiniz; bazen sensörler o kadar yanmıştır ki beyin artık kendi kendine bu temizliği yapamayacak kadar geç kalındığını söyler size. Servis yolları görünmüştür artık, dijital cihazlara bağlanıp zorla bir rejenerasyon başlatılması şarttır aksi takdirde masraf katlanarak büyür. Kimi zaman ustalar filtreyi söküp özel kimyasallarla yıkamayı denerler, kimi zaman da hiç uğraşmadan doğrudan değişim masasına yatırırlar otomobili...
Otomobilinizle ne kadar çok haşır neşir olursanız, motorun çıkardığı o hafif homurtulardan ne demek istediğini o kadar çabuk sezmeye başlarsınız aslında. Sürekli aynı devirde, aynı vitesle ve düşük hızlarda direksiyon sallamak modern dizel motorların doğasına tamamen aykırıdır; bu makineler biraz rüzgâr, biraz uzun yol ve bolca nefes ister. Haftada bir de olsa otobana bağlanıp motoru biraz konuşturmak, o egzoz yolunu pırıl pırıl tutmanın en ucuz ve en akıllıca yoludur. Bakımları zamanında yaptırmak, kaliteli yakıt seçmek ve motoru çalışttrıdıktan hemen sonra gaza yüklenmemek gibi basit detaylar bu sarı lambanın ömrünüz boyunca bir daha hiç yanmamasını sağlayabilir. Unutmayın ki otomobiller de tıpkı bizim gibidir; onları boğarsınız daralırlar, özgür bıraktığınızda ise yolları akıp giderler...