Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel motor kaputunun altında çalışan o muazzam mühendislik harikası kimyasal süreçler, aslına bakarsanız sadece yakıtı yakıp aracı ileri fırlatmaktan ibaret değil; arka planda çevreye salınan azot oksit gazlarını zararsız azota ve su buharına dönüştüren oldukça hassas bir AdBlue denklemimiz var. Araç bilgisayarı bu sıvı seviyesini veya egzoz akışındaki değerleri bir anlığına bile yanlış okusa, sanki dünya batıyormuş gibi gösterge panelinde o korkutucu ikaz ışığını yakıveriyor ve araç "Şu kadar kilometre sonra motor çalışmayacak" diye tehditler savurmaya başlıyor. Tabii tam bu noktada sürücünün aklına gelen ilk şey, servise tonla para dökmeden bu uyarıyı kedi gibi uysal bir hale getirip sistemi sıfırlamak oluyor... İşin özü, bu resetleme mantığı sadece ekrandaki bir hatayı silmekten ziyade, aracın beynine "Bak ben depoyu doldurdum, kimyayı düzelttim, sen de artık sakinleşebilirsin" iletisini iletme sanatından başka bir şey değil.
Depoya taze sıvıyı ekledikten hemen sonra kontağı çevirip gaz basarsanız, aracın o hassas sensörleri durumu kavrayacak vakti bulamıyor ve hata beyinde takılı kalıp sizi çıldırtabiliyor. Arabaya oturup anahtarı taktıktan sonra motoru hiç çalıştırmadan sadece elektrik sistemini açmak, yani yarım kontak pozisyonunda beklemek sistemi tam anlamıyla bir uyku uykusundan uyandırıyor. Aracın elektronik kontrol ünitesi (ECU) o sırada arka planda depodaki şamandıradan gelen voltaj değerlerini ölçüyor, egzoz hattındaki NoX sensörlerinden sinyal topluyor ve verileri baştan aşağıya süzüyor. Yaklaşık 2-3 dakika boyunca aracın içinde hiçbir düğmeye dokunmadan, hatta kapıyı bile açıp kapatmadan öylece beklemek, sistemin kendini yeniden kalibre etmesini sağlayan en zahmetsiz ama en çok gözden kaçırılan yöntemdir diyebilirim.
Peki ya bu yöntemi denediniz, dakikalarca beklediniz ama o lanet olası sayaç geriye doğru saymaya devam mı ediyor? İşte o zaman aracın beyniyle doğrudan konuşmaktan başka çaremiz kalmıyor; araç arıza tespit cihazlarını (OBD2) direksiyon altındaki sokete bağlayıp kontrol ünitesindeki hafızaya kaydedilmiş o geçici arıza kodlarını temizlemek gerekiyor. Ancak burada yapılan en büyük hata, arızanın kök sebebini çözmeden sadece kodları ekrandan silmek oluyor ki bu durum bir iki gün sonra aynı uyarı ekranıyla yeniden burun buruna gelmenize yol açar. Eğer sistemdeki pompanın basıncı düşmüşse veya enjektör kristalleşmiş sıvı yüzünden tıkanmışsa, bilgisayardan istediğiniz kadar reset atın, o sensörler hata parametresini tekrar okuduğu anda arıza lambası tüm ihtişamıyla panele geri dönecektir.
Bazen de teknolojiye aşırı bel bağlamak yerine, eski usül elektro-mekanik yöntemlerle beynin hafızasını tamamen sıfırlamak çok daha kestirme bir yol olabiliyor. Akünün eksi kutup başını söküp bir on beş-yirmi dakika beklediğinizde, araçtaki tüm geçici modüllerin elektriği kesildiği için hafızadaki o takılı kalan anlık hatalar adeta buharlaşıp gidiyor. Tabii bunu yaparken aracın teyp kodunun silineceğini, saat ve cam ayarlarının sıfırlanacağını göze almanız lazım... Hatta eksi kutbu çıkardıktan sonra aracın içinde kalan statik elektriği iyice boşaltmak için kornaya birkaç kez basmak veya farları açma konumuna getirmek de işe yarar küçük bir püf noktasıdır.
İşin mantığını kavradığınızda aslında AdBlue sisteminin düşmanı değil, bakımsızlığın mağduru olduğunu anlamak hiç de zor olmuyor. Depoya doldurduğunuz sıvının kalitesi, pompanın süzgecinde biriken tortular veya kışın aşırı soğuklarda sıvının dona yakın bir kıvama gelmesi, göstergede hemen bir uyarı fırtınası koparabiliyor. Sıfırlama adımlarını denemeden önce depodaki sıvının bayatlamamış olduğundan, kristalleşip enjektör ucunu tıkamadığından emin olmak, sizi saatlerce sürecek anlamsız bir kod silme maratonundan kurtarır. Uzun lafın kısası, aracınıza biraz zaman tanımak, doğru kimyasalı kullanmak ve elektronik aksama kendi kendine kalibre olması için fırsat vermek, çoğu zaman en pahalı servis ekipmanından bile daha etkili sonuçlar verir.
Depoya taze sıvıyı ekledikten hemen sonra kontağı çevirip gaz basarsanız, aracın o hassas sensörleri durumu kavrayacak vakti bulamıyor ve hata beyinde takılı kalıp sizi çıldırtabiliyor. Arabaya oturup anahtarı taktıktan sonra motoru hiç çalıştırmadan sadece elektrik sistemini açmak, yani yarım kontak pozisyonunda beklemek sistemi tam anlamıyla bir uyku uykusundan uyandırıyor. Aracın elektronik kontrol ünitesi (ECU) o sırada arka planda depodaki şamandıradan gelen voltaj değerlerini ölçüyor, egzoz hattındaki NoX sensörlerinden sinyal topluyor ve verileri baştan aşağıya süzüyor. Yaklaşık 2-3 dakika boyunca aracın içinde hiçbir düğmeye dokunmadan, hatta kapıyı bile açıp kapatmadan öylece beklemek, sistemin kendini yeniden kalibre etmesini sağlayan en zahmetsiz ama en çok gözden kaçırılan yöntemdir diyebilirim.
Peki ya bu yöntemi denediniz, dakikalarca beklediniz ama o lanet olası sayaç geriye doğru saymaya devam mı ediyor? İşte o zaman aracın beyniyle doğrudan konuşmaktan başka çaremiz kalmıyor; araç arıza tespit cihazlarını (OBD2) direksiyon altındaki sokete bağlayıp kontrol ünitesindeki hafızaya kaydedilmiş o geçici arıza kodlarını temizlemek gerekiyor. Ancak burada yapılan en büyük hata, arızanın kök sebebini çözmeden sadece kodları ekrandan silmek oluyor ki bu durum bir iki gün sonra aynı uyarı ekranıyla yeniden burun buruna gelmenize yol açar. Eğer sistemdeki pompanın basıncı düşmüşse veya enjektör kristalleşmiş sıvı yüzünden tıkanmışsa, bilgisayardan istediğiniz kadar reset atın, o sensörler hata parametresini tekrar okuduğu anda arıza lambası tüm ihtişamıyla panele geri dönecektir.
Bazen de teknolojiye aşırı bel bağlamak yerine, eski usül elektro-mekanik yöntemlerle beynin hafızasını tamamen sıfırlamak çok daha kestirme bir yol olabiliyor. Akünün eksi kutup başını söküp bir on beş-yirmi dakika beklediğinizde, araçtaki tüm geçici modüllerin elektriği kesildiği için hafızadaki o takılı kalan anlık hatalar adeta buharlaşıp gidiyor. Tabii bunu yaparken aracın teyp kodunun silineceğini, saat ve cam ayarlarının sıfırlanacağını göze almanız lazım... Hatta eksi kutbu çıkardıktan sonra aracın içinde kalan statik elektriği iyice boşaltmak için kornaya birkaç kez basmak veya farları açma konumuna getirmek de işe yarar küçük bir püf noktasıdır.
İşin mantığını kavradığınızda aslında AdBlue sisteminin düşmanı değil, bakımsızlığın mağduru olduğunu anlamak hiç de zor olmuyor. Depoya doldurduğunuz sıvının kalitesi, pompanın süzgecinde biriken tortular veya kışın aşırı soğuklarda sıvının dona yakın bir kıvama gelmesi, göstergede hemen bir uyarı fırtınası koparabiliyor. Sıfırlama adımlarını denemeden önce depodaki sıvının bayatlamamış olduğundan, kristalleşip enjektör ucunu tıkamadığından emin olmak, sizi saatlerce sürecek anlamsız bir kod silme maratonundan kurtarır. Uzun lafın kısası, aracınıza biraz zaman tanımak, doğru kimyasalı kullanmak ve elektronik aksama kendi kendine kalibre olması için fırsat vermek, çoğu zaman en pahalı servis ekipmanından bile daha etkili sonuçlar verir.