Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garaja inip o tuşa bastığında motorun o alıştığımız homurtusu yerine sanki biraz tıkanmış, canı sıkkın bir ses çıkarıyorsa bir şeyler ters gidiyor demektir. Özellikle egzozdan gelen o keskin, göz yakan çiğ benzin kokusu insanı anında huzursuz eder; hani sanki araba içten içe yanıyor da sen geç kalmışsın gibi... İşte bu tam olarak o pahalı ve hassas parçanın, katalitik konvertörün, artık görevini yapamadığının en net itirafıdır. Seramik petekler zamanla kurum bağlar, yüksek ısıya dayanamayıp erir ya da kalitesiz yakıt yüzünden tamamen tıkanır. Motor kontrol ünitesi bu tıkanıklığı anında fark eder ve ekranda o can sıkıcı motor arıza lambasını yakar, yani P0420 kodu sisteme düşmüştür bile.
Yokuş yukarı çıkarken gaz pedalına yüklendiğinde arabanın sanki arkasından biri çekiyormuş gibi bayılması, devrin bir türlü yükselmek istememesi sadece buji veya bobin meselesi değildir. Egzoz gazı o daracık peteklerin arasından özgürce kaçamadığı için geri tepme yapar, silindir kapaklarındaki basınç dengesi altüst olur. Aracı ustaya götürdüğünde bilgisayara bağlarlar, oksijen sensörleri yani lambda sensörleri birbiriyle çelişen veriler gönderir... Üst sensör normal çalışırken alt sensör gaz akışındaki bozulmayı rapor eder ve sen o an o parça değişiminin artık kaçınılmaz olduğunu anlarsın.
Orijinal bir konvertörün fiyat etiketini gördüğünde insan ister istemez bir duraksıyor, yan sanayi ürünlere mi yönelsek diye düşünmeden edemiyor. Yan sanayi parçalar ise maalesef bu Alman makinelerinin hassas kalibrasyonuna pek ayak uyduramıyor, aradan birkaç ay geçmeden aynı arıza lambası tekrar yanıp sönüyor. Susturucu içini boşaltıp iptal ettirenler de var ama o zaman da muayeneden geçmek imkansız hale geliyor, arkada bıraktığın o ağır koku da cabası... En iyisi mi, bütçeyi biraz zorlayıp işin ehli bir yerde bu işi kökten çözmek, yoksa motorun kalbi olan bu sistemin sağlığı bütün sürüş keyfini alıp götürüyor.
Yokuş yukarı çıkarken gaz pedalına yüklendiğinde arabanın sanki arkasından biri çekiyormuş gibi bayılması, devrin bir türlü yükselmek istememesi sadece buji veya bobin meselesi değildir. Egzoz gazı o daracık peteklerin arasından özgürce kaçamadığı için geri tepme yapar, silindir kapaklarındaki basınç dengesi altüst olur. Aracı ustaya götürdüğünde bilgisayara bağlarlar, oksijen sensörleri yani lambda sensörleri birbiriyle çelişen veriler gönderir... Üst sensör normal çalışırken alt sensör gaz akışındaki bozulmayı rapor eder ve sen o an o parça değişiminin artık kaçınılmaz olduğunu anlarsın.
Orijinal bir konvertörün fiyat etiketini gördüğünde insan ister istemez bir duraksıyor, yan sanayi ürünlere mi yönelsek diye düşünmeden edemiyor. Yan sanayi parçalar ise maalesef bu Alman makinelerinin hassas kalibrasyonuna pek ayak uyduramıyor, aradan birkaç ay geçmeden aynı arıza lambası tekrar yanıp sönüyor. Susturucu içini boşaltıp iptal ettirenler de var ama o zaman da muayeneden geçmek imkansız hale geliyor, arkada bıraktığın o ağır koku da cabası... En iyisi mi, bütçeyi biraz zorlayıp işin ehli bir yerde bu işi kökten çözmek, yoksa motorun kalbi olan bu sistemin sağlığı bütün sürüş keyfini alıp götürüyor.