Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun başındayken ayağınızın altındaki o hissin birden değişmesi kadar insanı huysuz eden çok az şey vardır herhalde. Hani o her zaman yumuşakça dozajladığınız, dilinden anladığınız fren pedalı bir anda kaskatı kesilir ya da tam tersi, dipsiz bir kuyuya basıyormuşsunuz gibi bomboş aşağı düşer... İşte tam o saniyede insanın içine bir kurt düşer, gözü hemen kadrandaki o sarı ya da turuncu ABS ışığına kayar. Aslında sistem size açıkça, "Benim yukarılarda bir yerde, hidrolik bloğun oralarda işler karıştı, başının çaresine bak" demeye çalışıyordur. Çoğu sürücü bu durumu balataların eskimesine veya hidrolik sıvısının azalmasına yorar ama asıl suçlu genellikle o sessiz sedasız çalışan, tekerleklerin kilitlenmesini önleyen o küçük pompanın ta kendisidir.
Her sabah bindiğiniz o emektar araba, aslında siz fark etmeseniz de kendi içinde devasa bir basınç savaşı verir. Fren pedalına her dokunduğunuzda o hidrolik sıvı, kılcal damarlar gibi uzanan borulardan geçip tekerleklere ulaşmak zorundadır ve ABS pompası bu trafiği yöneten en sert polistir. Eğer bu mekanizma teklemeye başlarsa, fren hidroliği tekerleklere dengeli dağılmaz ve araç frenleme anında hafifçe sağa sola çekme eğilimi gösterir. Bir bakmışsınız düz yolda durmaya çalışırken araba kendi kendine şerit değiştiriyor, direksiyon avucunuzun içinde hafif hafif titriyor... Tehlikenin büyüğü küçüğü olmaz derler ya, işte tam olarak böyle anlarda o pompanın içindeki kömürlerin bittiğini veya valflerin sıkıştığını anlamak için dahi olmaya gerek yok.
Yolculuk esnasında müzik dinlemeyi seviyorsanız muhtemelen kaçıracağınız ama dikkatli bir kulağın hemen yakalayacağı o garip seslerden bahsetmek gerekiyor biraz da. Kaputun altından gelen, sanki minik bir elektrikli motor sürekli boşa dönüyormuş ya da bir şeyler bir yerlere sürtünüyormuş gibi bir vınlama sesi... Aracı durdurup kontağı kapatsanız bile bazen o sesin arkadan sinsice devam ettiğini duyarsınız çünkü arızalı bir ABS rölesi pompayı sürekli açık bırakıp aküyü bitirene kadar durmayabilir. Kulak kabartmak, bazen binlerce liralık masrafın önüne geçebilecek en basit, en masrafsız teşhis yöntemidir diyebiliriz.
Fren pedalına bastığınızda o eski kararlı duruşun yerini, hani nasıl derler, esnek ve süngerimsi bir hissin alması da bambaşka bir alarm zili. Pedala yükleniyorsunuz ama araba durmakta nazlanıyor, sanki lastikler asfaltı değil de ıslak mermeri tutuyor gibi bir his yaratıyor insanda... Sistem hava yaptığı zaman ya da pompanın içindeki o minik odacıklar basıncı doğru dürüst tutamadığında, bastığınız kuvvet kelimenin tam anlamıyla boşa gider. Bu durum sadece durma mesafesini uzatmakla kalmaz, ani bir panik fren anında o çok güvendiğiniz sistemin sizi yarı yolda bırakmasına da davetiye çıkarır.
Bazen de her şey yolunda görünür, araba zımba gibi durur, ses seda yoktur ama o gösterge panelindeki uğursuz ışık bir yanar bir söner. Isınan hava mı etkiliyor, yoksa yoldaki bir çukur mu tetikliyor bilinmez ama o ışık her göz kırptığında beyin aslında pompadan doğru geri bildirimi alamadığını itiraf ediyordur. Elektronik kartın üzerindeki lehimlerin zamanla çatlaması veya nem yüzünden oksitlenmesi, bu tutarsız davranışların en büyük müsebbibidir genellikle. Tamirciye gittiğinizde "Şu an yanmıyor abi" dersiniz, dükkandan çıkıp ilk virajı döndüğünüzde yine o sarı lamba size göz kırpar...
Böyle bir durumda yapılacak en mantıklı şey, macera aramadan işi ehline bırakmak ve o bloğun hidrolik mi yoksa elektronik kaynaklı mı arıza verdiğini netleştirmektir. Parçayı komple değiştirmek bazen can yakıcı maliyetler doğurabilir, bu yüzden sadece elektronik beynin tamiriyle mi kurtarılacak yoksa çıkma bir pompa mı aranacak, onun kararını iyi vermek lazım. Unutmayın ki trafikte sizi hayata bağlayan en önemli bağ o dört tekerleğin üzerindeki basınç dengesidir ve o denge bozulduğunda direksiyon başındaki tecrübenizin pek bir hükmü kalmaz.
Her sabah bindiğiniz o emektar araba, aslında siz fark etmeseniz de kendi içinde devasa bir basınç savaşı verir. Fren pedalına her dokunduğunuzda o hidrolik sıvı, kılcal damarlar gibi uzanan borulardan geçip tekerleklere ulaşmak zorundadır ve ABS pompası bu trafiği yöneten en sert polistir. Eğer bu mekanizma teklemeye başlarsa, fren hidroliği tekerleklere dengeli dağılmaz ve araç frenleme anında hafifçe sağa sola çekme eğilimi gösterir. Bir bakmışsınız düz yolda durmaya çalışırken araba kendi kendine şerit değiştiriyor, direksiyon avucunuzun içinde hafif hafif titriyor... Tehlikenin büyüğü küçüğü olmaz derler ya, işte tam olarak böyle anlarda o pompanın içindeki kömürlerin bittiğini veya valflerin sıkıştığını anlamak için dahi olmaya gerek yok.
Yolculuk esnasında müzik dinlemeyi seviyorsanız muhtemelen kaçıracağınız ama dikkatli bir kulağın hemen yakalayacağı o garip seslerden bahsetmek gerekiyor biraz da. Kaputun altından gelen, sanki minik bir elektrikli motor sürekli boşa dönüyormuş ya da bir şeyler bir yerlere sürtünüyormuş gibi bir vınlama sesi... Aracı durdurup kontağı kapatsanız bile bazen o sesin arkadan sinsice devam ettiğini duyarsınız çünkü arızalı bir ABS rölesi pompayı sürekli açık bırakıp aküyü bitirene kadar durmayabilir. Kulak kabartmak, bazen binlerce liralık masrafın önüne geçebilecek en basit, en masrafsız teşhis yöntemidir diyebiliriz.
Fren pedalına bastığınızda o eski kararlı duruşun yerini, hani nasıl derler, esnek ve süngerimsi bir hissin alması da bambaşka bir alarm zili. Pedala yükleniyorsunuz ama araba durmakta nazlanıyor, sanki lastikler asfaltı değil de ıslak mermeri tutuyor gibi bir his yaratıyor insanda... Sistem hava yaptığı zaman ya da pompanın içindeki o minik odacıklar basıncı doğru dürüst tutamadığında, bastığınız kuvvet kelimenin tam anlamıyla boşa gider. Bu durum sadece durma mesafesini uzatmakla kalmaz, ani bir panik fren anında o çok güvendiğiniz sistemin sizi yarı yolda bırakmasına da davetiye çıkarır.
Bazen de her şey yolunda görünür, araba zımba gibi durur, ses seda yoktur ama o gösterge panelindeki uğursuz ışık bir yanar bir söner. Isınan hava mı etkiliyor, yoksa yoldaki bir çukur mu tetikliyor bilinmez ama o ışık her göz kırptığında beyin aslında pompadan doğru geri bildirimi alamadığını itiraf ediyordur. Elektronik kartın üzerindeki lehimlerin zamanla çatlaması veya nem yüzünden oksitlenmesi, bu tutarsız davranışların en büyük müsebbibidir genellikle. Tamirciye gittiğinizde "Şu an yanmıyor abi" dersiniz, dükkandan çıkıp ilk virajı döndüğünüzde yine o sarı lamba size göz kırpar...
Böyle bir durumda yapılacak en mantıklı şey, macera aramadan işi ehline bırakmak ve o bloğun hidrolik mi yoksa elektronik kaynaklı mı arıza verdiğini netleştirmektir. Parçayı komple değiştirmek bazen can yakıcı maliyetler doğurabilir, bu yüzden sadece elektronik beynin tamiriyle mi kurtarılacak yoksa çıkma bir pompa mı aranacak, onun kararını iyi vermek lazım. Unutmayın ki trafikte sizi hayata bağlayan en önemli bağ o dört tekerleğin üzerindeki basınç dengesidir ve o denge bozulduğunda direksiyon başındaki tecrübenizin pek bir hükmü kalmaz.