Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi bıktık artık her pazartesi yeni bir mucizeyle uyanmaktan. Yok efendim karatayıydı, yok ketosuydu derken şimdi de saatlerce aç kalmayı devrim gibi pazarlıyorlar bize. Aralıklı oruç dedikleri şey, aslında dedelerimizin akşam ezanından sonra boğazını tutmasından başka bir şey değil yani. İsmini afili yapınca, İngilizcesini falan söyleyerek ortaya atınca hemen tav oluyoruz hepimiz. Faydalı mı derseniz, yani duruma göre değişir ama öyle gökten inen bir iksir muamelesi yapmayı bıraksak mı artık?
Sabahtan akşama kadar bir şey yemeyince vücut ne yapıyor sanıyorsunuz, yağları cayır cayır yakıp sizi baştan mı yaratıyor? İlk birkaç gün baş ağrısından gözünü açamayan, iş yerinde millete hırlayan o kadar çok insan gördük ki... Hücre yenilenmesi falan diyorlar, otopatoloji miydi neydi işte o bilimsel kelimeler... Neyse, işin özü şu ki, aç kalmak kimseyi bir gecede süper kahraman yapmıyor. Sadece midenize biraz mola verdiriyorsunuz, hepsi bu.
Günde iki öğün yemek yemek aslında hangimizin işine gelmiyor, dürüst olalım şimdi. Sabah kahvaltısını koştur koştur yapmaktan kurtuluyoruz, öğleni de hafif geçiştirince tamam işte. Ama o akşam saat sekizden sonra gelen o buzdolabının ışığıyla göz göze gelme anı yok mu... İşte bütün mesele o kapıyı açıp açmamakta bitiyor. Kendimizi kandırmayalım, iradeniz yoksa saat tutmanın, alarm kurmanın zerre kadar faydası olmaz size.
Neyi ne zaman yediğin değil, ne kadar yediğin önemli abi ya. Sen gidip sekiz saatlik o yeme penceresinde önüme ne gelirse devireyim dersen, sabaha kadar aç kalsan ne yazar kalmasan ne yazar? Kalori dediğin şey öyle saat mat dinlemez, ne bulursa yapışır göbeğe. Önce o tabağın içindekileri bir düzeltelim, sonra bakarız saat kaçta yediğimize.
Herkesin bünyesi aynı çalışmıyor ki, komşuya iyi geldi diye bana da yarayacak diye bir kaide mi var? Kiminin şekeri düşer bayılır kalır, kiminin midesi kazınır sinirden etrafı yıkar. Kendinizi dinleyin biraz, vücudunuz size ne diyorsa onu yapın. Zorla güzellik olmaz derler ya, zorla diyet de olmaz işte...
Birkaç hafta dayandıktan sonra eski düzene dönünce ne oluyor peki, o verilen kilolar tıpış tıpış geri gelmiyor mu? Sürdürülebilir olmayan hiçbir şey yaşam tarzı falan olamaz, ancak geçici bir heves olur. Hayat boyu saat kontrol ederek yaşayabilecek misiniz, gerçekten soruyorum bunu kendinize hiç sordunuz mu? Önemli olan açlıktan ölmek değil, yemekle arandaki o hastalıklı ilişkiyi kökten çözebilmek aslında.
Sabahtan akşama kadar bir şey yemeyince vücut ne yapıyor sanıyorsunuz, yağları cayır cayır yakıp sizi baştan mı yaratıyor? İlk birkaç gün baş ağrısından gözünü açamayan, iş yerinde millete hırlayan o kadar çok insan gördük ki... Hücre yenilenmesi falan diyorlar, otopatoloji miydi neydi işte o bilimsel kelimeler... Neyse, işin özü şu ki, aç kalmak kimseyi bir gecede süper kahraman yapmıyor. Sadece midenize biraz mola verdiriyorsunuz, hepsi bu.
Günde iki öğün yemek yemek aslında hangimizin işine gelmiyor, dürüst olalım şimdi. Sabah kahvaltısını koştur koştur yapmaktan kurtuluyoruz, öğleni de hafif geçiştirince tamam işte. Ama o akşam saat sekizden sonra gelen o buzdolabının ışığıyla göz göze gelme anı yok mu... İşte bütün mesele o kapıyı açıp açmamakta bitiyor. Kendimizi kandırmayalım, iradeniz yoksa saat tutmanın, alarm kurmanın zerre kadar faydası olmaz size.
Neyi ne zaman yediğin değil, ne kadar yediğin önemli abi ya. Sen gidip sekiz saatlik o yeme penceresinde önüme ne gelirse devireyim dersen, sabaha kadar aç kalsan ne yazar kalmasan ne yazar? Kalori dediğin şey öyle saat mat dinlemez, ne bulursa yapışır göbeğe. Önce o tabağın içindekileri bir düzeltelim, sonra bakarız saat kaçta yediğimize.
Herkesin bünyesi aynı çalışmıyor ki, komşuya iyi geldi diye bana da yarayacak diye bir kaide mi var? Kiminin şekeri düşer bayılır kalır, kiminin midesi kazınır sinirden etrafı yıkar. Kendinizi dinleyin biraz, vücudunuz size ne diyorsa onu yapın. Zorla güzellik olmaz derler ya, zorla diyet de olmaz işte...
Birkaç hafta dayandıktan sonra eski düzene dönünce ne oluyor peki, o verilen kilolar tıpış tıpış geri gelmiyor mu? Sürdürülebilir olmayan hiçbir şey yaşam tarzı falan olamaz, ancak geçici bir heves olur. Hayat boyu saat kontrol ederek yaşayabilecek misiniz, gerçekten soruyorum bunu kendinize hiç sordunuz mu? Önemli olan açlıktan ölmek değil, yemekle arandaki o hastalıklı ilişkiyi kökten çözebilmek aslında.