Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kantarın topuzunu kaçırdığımız o ani fren anlarında, direksiyonun ucundaki titremeyi abs beyninin o tiz vızıltısıyla bastırdığını sanırız ama asıl kabus gösterge panelinde o iki sarı ikonun inatla yanmaya başlamasıyla başlar; tekerlek hız sensörlerinden gelen verilerin canbus hattında anlık olarak çakılması, hidrolik modülatörün valf bloklarındaki basınç düşüşünü, yaw sensor yani yanal ivme ölçerin verileriyle uzlaştıramamasının net bir tezahürüdür aslında.
Direksiyon milinin altındaki açı sensörünün kalibrasyonunu kaybetmesi, akü voltajının marş esnasında on bir voltun altına düşerek abs/esp ünitesini low-voltage koruma moduna almasıyla sonuçlanır ki bu da aslında aracın kendi kendini susturma çabasından başka bir şey değildir; o hidrolik valflerin saniyede kaç kez açılıp kapandığını bir düşünsenize...
Fren pedalına bastığınızda ayağınızın altında hissettiğiniz o tıkırtı, aslında tekerlek kilitlenmesini önlemek için hidrolik pompasının akümülatör basıncını dengeleme savaşından başka bir şey değildir; balata kalınlığı sensörünün sinyal vermesi ya da fren müşirinin temassızlığı bile bu iki lambanın aynı anda yanmasına yeter de artar bile, peki ya sol arka tekerlek bilyasının içindeki mıknatıslı encoder ring kırıldıysa?
Tekerlek bilyasını değiştirirken manyetik bandı ters takan ustaya ne demeli; işte o an abs beyni tekerleğin dönmediğini sanıp esp'yi devreye sokar, araba kendi kendine fren yapar...
Canbus hattındaki parazitler, oksitlenmiş abs soketleri, fren hidroliğinin zamanla su alıp kaynama noktasının düşmesi ve hidrolik ünitenin içindeki elektromanyetik bobinlerin direnç değerinin değişmesi, osiloskop ekranında dalgalı sinyaller olarak karşımıza çıkarken biz hâlâ motor arıza lambasıyla karıştırırız bu durumu; oysa bu sistemlerin her biri, fizik kurallarıyla kafayı bozmuş mühendislerin asfaltta hayatta kalma manifestosudur.
Direksiyon milinin altındaki açı sensörünün kalibrasyonunu kaybetmesi, akü voltajının marş esnasında on bir voltun altına düşerek abs/esp ünitesini low-voltage koruma moduna almasıyla sonuçlanır ki bu da aslında aracın kendi kendini susturma çabasından başka bir şey değildir; o hidrolik valflerin saniyede kaç kez açılıp kapandığını bir düşünsenize...
Fren pedalına bastığınızda ayağınızın altında hissettiğiniz o tıkırtı, aslında tekerlek kilitlenmesini önlemek için hidrolik pompasının akümülatör basıncını dengeleme savaşından başka bir şey değildir; balata kalınlığı sensörünün sinyal vermesi ya da fren müşirinin temassızlığı bile bu iki lambanın aynı anda yanmasına yeter de artar bile, peki ya sol arka tekerlek bilyasının içindeki mıknatıslı encoder ring kırıldıysa?
Tekerlek bilyasını değiştirirken manyetik bandı ters takan ustaya ne demeli; işte o an abs beyni tekerleğin dönmediğini sanıp esp'yi devreye sokar, araba kendi kendine fren yapar...
Canbus hattındaki parazitler, oksitlenmiş abs soketleri, fren hidroliğinin zamanla su alıp kaynama noktasının düşmesi ve hidrolik ünitenin içindeki elektromanyetik bobinlerin direnç değerinin değişmesi, osiloskop ekranında dalgalı sinyaller olarak karşımıza çıkarken biz hâlâ motor arıza lambasıyla karıştırırız bu durumu; oysa bu sistemlerin her biri, fizik kurallarıyla kafayı bozmuş mühendislerin asfaltta hayatta kalma manifestosudur.