Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Telefonunuzun ekranında ansızın beliren o uyarı yazısı, aslında modern zamanın en sessiz çığlıklarından biridir ve çoğu zaman cihazımızın bizimle kurduğu o hassas iletişimin, küçük ama tehlikeli bir kopma noktasına işaret eder. Yıllar boyunca pek çok farklı elektronik eşyanın elimizden kayıp gitmesini izlemiş bir gazeteci gözüyle söyleyebilirim ki, bu tür anlar makinelerin de birer sabır sınırının olduğunu bize fısıldar; tabii dinlemeyi bilirsek... Enerjinin akışındaki o görünmez dengesizlik, bataryanın hücrelerine binen yükün miktarını aniden artırır ve ortaya teknolojik dünyada pek de hoş karşılanmayan o yüksek voltaj gerçeği çıkar.
Hızlı şarj teknolojilerinin hayatımızı kolaylaştırma vaadiyle hayatımıza girdiği o ilk günlerden beri, cihazlarımıza pompaladığımız akımın ne kadar saf ve dengeli olduğu sorusunu maalesef pek azımız sordu; oysa adaptörlerin içindeki minicik entegreler bazen akımı kontrol etmeyi unutur veya tamamen kaybeder. Prizden gelen gücün o vahşi ve dizginlenemez dalgaları, telefonun anakartındaki koruma duvarlarına çarptığında, içeride tam anlamıyla minyatür bir fırtına kopar ve batarya bu yükü taşımakta zorlandıkça ısınmaya başlar. Belki de bu yüzden, şarj aletini duvardan çekerken hissettiğimiz o hafif sıcaklık, aslında cihazın bize çektiği küçük bir can simididir... Kim bilir, belki de teknolojiyi çok fazla zorluyoruz.
Bataryanın kimyasal yapısı, maruz kaldığı bu ani ve aşırı voltaj dalgalanmaları karşısında adeta sessiz bir çöküş yaşar ve lityum iyon hücreleri içeriden şişmeye başlar ki bu, kullanıcılar için genellikle işin işten geçtiği anın, yani o tehlikeli sonun ta kendisidir. Eski tip telefonlarda bu tarz elektriksel uyarılar ekranın kararmasıyla veya cihazın kendiliğinden kapanmasıyla geçiştirilirdi; fakat bugünün akıllı telefonları her şeyi ama her şeyi en ince detayına kadar kaydeder ve kullanıcıya o meşhur hatayı fırlatır. Cihazınızın beyni, "artık daha fazla dayanamıyorum" der gibi bir direnç gösterirken, bizim hâlâ aynı şarj kablosunu kullanmaya devam etmemiz ise işin en acı ve en ironik tarafı olsa gerek.
Peki, bu noktada ne yapmak gerekir, yani gerçekten o kabloyu çöpe mi atmalı yoksa adaptörü baştan mı değiştirmeli sorusu zihnimizi kurcalayıp durur da bir türlü net bir cevaba varamayız. Piyasada satılan ucuz ve sertifikasız aksesuarların bu felakete davetiye çıkardığını artık bilmeyen kalmadı sanırım; yine de meraktan ya da ucuzluğundan dolayı o riskli ürünleri cebimize sokmaktan bir türlü vazgeçemiyoruz. Oysa kaliteli bir enerji akışı sağlamak, telefonun ömrünü uzatmanın yanı sıra olası bir patlama veya yangın riskini de sıfıra indirir ki bunu göz ardı etmek gerçekten büyük bir ihmalkarlıktır... Belki de mesele sadece yeni bir kablo almak değil, cihaza biraz olsun merhamet etmektir.
Zamanla aşınan soket girişlerinin ve iç kısımdaki mikro toz birikintilerinin de bu voltaj dalgalanmalarına zemin hazırladığını fark etmek genellikle tamir masasında gerçekleşir ki o an yaşanan pişmanlık hissi insanı oldukça üzer. Elektriğin o görünmez ve ürkütücü dansı, en zayıf halkayı bulduğunda içeriye sızmakta asla tereddüt etmez; bu yüzden telefonunuzu şarjda bırakıp sabahlara kadar uyum alışkanlığınızdan bir an önce vazgeçmeniz inanın kendi iyiliğinizinedir. Cihazınızla kurduğunuz o bağı biraz daha bilinçli bir seviyeye taşıdığınızda, ekranınızda bir daha o can sıkıcı uyarıları görmeyeceğinizi fark edeceksiniz... Ne dersiniz, denemeye değer değil mi?
Hızlı şarj teknolojilerinin hayatımızı kolaylaştırma vaadiyle hayatımıza girdiği o ilk günlerden beri, cihazlarımıza pompaladığımız akımın ne kadar saf ve dengeli olduğu sorusunu maalesef pek azımız sordu; oysa adaptörlerin içindeki minicik entegreler bazen akımı kontrol etmeyi unutur veya tamamen kaybeder. Prizden gelen gücün o vahşi ve dizginlenemez dalgaları, telefonun anakartındaki koruma duvarlarına çarptığında, içeride tam anlamıyla minyatür bir fırtına kopar ve batarya bu yükü taşımakta zorlandıkça ısınmaya başlar. Belki de bu yüzden, şarj aletini duvardan çekerken hissettiğimiz o hafif sıcaklık, aslında cihazın bize çektiği küçük bir can simididir... Kim bilir, belki de teknolojiyi çok fazla zorluyoruz.
Bataryanın kimyasal yapısı, maruz kaldığı bu ani ve aşırı voltaj dalgalanmaları karşısında adeta sessiz bir çöküş yaşar ve lityum iyon hücreleri içeriden şişmeye başlar ki bu, kullanıcılar için genellikle işin işten geçtiği anın, yani o tehlikeli sonun ta kendisidir. Eski tip telefonlarda bu tarz elektriksel uyarılar ekranın kararmasıyla veya cihazın kendiliğinden kapanmasıyla geçiştirilirdi; fakat bugünün akıllı telefonları her şeyi ama her şeyi en ince detayına kadar kaydeder ve kullanıcıya o meşhur hatayı fırlatır. Cihazınızın beyni, "artık daha fazla dayanamıyorum" der gibi bir direnç gösterirken, bizim hâlâ aynı şarj kablosunu kullanmaya devam etmemiz ise işin en acı ve en ironik tarafı olsa gerek.
Peki, bu noktada ne yapmak gerekir, yani gerçekten o kabloyu çöpe mi atmalı yoksa adaptörü baştan mı değiştirmeli sorusu zihnimizi kurcalayıp durur da bir türlü net bir cevaba varamayız. Piyasada satılan ucuz ve sertifikasız aksesuarların bu felakete davetiye çıkardığını artık bilmeyen kalmadı sanırım; yine de meraktan ya da ucuzluğundan dolayı o riskli ürünleri cebimize sokmaktan bir türlü vazgeçemiyoruz. Oysa kaliteli bir enerji akışı sağlamak, telefonun ömrünü uzatmanın yanı sıra olası bir patlama veya yangın riskini de sıfıra indirir ki bunu göz ardı etmek gerçekten büyük bir ihmalkarlıktır... Belki de mesele sadece yeni bir kablo almak değil, cihaza biraz olsun merhamet etmektir.
Zamanla aşınan soket girişlerinin ve iç kısımdaki mikro toz birikintilerinin de bu voltaj dalgalanmalarına zemin hazırladığını fark etmek genellikle tamir masasında gerçekleşir ki o an yaşanan pişmanlık hissi insanı oldukça üzer. Elektriğin o görünmez ve ürkütücü dansı, en zayıf halkayı bulduğunda içeriye sızmakta asla tereddüt etmez; bu yüzden telefonunuzu şarjda bırakıp sabahlara kadar uyum alışkanlığınızdan bir an önce vazgeçmeniz inanın kendi iyiliğinizinedir. Cihazınızla kurduğunuz o bağı biraz daha bilinçli bir seviyeye taşıdığınızda, ekranınızda bir daha o can sıkıcı uyarıları görmeyeceğinizi fark edeceksiniz... Ne dersiniz, denemeye değer değil mi?