Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Alman mühendisliğinin o soğuk, kusursuz ve mesafeli asfaltta süzülme hissiyatını bizzat ben de yıllarca o direksiyonun başında yaşadım; fakat işin içine bir de bizim usta ellerin taktığı tüp tankı girince o Alman disiplini birden masal oluveriyor işte. Bavyera'nın en safkan motor bloklarına dışarıdan gaz solutmaya kalktığınızda kaputun altındaki silindir kafalarından subap yuvalarına kadar her parça adeta birer çığlık atıyor, çünkü o makineler yüksek basınçlı benzin için tasarlanmış, LPG'nin o kuru, yakıcı ve affetmez karakteri için değil...
Yılların gazetecilik refleksleriyle sanayi sitelerinin tozlu yollarını aşındırırken kaput açıp usta dinlemekten bıkmadım, özellikle o sıralı sistem enjektörlerin motor sıcaklığıyla birlikte nasıl kafayı sıyırıp rölantide zengin karışıma düştüğünü bizzat gözlerimle gördüm; adamlar kalkıp o beş serisinin kalbine tüp takıyorlar sonra da araba neden yolda tekleme yapıyor diye hayıflanıyorlar, peki ya o beyin arızaları, o harita sapıtmaları...
Silindirlerin içine gönderilen o sıvılaştırılmış petrol gazının oktan değeri yüksek bile olsa yanma odasında yarattığı termal stres BMW'nin o narin alüminyum alaşımlı motor bloklarını kelimenin tam anlamıyla kavuruyor, çelik subap yerine fabrika çıkışı orijinal parça bırakanlar üç bin kilometre sonra motoru kucağına alıyor da kimse gerçeği yüksek sesle söylemiyor...
Basınç regülatörleri, o incecik vakum hortumları, enjektör kütüklerinin uyduruk kelepçeleri... Sanayi esnafının "abi on numara oldu, mermi gibi bindi" dediği o sistemler aslında otoban sollamalarında motor arıza lambasını cayır cayır yakmaktan başka bir işe yaramıyor, kimse de çıkıp bu işin faturasını kesmiyor.
Direksiyonu sıkı tutun, o gösterge panelindeki sarı motor lambası yanıp sönmeye başladığı an aslında ruhunuzun değil cebinizin yandığının resmidir; çünkü o Alman mühendisliğine yabancı bir madde enjekte ettiğinizde o motor size asla af tanımaz, er ya da geç o faturayı en ağır faiziyle masaya koyar...
Yılların gazetecilik refleksleriyle sanayi sitelerinin tozlu yollarını aşındırırken kaput açıp usta dinlemekten bıkmadım, özellikle o sıralı sistem enjektörlerin motor sıcaklığıyla birlikte nasıl kafayı sıyırıp rölantide zengin karışıma düştüğünü bizzat gözlerimle gördüm; adamlar kalkıp o beş serisinin kalbine tüp takıyorlar sonra da araba neden yolda tekleme yapıyor diye hayıflanıyorlar, peki ya o beyin arızaları, o harita sapıtmaları...
Silindirlerin içine gönderilen o sıvılaştırılmış petrol gazının oktan değeri yüksek bile olsa yanma odasında yarattığı termal stres BMW'nin o narin alüminyum alaşımlı motor bloklarını kelimenin tam anlamıyla kavuruyor, çelik subap yerine fabrika çıkışı orijinal parça bırakanlar üç bin kilometre sonra motoru kucağına alıyor da kimse gerçeği yüksek sesle söylemiyor...
Basınç regülatörleri, o incecik vakum hortumları, enjektör kütüklerinin uyduruk kelepçeleri... Sanayi esnafının "abi on numara oldu, mermi gibi bindi" dediği o sistemler aslında otoban sollamalarında motor arıza lambasını cayır cayır yakmaktan başka bir işe yaramıyor, kimse de çıkıp bu işin faturasını kesmiyor.
Direksiyonu sıkı tutun, o gösterge panelindeki sarı motor lambası yanıp sönmeye başladığı an aslında ruhunuzun değil cebinizin yandığının resmidir; çünkü o Alman mühendisliğine yabancı bir madde enjekte ettiğinizde o motor size asla af tanımaz, er ya da geç o faturayı en ağır faiziyle masaya koyar...