Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sokakta yürürken ya da kırmızı ışıkta beklerken o tanıdık sesi duymuşuzdur hepimiz, trafikte kalmanın o dayanılmaz ağırlığı bir anda omuzlarımıza biner. Arabamız birden bire silkeleme yapar, ekranda beliren o minik uyarı Işıkları içimizi cız ettirir; işte o an başımıza ne geleceğini çok iyi biliriz çünkü bu senaryoyu daha önce de yaşadık ya da bir dostumuzdan dinledik.
Mühendisliğin harikası dediğimiz o Alman makineleri bazen en hassas yerinden vurur insanı, şanzıman beyni denilen o karmaşık elektronik dünya bir gün sessizce pes eder. Yağ basıncı düşer, kartlar yanar, vitesler adeta kafasına göre takılmaya başlar; bazen birinci vitesten ikinciye geçmek bilmez, bazen de yokuş yukarı kalkarken arkadaki araçların kornaları arasında öylece kalakalırız...
Tamir masalarında geçen o uzun günleri, usta bekleyişlerini ve parça ararken çekilen çileleri bir biz biliriz bir de Allah; yetkili servislerin çektiği astronomik rakamlar karşısında yutkunur, sanayi sitelerinin o mazot kokulu köşelerinde çare ararız günlerce. Kimi usta "değişecek" der işin içinden çıkar,imi usta "tamir olur" diye umut verir ama o cüzdan her seferinde aynı şekilde yanar; insanın kafası karışır tabii, kime güveneceğini şaşırır bu devirde.
Aslında biraz da bizim hatamız var sanki, düzenli bakımını yaptırmadık mı acaba zamanında, ya da o sert kalkışlar mı yordu bu narin mekanizmayı? Belki de şanzıman yağını vaktinde değiştirseydik bu kadar erken havlu atmazdı zavallı mekatronik, kim bilir...
Şimdi ne yapacağız peki, arabayı satıp kurtulmalı mı yoksa o yüklü faturayı göze alıp ustaya teslim mi etmeli kaderimizi? Belki de en iyisi derin bir nefes alıp sakinleşmek, arabanın dilinden anlayan dürüst birini bulmak ve bu mekanik kâbusu arkada bırakıp yola devam etmek...
Mühendisliğin harikası dediğimiz o Alman makineleri bazen en hassas yerinden vurur insanı, şanzıman beyni denilen o karmaşık elektronik dünya bir gün sessizce pes eder. Yağ basıncı düşer, kartlar yanar, vitesler adeta kafasına göre takılmaya başlar; bazen birinci vitesten ikinciye geçmek bilmez, bazen de yokuş yukarı kalkarken arkadaki araçların kornaları arasında öylece kalakalırız...
Tamir masalarında geçen o uzun günleri, usta bekleyişlerini ve parça ararken çekilen çileleri bir biz biliriz bir de Allah; yetkili servislerin çektiği astronomik rakamlar karşısında yutkunur, sanayi sitelerinin o mazot kokulu köşelerinde çare ararız günlerce. Kimi usta "değişecek" der işin içinden çıkar,imi usta "tamir olur" diye umut verir ama o cüzdan her seferinde aynı şekilde yanar; insanın kafası karışır tabii, kime güveneceğini şaşırır bu devirde.
Aslında biraz da bizim hatamız var sanki, düzenli bakımını yaptırmadık mı acaba zamanında, ya da o sert kalkışlar mı yordu bu narin mekanizmayı? Belki de şanzıman yağını vaktinde değiştirseydik bu kadar erken havlu atmazdı zavallı mekatronik, kim bilir...
Şimdi ne yapacağız peki, arabayı satıp kurtulmalı mı yoksa o yüklü faturayı göze alıp ustaya teslim mi etmeli kaderimizi? Belki de en iyisi derin bir nefes alıp sakinleşmek, arabanın dilinden anlayan dürüst birini bulmak ve bu mekanik kâbusu arkada bırakıp yola devam etmek...