Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun başına geçtiğinde o çok iyi bildiğin, tanıdık motor sesinin yerini pürüzlü ve sarsıntılı bir çalışmaya bıraktığını fark ettiğin o an vardır ya, işte tam orada durup düşünmen gerekir. Sürücülerin büyük çoğunluğu böyle bir durumda hemen en pahalı senaryolara odaklanır, enjektörlerden şüphelenir ya da yakıt pompasının bittiğine hükmeder; oysa kaputun altında sessiz sedasız görevini yapan, zamana ve yüksek ısıya yenik düşmüş incecik bir iletken hattı gözden kaçırırsın. Buji kablosu dediğimiz bu mütevazı parça, ateşleme bobininden aldığı binlerce voltluk yüksek gerilimi bujinin ucuna kadar taşırken adeta bir köprü görevi görür ve bu köprünün ayakları zamanla çürümeye başladığında motorun nefesi kesilmeye başlar. Zamanında müdahale edilmeyen her km, sadece sürüş keyfini çalmakla kalmaz, aynı zamanda yanmamış benzin ya da LPG gazının egzoz sistemine ulaşarak katalitik konvertörü eritmesine kadar varan ciddi bir masraf kapısını da aralar.
Hava karardığında kaputu açıp karanlıkta motoru çalıştırdın mı hiç, eğer kablolardan dışarıya minik mavi kıvılcımlar atlıyorsa işin artık şakası kalmamış demektir. Kablo kılıfının dış yüzeyindeki kauçuk veya silikon katman, engine bay dediğimiz o sürekli sıcak ve yağlı ortamda zamanla sertleşir, esnekliğini kaybeder ve mikroskobik düzeyde çatlamaya başlar. Yalıtımı zayıflayan bir sistemde elektrik daima en kolay yolu seçeceğinden, bujiye gitmesi gereken o güçlü akım motor bloğuna kaçak yapar ve sen de gaza bastığında arabanın aniden silkindiğini, göğüsteki arıza lambasının gözünün içine bakarak göz kırptığını görürsün. Yani kısacası, akım gitmesi gereken yere ulaşamıyordur ve o küçücük kıvılcım zayıf kaldığı için silindirdeki hava-yakıt karışımı tam anlamıyla patlayamaz...
Özellikle yağmurlu günlerde ya da sabahın ilk saatlerinde nem oranı tavan yapmışken marşa bastığında araba zorlanıyorsa, motor sanki üç silindir çalışıyormuş gibi davranıyorsa okları hemen bu iletken hatlara çevirmen gerekir. Islak ve nemli havalar, yalıtımı bitmiş kabloların maskesini anında düşürür çünkü su elektriği sever ve kaçakların şiddetini bir anda iki katına çıkarır. Isınana kadar öksüren, gaza bastıkça isteksizce devirlenen bir otomobil sana aslında açıkça bir şeyler anlatmaya çalışıyordur; "beni biraz dinle, o üzerimdeki eski parçaları artık emekliye ayır" diyordur adeta. Yolda kalmanın, en beklenmedik anda çekici beklemek zorunda kalmanın stresiyle kıyaslandığında periyodik olarak bu hattı yenilemek sana hem zamandan hem de ciddi bir psikolojik konfordan kazandırır.
Üreticiler genelde belirli bir km aralığı telaffuz ederler, ortalama 60 bin ile 80 bin kilometre arasında değişim önerilir fakat yaşadığın şehrin iklimi, trafiğin yoğunluğu ve kaput altındaki sıcaklık dengesi bu süreleri altüst edebilir. Şehir içi dur-kalk trafiğinde uzun saatler çalışan bir motorun ısı yükü ile uzun yolda sabit hızla giden bir aracın yıpranma payı asla bir olmaz, bu yüzden kilometreden ziyade fiziki duruma ve motorun verdiği tepkilere odaklanmak en mantıklı yoldur. Kabloyu eline aldığında sertleşmişse, üzerinde yağ birikintileri nedeniyle yumuşama veya şekil bozukluğu oluşmuşsa ya da uç kısımlarındaki oksitlenmeyi fark ettiysen kilometre sayacına bakmanın hiçbir anlamı kalmamıştır. Bir de tabii LPG'li araç kullanıyorsan bu durum iki kat daha kritik bir hal alır çünkü gazlı sistemlerin tutuşma sıcaklığı benzininkinden çok daha yüksektir ve kusursuz bir ateşleme gücü ister.
Servise gittiğinde sadece bujileri değiştirip "kablolar idare eder" diyen usta sözüne pek kulak asmamanı tavsiye ederim, çünkü yeni bir buji zayıf bir iletkenle asla tam performans veremez. Sistem bir bütündür ve en zayıf halkan kadar güçlüsündür; ateşleme bobini, kablo ve buji üçlüsü adeta bir orkestra gibi uyum içinde çalışmak zorundadır. Eskimiş bir iletken hat yüzünden direnç yükselir, yükselen direnç ateşleme bobinine aşırı yük bindirir ve bir bakmışsın ki sadece basit bir kablo setini değiştirmekten kaçınırken pahalı bir bobini de eline almışsın. Dolayısıyla bu değişimi bir masraf olarak değil, otomobilinin kalbini rahatlatan ve yakıt tüketimini ideal seviyelerde tutan doğrudan bir yatırım olarak görmek lazım.
Hava karardığında kaputu açıp karanlıkta motoru çalıştırdın mı hiç, eğer kablolardan dışarıya minik mavi kıvılcımlar atlıyorsa işin artık şakası kalmamış demektir. Kablo kılıfının dış yüzeyindeki kauçuk veya silikon katman, engine bay dediğimiz o sürekli sıcak ve yağlı ortamda zamanla sertleşir, esnekliğini kaybeder ve mikroskobik düzeyde çatlamaya başlar. Yalıtımı zayıflayan bir sistemde elektrik daima en kolay yolu seçeceğinden, bujiye gitmesi gereken o güçlü akım motor bloğuna kaçak yapar ve sen de gaza bastığında arabanın aniden silkindiğini, göğüsteki arıza lambasının gözünün içine bakarak göz kırptığını görürsün. Yani kısacası, akım gitmesi gereken yere ulaşamıyordur ve o küçücük kıvılcım zayıf kaldığı için silindirdeki hava-yakıt karışımı tam anlamıyla patlayamaz...
Özellikle yağmurlu günlerde ya da sabahın ilk saatlerinde nem oranı tavan yapmışken marşa bastığında araba zorlanıyorsa, motor sanki üç silindir çalışıyormuş gibi davranıyorsa okları hemen bu iletken hatlara çevirmen gerekir. Islak ve nemli havalar, yalıtımı bitmiş kabloların maskesini anında düşürür çünkü su elektriği sever ve kaçakların şiddetini bir anda iki katına çıkarır. Isınana kadar öksüren, gaza bastıkça isteksizce devirlenen bir otomobil sana aslında açıkça bir şeyler anlatmaya çalışıyordur; "beni biraz dinle, o üzerimdeki eski parçaları artık emekliye ayır" diyordur adeta. Yolda kalmanın, en beklenmedik anda çekici beklemek zorunda kalmanın stresiyle kıyaslandığında periyodik olarak bu hattı yenilemek sana hem zamandan hem de ciddi bir psikolojik konfordan kazandırır.
Üreticiler genelde belirli bir km aralığı telaffuz ederler, ortalama 60 bin ile 80 bin kilometre arasında değişim önerilir fakat yaşadığın şehrin iklimi, trafiğin yoğunluğu ve kaput altındaki sıcaklık dengesi bu süreleri altüst edebilir. Şehir içi dur-kalk trafiğinde uzun saatler çalışan bir motorun ısı yükü ile uzun yolda sabit hızla giden bir aracın yıpranma payı asla bir olmaz, bu yüzden kilometreden ziyade fiziki duruma ve motorun verdiği tepkilere odaklanmak en mantıklı yoldur. Kabloyu eline aldığında sertleşmişse, üzerinde yağ birikintileri nedeniyle yumuşama veya şekil bozukluğu oluşmuşsa ya da uç kısımlarındaki oksitlenmeyi fark ettiysen kilometre sayacına bakmanın hiçbir anlamı kalmamıştır. Bir de tabii LPG'li araç kullanıyorsan bu durum iki kat daha kritik bir hal alır çünkü gazlı sistemlerin tutuşma sıcaklığı benzininkinden çok daha yüksektir ve kusursuz bir ateşleme gücü ister.
Servise gittiğinde sadece bujileri değiştirip "kablolar idare eder" diyen usta sözüne pek kulak asmamanı tavsiye ederim, çünkü yeni bir buji zayıf bir iletkenle asla tam performans veremez. Sistem bir bütündür ve en zayıf halkan kadar güçlüsündür; ateşleme bobini, kablo ve buji üçlüsü adeta bir orkestra gibi uyum içinde çalışmak zorundadır. Eskimiş bir iletken hat yüzünden direnç yükselir, yükselen direnç ateşleme bobinine aşırı yük bindirir ve bir bakmışsın ki sadece basit bir kablo setini değiştirmekten kaçınırken pahalı bir bobini de eline almışsın. Dolayısıyla bu değişimi bir masraf olarak değil, otomobilinin kalbini rahatlatan ve yakıt tüketimini ideal seviyelerde tutan doğrudan bir yatırım olarak görmek lazım.