Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarını yollarda, servis köşelerinde ve dizel motorların o gizemli homurtularını dinleyerek geçirmiş eski bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki, Fransız mühendisliğinin o konforlu araçlarında beliren dizel partikül filtresi tıkanıklıkları, sahipleri için adeta bitmek bilmeyen bir sessiz kabusa dönüşebiliyor; evet, o modern Citroen'lerin altından gelen hafif bir sarsıntı veya ekranda beliren o uykusuzluk verici ikaz lambası, aslında motorun adeta "nefes alamıyorum" çığlığından başka bir şey değildir.
Şehir içi dur-kalk trafiğinde, motor tam çalışma ısısına bile ulaşamadan yapılan o kısa mesafeli yolculuklar, egzoz gazındaki o kara konukların filtrenin peteklerine sinsice yerleşmesine zemin hazırlıyor; yani o zarif C-Elysée veya Picasso, her sabah köşe başındaki bakkala giderken aslında kendi ciğerlerini biraz daha tıkayarak yoruluyor ve bu durum kaçınılmaz sonu her geçen kilometre biraz daha hızlandırıyor.
Kimi zaman sürücü koltuğunda otururken fark edersiniz o değişimi, egzozdan yayılan o garip kokuyu içime çektiğimde anlarım ki rezonans bozulmuş; motorun o huzurlu çalışma ritmi gidip yerine hafif bir hırıltı gelmişse, bil ki egzoz gazı arkada bir yerde sıkışıp kalmıştır ve dışarı çıkmak için kendine bir çıkış yolu arıyordur.
Yüksek devirlerde uzun yola çıkma lüksünü unuttuğumuz o yoğun metropol hayatında, aracın kendi kendini temizleme mekanizması olan rejenerasyon döngüsü yarım kalıyor; oysa otobana çıkıp en az yirmi dakika boyunca motoru üç bin devirde tutabilsek, o biriken kurumlar yüksek ısıda kül olup uçacak ama nerede, o sabır ve o boş yol artık kimde var ki?
Servis kapılarında usta ellerin cihaza bağlayıp "abi bu filtre artık dolmuş, değişmesi lazım" dediği o an, ruhunuzda beliren o derin cüzdan sızısını çok iyi biliyorum; oysa belki de sadece doğru yakıtı seçmemek ya da motor yağı kalitesine dikkat etmemekti bütün bu masrafın gizli sebebi, kim bilir?
Elektronik sensörlerin arıza lambasını yakarak size sunduğu o soğuk uyarı yazıları bazen gerçeği gizler; çünkü asıl mesele sensörün kendisinde değil, onun arkasında tonla kurum biriktirmiş olan o seramik yapının ta kendisidir ve siz sadece geçici bir sıfırlamayla sorunu çözdüğünüzü sanırken, o içeride sinsice büyümeye devam eder.
Belki de en iyisi, arabanın gaz pedalına basarken çıkardığı o hafif homurtuyu dinlemeyi öğrenmek, motorun dilinden anlamak ve ona şehir içinde bile arada bir nefes alabileceği o küçük kaçamakları tanımaktır; ne dersiniz, bazen makineler de insanlara benzer, biraz şefkat ve doğru nefes isterler sadece.
Şehir içi dur-kalk trafiğinde, motor tam çalışma ısısına bile ulaşamadan yapılan o kısa mesafeli yolculuklar, egzoz gazındaki o kara konukların filtrenin peteklerine sinsice yerleşmesine zemin hazırlıyor; yani o zarif C-Elysée veya Picasso, her sabah köşe başındaki bakkala giderken aslında kendi ciğerlerini biraz daha tıkayarak yoruluyor ve bu durum kaçınılmaz sonu her geçen kilometre biraz daha hızlandırıyor.
Kimi zaman sürücü koltuğunda otururken fark edersiniz o değişimi, egzozdan yayılan o garip kokuyu içime çektiğimde anlarım ki rezonans bozulmuş; motorun o huzurlu çalışma ritmi gidip yerine hafif bir hırıltı gelmişse, bil ki egzoz gazı arkada bir yerde sıkışıp kalmıştır ve dışarı çıkmak için kendine bir çıkış yolu arıyordur.
Yüksek devirlerde uzun yola çıkma lüksünü unuttuğumuz o yoğun metropol hayatında, aracın kendi kendini temizleme mekanizması olan rejenerasyon döngüsü yarım kalıyor; oysa otobana çıkıp en az yirmi dakika boyunca motoru üç bin devirde tutabilsek, o biriken kurumlar yüksek ısıda kül olup uçacak ama nerede, o sabır ve o boş yol artık kimde var ki?
Servis kapılarında usta ellerin cihaza bağlayıp "abi bu filtre artık dolmuş, değişmesi lazım" dediği o an, ruhunuzda beliren o derin cüzdan sızısını çok iyi biliyorum; oysa belki de sadece doğru yakıtı seçmemek ya da motor yağı kalitesine dikkat etmemekti bütün bu masrafın gizli sebebi, kim bilir?
Elektronik sensörlerin arıza lambasını yakarak size sunduğu o soğuk uyarı yazıları bazen gerçeği gizler; çünkü asıl mesele sensörün kendisinde değil, onun arkasında tonla kurum biriktirmiş olan o seramik yapının ta kendisidir ve siz sadece geçici bir sıfırlamayla sorunu çözdüğünüzü sanırken, o içeride sinsice büyümeye devam eder.
Belki de en iyisi, arabanın gaz pedalına basarken çıkardığı o hafif homurtuyu dinlemeyi öğrenmek, motorun dilinden anlamak ve ona şehir içinde bile arada bir nefes alabileceği o küçük kaçamakları tanımaktır; ne dersiniz, bazen makineler de insanlara benzer, biraz şefkat ve doğru nefes isterler sadece.