Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce otoyolun ortasında, kaputtan yükselen o incecik buharı gördüğüm anı hâlâ unutamam; insan o sessizliğin içinde önce ne olduğunu anlamakta zorlanıyor.
Alman mühendisliğinin o kusursuz hesaplanmış plastik rakorları zamanla sıcağa yenik düşüyor ve motoru korumak için tasarlanan o devasa sistem birdenbire size sırt çeviriveriyor.
Gösterge panelindeki o küçük hararet ibresi bir milim bile kıpırdadığında aslında içeride ne büyük bir fırtınanın koptuğunu hayal edebiliyor musun?
Genleşme tankının kılcal çatlaklarından sızan o pembe antifriz kokusu, garajda sabahları sizi karşılayan en sadık ama bir o kadar da tehlikeli iblittir sanki.
Radyatör peteklerinin arasına yıllarca doluşan toz ve yaprak yığınları, o serinletici rüzgarı içeri almamak için sanki yemin etmiş gibi direniyor.
Devirdaim pompasının kanatçıkları zamanla aşınıp görevini yapamaz hale geldiğinde, su yerinde sayıyor ve motor adeta kendi ateşiyle kavruluyor.
Asla ihmale gelmez bu işler; çünkü o küçük su damlası büyür, bir bakmışsınız silindir kapak contası yanmış ve masraf katlanarak dağ gibi büyümüş.
Usta ellerin bile bazen gözünden kaçan küçük bir hava kabarcığı, bütün sistemi kilitlemeye ve sizi yollarda perişan etmeye yetiyor da artıyor bile.
Hani derler ya can çıkar huy çıkmaz; bu otomobiller de ilgi istiyor, şefkat istiyor, özellikle de o hassas soğutma kanallarında tertemiz su istiyor...
Sıvı seviyesini kontrol etmek sadece kaputu açıp bakmaktan ibaret değil; o plastik boruların sertleşip sertleşmediğine parmak ucuyla dokunmak gerekiyor bazen.
Alman mühendisliğinin o kusursuz hesaplanmış plastik rakorları zamanla sıcağa yenik düşüyor ve motoru korumak için tasarlanan o devasa sistem birdenbire size sırt çeviriveriyor.
Gösterge panelindeki o küçük hararet ibresi bir milim bile kıpırdadığında aslında içeride ne büyük bir fırtınanın koptuğunu hayal edebiliyor musun?
Genleşme tankının kılcal çatlaklarından sızan o pembe antifriz kokusu, garajda sabahları sizi karşılayan en sadık ama bir o kadar da tehlikeli iblittir sanki.
Radyatör peteklerinin arasına yıllarca doluşan toz ve yaprak yığınları, o serinletici rüzgarı içeri almamak için sanki yemin etmiş gibi direniyor.
Devirdaim pompasının kanatçıkları zamanla aşınıp görevini yapamaz hale geldiğinde, su yerinde sayıyor ve motor adeta kendi ateşiyle kavruluyor.
Asla ihmale gelmez bu işler; çünkü o küçük su damlası büyür, bir bakmışsınız silindir kapak contası yanmış ve masraf katlanarak dağ gibi büyümüş.
Usta ellerin bile bazen gözünden kaçan küçük bir hava kabarcığı, bütün sistemi kilitlemeye ve sizi yollarda perişan etmeye yetiyor da artıyor bile.
Hani derler ya can çıkar huy çıkmaz; bu otomobiller de ilgi istiyor, şefkat istiyor, özellikle de o hassas soğutma kanallarında tertemiz su istiyor...
Sıvı seviyesini kontrol etmek sadece kaputu açıp bakmaktan ibaret değil; o plastik boruların sertleşip sertleşmediğine parmak ucuyla dokunmak gerekiyor bazen.