Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Audi direksiyonuna oturmanın o kendine has bir ağırlığı vardır, bilirsiniz; o deri kokusu, kapının tok kapanma sesi insanı güvende hissettirir ama iş kaputun altındaki o Alman mühendisliğine gelince, bazen hesaplar çarşıdakine uymuyor.
Yıllarca o oto servislerinin tozunu yutmuş, kornişon sehpaların üzerinde soğuk çaylar içmiş bir gazeteci olarak söylüyorum; TSI ya da TFSI fark etmez, bu benzinli üniteler narin makinelerdir ve Türkiye'nin o dur-kalk trafiği, kalitesi tartışmalı yakıtlarıyla birleştiğinde adeta isyan bayrağını çekiyorlar.
Sabah kontağı çevirdiğinizde motorun o sarsıntılı uyanışı, egzozdan yayılan o garip koku aslında ufak ufak çalan alarm zilleridir; fakat kim takar ki o zilleri, ta ki yolda kalana kadar...
Direkt enjeksiyon teknolojisi denen o mucizevi sistem, yüksek basınçla yakıtı resmen atomlarına ayırarak silindire püskürtüyor ama bizim benzin istasyonlarındaki o değişken akaryakıt kalitesi bu hassas enjektörleri adeta pert ediyor, tıkıyor da tıkıyor.
Servis rampasında kaldırılan bir Audi'nin altını incelediğimde gördüğüm o kurum bağlamış emme subapları, insanı modern otomotiv sektörünün geldiği nokta üzerine ciddi ciddi düşündürüyor; bu kadar karmaşık bir sistem gerçekten günlük kullanım için mi tasarlandı yoksa laboratuvar ortamı için mi?
Rölantide motor sanki gizli bir ritim tutturmuş gibi hafiften titriyorsa, gaza bastığınızda o beklenen anlık tepki gecikiyorsa, kusura bakmayın ama depodaki yakıt değil, motorun kendisi sizinle sidik yarışına girmiş demektir.
Peki ne yapmalı, arabayı kapının önüne çekip üstüne bir şal mı örtmeli; tabii ki hayır ama en azından o mahalle arasındaki tabelasız benzinliklerden mazot... pardon, benzin almayı artık bırakın, motorunuza biraz saygı gösterin.
Yüksek oktanlı yakıt kullanmak bu ülkede lüks falan değil, o motorun hayatta kalma mücadelesidir; çünkü Alman mühendis o benzin deposuna ne koyduysanız onu yakacağını sanıyor, bizim merdiven altı katkıları hesaba katmıyor tabii...
Turbo beslemeli benzinli bir Audi'ye biniyorsanız, yakıt sisteminin temizliği iman tahtanız gibi sağlam olmalıdır; yoksa o keyifli sürüşler bir anda çekici kasasında son bulan pahalı bir kabusa dönüşüverir, benden söylemesi.
Yıllarca o oto servislerinin tozunu yutmuş, kornişon sehpaların üzerinde soğuk çaylar içmiş bir gazeteci olarak söylüyorum; TSI ya da TFSI fark etmez, bu benzinli üniteler narin makinelerdir ve Türkiye'nin o dur-kalk trafiği, kalitesi tartışmalı yakıtlarıyla birleştiğinde adeta isyan bayrağını çekiyorlar.
Sabah kontağı çevirdiğinizde motorun o sarsıntılı uyanışı, egzozdan yayılan o garip koku aslında ufak ufak çalan alarm zilleridir; fakat kim takar ki o zilleri, ta ki yolda kalana kadar...
Direkt enjeksiyon teknolojisi denen o mucizevi sistem, yüksek basınçla yakıtı resmen atomlarına ayırarak silindire püskürtüyor ama bizim benzin istasyonlarındaki o değişken akaryakıt kalitesi bu hassas enjektörleri adeta pert ediyor, tıkıyor da tıkıyor.
Servis rampasında kaldırılan bir Audi'nin altını incelediğimde gördüğüm o kurum bağlamış emme subapları, insanı modern otomotiv sektörünün geldiği nokta üzerine ciddi ciddi düşündürüyor; bu kadar karmaşık bir sistem gerçekten günlük kullanım için mi tasarlandı yoksa laboratuvar ortamı için mi?
Rölantide motor sanki gizli bir ritim tutturmuş gibi hafiften titriyorsa, gaza bastığınızda o beklenen anlık tepki gecikiyorsa, kusura bakmayın ama depodaki yakıt değil, motorun kendisi sizinle sidik yarışına girmiş demektir.
Peki ne yapmalı, arabayı kapının önüne çekip üstüne bir şal mı örtmeli; tabii ki hayır ama en azından o mahalle arasındaki tabelasız benzinliklerden mazot... pardon, benzin almayı artık bırakın, motorunuza biraz saygı gösterin.
Yüksek oktanlı yakıt kullanmak bu ülkede lüks falan değil, o motorun hayatta kalma mücadelesidir; çünkü Alman mühendis o benzin deposuna ne koyduysanız onu yakacağını sanıyor, bizim merdiven altı katkıları hesaba katmıyor tabii...
Turbo beslemeli benzinli bir Audi'ye biniyorsanız, yakıt sisteminin temizliği iman tahtanız gibi sağlam olmalıdır; yoksa o keyifli sürüşler bir anda çekici kasasında son bulan pahalı bir kabusa dönüşüverir, benden söylemesi.