Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce bir gece yarısı Otoban'da çakılı kaldığımda anladım; motorun o ciğerden gelen öksürüğü asla hayra alamet değildir. Sürücü koltuğunda otururken aracın altından gelen o garip silkiniş, "Ben bittim" deme şeklidir aslında. Depoya kazara giren üç beş damla su, koskoca mühendislik harikasını birkaç saniyede bir hurda yığınına dönüştürebilir. Sadece bir sıvı değil ki o; yakıt sisteminin damarlarına sızan sessiz bir zehir.
Suyun benzinden daha ağır olduğunu okulda öğrenmiştik ama bunun sanayideki faturasını ancak yaşayarak öğreniyor insan. Deponun dibine çöken o meret, benzin pompasının tam da emiş yaptığı yere kurulur. Siz kontağı çevirdiğiniz an motor benzin yerine suyu emmeye başlar. Sonrası tam bir felaket... Buji ateşleyemez, silindirler boşa döner, araba sanki arkadan biri çekiyormuş gibi kasılmaya başlar.
Enjektör dediğimiz o hassas parçalar, mikronluk deliklerden yüksek basınçla benzin püskürtmek için tasarlandı; paslanmak için değil. Depodaki su o narin mekanizmaya ulaştığı an korozyon başlar. Bazen bir bakarsınız araba tekliyor, bazen de gaz pedalı ayağınızın altında tamamen boşalıyor... Yakıt filtresi bir yere kadar direnir, bir noktada o da pes eder.
Gece vakti bütçenizi sarsacak bir tamirci macerası yaşamak istemiyorsanız, benzin aldıktan hemen sonra başlayan o garip rölanti dalgalanmalarını asla hafife almayın. Şüphe duyduğunuz an kontağı kapatın ve çekiciyi arayın. Zorlamayın o motoru. Bırakın olduğu yerde kalsın; çünkü marşa basmaya devam ettiğiniz her saniye, cüzdanınızda tamiri imkansız delikler açar.
Ucuza satılan merdiven altı akaryakıtın bedeli, istasyondan çıkıp ilk ışıklara varamadan ödenir genelde. Depoda biriken nem de beladır, istasyonun tankından sızan yağmur suyu da. Fark etmez, sonuç değişmiyor. Motor o suyu yuttuğu an içindeki yanma odası adeta felç olur.
Sahi, en son ne zaman güvendiğiniz bir istasyon dışında depoyu fullediniz? Belki de tek bir dikkatsizlik, aracınızın pistonlarını eğip bükmeye yetmiştir bile. Bir ustaya gidip de "Depodan su çıktı" cümlesini duymak, bir sürücünün duyabileceği en tatsız şeydir herhalde. Önlemi baştan almak, o ustayla akraba olmaktan çok daha ucuzdur.
Suyun benzinden daha ağır olduğunu okulda öğrenmiştik ama bunun sanayideki faturasını ancak yaşayarak öğreniyor insan. Deponun dibine çöken o meret, benzin pompasının tam da emiş yaptığı yere kurulur. Siz kontağı çevirdiğiniz an motor benzin yerine suyu emmeye başlar. Sonrası tam bir felaket... Buji ateşleyemez, silindirler boşa döner, araba sanki arkadan biri çekiyormuş gibi kasılmaya başlar.
Enjektör dediğimiz o hassas parçalar, mikronluk deliklerden yüksek basınçla benzin püskürtmek için tasarlandı; paslanmak için değil. Depodaki su o narin mekanizmaya ulaştığı an korozyon başlar. Bazen bir bakarsınız araba tekliyor, bazen de gaz pedalı ayağınızın altında tamamen boşalıyor... Yakıt filtresi bir yere kadar direnir, bir noktada o da pes eder.
Gece vakti bütçenizi sarsacak bir tamirci macerası yaşamak istemiyorsanız, benzin aldıktan hemen sonra başlayan o garip rölanti dalgalanmalarını asla hafife almayın. Şüphe duyduğunuz an kontağı kapatın ve çekiciyi arayın. Zorlamayın o motoru. Bırakın olduğu yerde kalsın; çünkü marşa basmaya devam ettiğiniz her saniye, cüzdanınızda tamiri imkansız delikler açar.
Ucuza satılan merdiven altı akaryakıtın bedeli, istasyondan çıkıp ilk ışıklara varamadan ödenir genelde. Depoda biriken nem de beladır, istasyonun tankından sızan yağmur suyu da. Fark etmez, sonuç değişmiyor. Motor o suyu yuttuğu an içindeki yanma odası adeta felç olur.
Sahi, en son ne zaman güvendiğiniz bir istasyon dışında depoyu fullediniz? Belki de tek bir dikkatsizlik, aracınızın pistonlarını eğip bükmeye yetmiştir bile. Bir ustaya gidip de "Depodan su çıktı" cümlesini duymak, bir sürücünün duyabileceği en tatsız şeydir herhalde. Önlemi baştan almak, o ustayla akraba olmaktan çok daha ucuzdur.