Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır sanayi köşelerinde, kaporta atölyelerinin tozlu masalarında ve yetkili servislerin kahve makinelerinin başında gördüğüm tek bir manzara var; o da insanların bindiği o Alman müziği gibi çalışan makineleri kendi elleriyle nasıl hurdaya çevirdiği... Direksiyona geçince kendini pistte sanan ama arabanın kaputunun altında ne döndüğünden zerre haberi olmayan o kadar çok adam tanıdım ki, şaşarsın; adam marşa bastığı gibi gaza öyle bir yükleniyor ki motor henüz yağı sirküle edemeden metal metale sürtünüyor, sen de sonra çıkıp "Abi bu BMW'ler kronik arızalı, sürekli masraf açıyor" diye ortalıkta dolaşıyorsun. Aslında arıza falan yok ortada, tamamen senin o sabırsız sağ ayağının ve kulaktan dolma sanayi efsanelerinin eseri bu bozulmalar... Yağ değişim aralığını otuz bin kilometrelere çıkaran o akıl hocalarını dinlemeye devam et sen, o turbolar yatak sarıp elinde kaldığında anlarsın masrafın ne demek olduğunu; mühendis oraya on bin yazmışsa bir bildiği var güzel kardeşim, sen niye Alman mühendisinden daha iyi bileceksin ki o yağı?
Elektronik denen o derya deniz kutuyu eline yüzüne bulaştıranların sayısı da az değil hani; araba ekranda ufak bir uyarı lambası yakar yakmaz internette forum köşe bucak gezip "acaba aküden mi, abs sensöründen mi" diye fal açanlar var ya, işte tam facia orada kopuyor... Adam gidip yan sanayi beş kuruşluk soket taktırıyor o hassas beyinli Alman makinesine, sonra bütün sensörler birbirine giriyor, araba arıza lambası ağacına dönüyor; orijinal parça dediğin şey sadece bir etiket parası değil, o arabanın kalbinin ritmi, bunu ne zaman kafanıza sokacaksınız acaba? Arıza tespiti diye sokuyorlar ya arabayı o bilgisayara, oradaki hatayı okumayı marifet sanıyorlar ama asıl mesele o hatanın arkasındaki sebebi okuyabilmekte; usta diye dükkan açanların yarısı avometre tutmasını bilmezken senin o canım motorunu söküp tahta anahtarla kurcalamasına nasıl izin veriyorsun aklım almıyor doğrusu...
Bir de şu soğuk motorla yarışa çıkma sendromu var ki, bitiriyor bu arabaları tamamen; sabah o garajdan çıkarken motor suyu daha hareket etmemiş, yağ hala bal kıvamında donuk dururken sen o gaz pedalını sonuna kadar kökleyince ne oluyor sanıyorsun, vanos dişlileri ses yapmaya başlayınca mı aklın başına gelecek? O makine sana "ben hazırım" demeden o yola çıkmayacaksın, o rolanti ibresi aşağı düşene kadar bekleyeceksin; bakma sen kaportanın şık durduğuna, altındaki o sıralı altı silindir narin bir kadındır aslında, nazını bileceksin, kaba davranırsan o da seni yolda bırakır o otobanın ortasında... Kaç kere gördüm gece yarısı o soğukta emniyet şeridinde dörtlüleri yakıp bekleyen o havalı BMW sürücülerini; çekicinin üstünde giderken arabaya bakıp iç çeken o adamların yüzde doksanı kendi kaba sabah kullanımının kurbanı aslında, kimse kusura bakmasın ama gerçekler acıdır...
Şanzıman yağını "ömürlük" diye yutturan o usta bozuntularına inanıp on yıllarca o yağı değiştirmeyenler var bir de; ZF şanzıman dediğin o mühendislik harikası kutunun bile bir dayanma noktası var, o yağ zamanla özelliğini yitirip tortu bağladığında o vites geçişlerindeki sarsıntıların balata sıyırmaya başlayacağını akıl etmek çok mu zor... Adam otuz bin liralık şanzıman tamirinden kaçmak için beş bin liralık yağ değişimini esirgiyor, sonra yolda vites geçmeyince "Alman arabası çabuk bozulur" diye masal anlatıyor eşe dosta... Kendi ellerinle mahvettiğin o mekanizmaya suç bulmayı bırakıp biraz da kendi sürüş alışkanlıklarına ve bakım ihmallerine baksan, belki o araba seni on yıl daha sorunsuz taşıyacak ama nerde... Neyse, herkes hak ettiği arabaya biner sonuçta, sen o bakımları ötelemeye devam et, sanayideki usta arkadaşlar senin gibi cömert müşterileri gözü yaşlı bekliyor zaten...
Elektronik denen o derya deniz kutuyu eline yüzüne bulaştıranların sayısı da az değil hani; araba ekranda ufak bir uyarı lambası yakar yakmaz internette forum köşe bucak gezip "acaba aküden mi, abs sensöründen mi" diye fal açanlar var ya, işte tam facia orada kopuyor... Adam gidip yan sanayi beş kuruşluk soket taktırıyor o hassas beyinli Alman makinesine, sonra bütün sensörler birbirine giriyor, araba arıza lambası ağacına dönüyor; orijinal parça dediğin şey sadece bir etiket parası değil, o arabanın kalbinin ritmi, bunu ne zaman kafanıza sokacaksınız acaba? Arıza tespiti diye sokuyorlar ya arabayı o bilgisayara, oradaki hatayı okumayı marifet sanıyorlar ama asıl mesele o hatanın arkasındaki sebebi okuyabilmekte; usta diye dükkan açanların yarısı avometre tutmasını bilmezken senin o canım motorunu söküp tahta anahtarla kurcalamasına nasıl izin veriyorsun aklım almıyor doğrusu...
Bir de şu soğuk motorla yarışa çıkma sendromu var ki, bitiriyor bu arabaları tamamen; sabah o garajdan çıkarken motor suyu daha hareket etmemiş, yağ hala bal kıvamında donuk dururken sen o gaz pedalını sonuna kadar kökleyince ne oluyor sanıyorsun, vanos dişlileri ses yapmaya başlayınca mı aklın başına gelecek? O makine sana "ben hazırım" demeden o yola çıkmayacaksın, o rolanti ibresi aşağı düşene kadar bekleyeceksin; bakma sen kaportanın şık durduğuna, altındaki o sıralı altı silindir narin bir kadındır aslında, nazını bileceksin, kaba davranırsan o da seni yolda bırakır o otobanın ortasında... Kaç kere gördüm gece yarısı o soğukta emniyet şeridinde dörtlüleri yakıp bekleyen o havalı BMW sürücülerini; çekicinin üstünde giderken arabaya bakıp iç çeken o adamların yüzde doksanı kendi kaba sabah kullanımının kurbanı aslında, kimse kusura bakmasın ama gerçekler acıdır...
Şanzıman yağını "ömürlük" diye yutturan o usta bozuntularına inanıp on yıllarca o yağı değiştirmeyenler var bir de; ZF şanzıman dediğin o mühendislik harikası kutunun bile bir dayanma noktası var, o yağ zamanla özelliğini yitirip tortu bağladığında o vites geçişlerindeki sarsıntıların balata sıyırmaya başlayacağını akıl etmek çok mu zor... Adam otuz bin liralık şanzıman tamirinden kaçmak için beş bin liralık yağ değişimini esirgiyor, sonra yolda vites geçmeyince "Alman arabası çabuk bozulur" diye masal anlatıyor eşe dosta... Kendi ellerinle mahvettiğin o mekanizmaya suç bulmayı bırakıp biraz da kendi sürüş alışkanlıklarına ve bakım ihmallerine baksan, belki o araba seni on yıl daha sorunsuz taşıyacak ama nerde... Neyse, herkes hak ettiği arabaya biner sonuçta, sen o bakımları ötelemeye devam et, sanayideki usta arkadaşlar senin gibi cömert müşterileri gözü yaşlı bekliyor zaten...