Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Audi'nin kaputunun altından süzülen o asil uğultunun birdenbire huzursuz bir sarsıntıya dönüşmesi insanı aniden dünya rehavetinden uyandırıp garip bir huzursuzluğa sürükler; çünkü o kibar Alman mühendisliği sessiz akacaktı hani. Motor bloğunu şasiye bağlayan o sessiz kahramanlar, yani motor kulakları, zamanla yorulup kauçuk özelliklerini yitirdiklerinde içerideki tüm o öfkeli patlamaları doğrudan direksiyona ve koltuğa taşımaktan başka bir şey yapmazlar. Aslında sadece basit birer takoz gibi görünürler ama üzerlerindeki devasa yükü düşündüğünde ne kadar hayati olduklarını hemen anlarsın. Ne garip değil mi, bazen en büyük huzursuzluklar en küçük detayların yorulmasından başlar.
Bazen trafikte kırmızı ışıkta beklerken ayağının altından sinsi bir titremenin yükseldiğini hissedersin ve ilk aklına gelen şey acaba kalitesiz yakıt mı aldım sorusu olur; oysa işin aslı genellikle yakıt pompalarından ya da enjektörlerin o hassas dengesini kaybetmesinden kaynaklanır. Silindirlere giden yakıt damlacıklarının o kusursuz senfonisi bozulduğunda, motor kendi içinde eş zamanlı çalışamaz hale gelir ve o kaçınılmaz sarsıntı başlar. Belki de enjektörlerin temizlenme vakti çoktan gelmiştir ama sen bunu hep erteliyorsundur... Kim bilir, belki de sadece küçük bir bakım her şeyi eskisi gibi pamuk gibi yapacak.
Kilometreler devrildikçe bu makinelerin de birer ruhu ve yorgunluk emaresi olduğunu unutmamak gerekir; hele ki işin içine ateşleme bobinleri ve bujiler girdiğinde durum bambaşka bir boyuta evrilir. Buji kablolarından biri görevini yapmayı bıraktığında veya bobin çatladığında motor adeta tek tek nefes alıp vermeye başlar, o pürüzsüz akış birdenbire sekteye uğrar. Değiştirmesi alt tarafı yarım saatini alır ama o hissettiğin rahatsızlık sanki araba dökülüyormuş gibi hissettirir insana. Zaten bu Alman makineleri ihmale gelmez, en ufak bir kusuru hemen yüzde yüz belli ederler.
Şanzıman tarafına doğru uzanan o görünmez bağlar kopmaya yüz tuttuğunda ise sarsıntı artık sadece rölantide değil, hızlandıkça sanki dalga dalga tüm gövdeye yayılır. Volan dişlilerinin aşınması veya kavramanın ömrünü tamamlaması, motorun ürettiği o muazzam gücün tekerleklere aktarılırken yolda tökezlemesine yol açar; bu da içeride oturan herkesin o titremeyi iliklerine kadar hissetmesi demektir. Şanzıman sarsıntısı başkadır, direksiyondan ziyade sanki tam koltuğun altından vurur insana... Bir ustaya gösterdiğinde "volan bozulmuş" dediği an o masrafın büyüklüğü yüzünden içinden bir "eyvah" geçmesi çok normaldir.
Hani bazen her şeyi kontrol ettirirsin de yine de o hafif titreme geçmez ya, işte o noktada işin içine havalandırma hortumları ve manifold contalarındaki minik kaçaklar girer ki bulması en zahmetli olanı da budur. Motor fazladan hava emmeye başladığında beynin kafası karışır, rölanti dalgalanır ve motor adeta nefes darlığı çeken bir insan gibi titremeye başlar. Usta kaputu açar, kulağını yaklaştırır, hortumları tek tek yoklar; çünkü o minicik yırtık dışarıdan asla görünmez. Arabanı gerçekten seviyorsan, o sesleri dinlemeyi bileceksin... Çünkü otomobil konuşmaz ama titreyerek derdini anlatır.
Bazen trafikte kırmızı ışıkta beklerken ayağının altından sinsi bir titremenin yükseldiğini hissedersin ve ilk aklına gelen şey acaba kalitesiz yakıt mı aldım sorusu olur; oysa işin aslı genellikle yakıt pompalarından ya da enjektörlerin o hassas dengesini kaybetmesinden kaynaklanır. Silindirlere giden yakıt damlacıklarının o kusursuz senfonisi bozulduğunda, motor kendi içinde eş zamanlı çalışamaz hale gelir ve o kaçınılmaz sarsıntı başlar. Belki de enjektörlerin temizlenme vakti çoktan gelmiştir ama sen bunu hep erteliyorsundur... Kim bilir, belki de sadece küçük bir bakım her şeyi eskisi gibi pamuk gibi yapacak.
Kilometreler devrildikçe bu makinelerin de birer ruhu ve yorgunluk emaresi olduğunu unutmamak gerekir; hele ki işin içine ateşleme bobinleri ve bujiler girdiğinde durum bambaşka bir boyuta evrilir. Buji kablolarından biri görevini yapmayı bıraktığında veya bobin çatladığında motor adeta tek tek nefes alıp vermeye başlar, o pürüzsüz akış birdenbire sekteye uğrar. Değiştirmesi alt tarafı yarım saatini alır ama o hissettiğin rahatsızlık sanki araba dökülüyormuş gibi hissettirir insana. Zaten bu Alman makineleri ihmale gelmez, en ufak bir kusuru hemen yüzde yüz belli ederler.
Şanzıman tarafına doğru uzanan o görünmez bağlar kopmaya yüz tuttuğunda ise sarsıntı artık sadece rölantide değil, hızlandıkça sanki dalga dalga tüm gövdeye yayılır. Volan dişlilerinin aşınması veya kavramanın ömrünü tamamlaması, motorun ürettiği o muazzam gücün tekerleklere aktarılırken yolda tökezlemesine yol açar; bu da içeride oturan herkesin o titremeyi iliklerine kadar hissetmesi demektir. Şanzıman sarsıntısı başkadır, direksiyondan ziyade sanki tam koltuğun altından vurur insana... Bir ustaya gösterdiğinde "volan bozulmuş" dediği an o masrafın büyüklüğü yüzünden içinden bir "eyvah" geçmesi çok normaldir.
Hani bazen her şeyi kontrol ettirirsin de yine de o hafif titreme geçmez ya, işte o noktada işin içine havalandırma hortumları ve manifold contalarındaki minik kaçaklar girer ki bulması en zahmetli olanı da budur. Motor fazladan hava emmeye başladığında beynin kafası karışır, rölanti dalgalanır ve motor adeta nefes darlığı çeken bir insan gibi titremeye başlar. Usta kaputu açar, kulağını yaklaştırır, hortumları tek tek yoklar; çünkü o minicik yırtık dışarıdan asla görünmez. Arabanı gerçekten seviyorsan, o sesleri dinlemeyi bileceksin... Çünkü otomobil konuşmaz ama titreyerek derdini anlatır.