Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır o Alman mühendisliğinin arkasındaki ezberleri dinleyip durduk, ta ki o sarı motor arıza lambası servise gitmeden hemen önce yanıp sönene kadar... EA112 serisi eski tip atmosferik bloklardan tutun da bugünkü yüksek basınçlı doğrudan enjeksiyona sahip TSI ünitelerine kadar uzanan o karmaşık süreç, aslında kaputun altında yatan kronik hassasiyetlerin de birer belgeseli niteliğinde. Özellikle doğrudan yakıt püskürtme sistemine sahip motorlarda, supapların üzerinde biriken o kalın karbon tabakasını temizlemek için sökülen silindir kapaklarını görmek her ustanın mesai rutini haline geldi maalesef.
Zincir uzaması dediğimiz o lanet olası mekanik aşınma, sabah ilk marşta motordan gelen o metalik şakırtıyla kendini belli eder ki, zamanında müdahale edilmezse sübaplarla pistonların buluşması an meselesidir... Gerçekten de kilometre sayaçları yüz bini devirdiğinde, hidrolik gergi kütüğünün ve paletlerin o esnekliğini yitirmesi bütün bir motoru çöp etmeye yetiyor, bunu en acı tecrübelerle yolda kalanlar bilir zaten. Zaten o yüzden değil mi ki, her sabah kontağı çevirirken kulağımız hep o garip tıkırtılarda, ne dersiniz?
Ya o meşhur aşırı besleme ünitelerine ne demeli, değişken geometrili turbo şarjların içindeki Westgate valfinin zamanla kurum bağlayıp sıkışması, yüksek devirlerde aniden kesilen o güç patlamalarının tek ve yegane müsebbibidir... Kompresyon kaçağı yaşandığında intercooler borularının yağ içinde kalması, sürücüye sadece bir performans kaybı değil aynı zamanda cebinden çıkacak ağır faturaların da habercisi olur çünkü. Bazen gaz pedalına bastığınızda o turbonun ıslık sesini değil de derin bir boşluk hissini duyarsınız ya, işte o an her şeyin bittiği andır.
Bir de şu EGR valfi ve emme manifoldu tıkanıklığı meselesi var ki, şehir içi trafikte sürekli alt devirde kullanılan araçların adeta korkulu rüyası haline geldi; kurum bağlayan kanallar motorun nefes almasını engelliyor adeta. Egzoz gazı geri dönüşüm sisteminin o elektronik beyni kandırmasıyla birlikte araç kendini korumaya alıp limp mode denilen o sinir bozucu çekişten düşme moduna geçiveriyor ansızın. Ne yaparsınız, dur-kalk trafiğin o acımasız temposu bu Alman makinelerini adeta boğuyor, biraz yüksek devir çevirmekten kimseye zarar gelmez halbuki.
Yağ tüketimi konusuna gelince, özellikle ilk nesil 1.4 TSI ve 1.8 TFSI motorların o meşhur segman atlama ve yağ yakma eğilimi, sahiplerini her bin kilometrede bir bagajda beş litrelik yağ bidonu taşımaya mahkum etti... Piston eteklerinin kısa tutulması ve blok içi toleransların aşırı hassas tasarlanması, zamanla silindir duvarlarında oluşan o mikroskobik çizgilerin motoru adeta bitirmesine zemin hazırlıyor. Belki de biraz daha kalın viskoziteli yağlar kullanmak bu acı sonu bir süre erteler, kim bilir?
Zincir uzaması dediğimiz o lanet olası mekanik aşınma, sabah ilk marşta motordan gelen o metalik şakırtıyla kendini belli eder ki, zamanında müdahale edilmezse sübaplarla pistonların buluşması an meselesidir... Gerçekten de kilometre sayaçları yüz bini devirdiğinde, hidrolik gergi kütüğünün ve paletlerin o esnekliğini yitirmesi bütün bir motoru çöp etmeye yetiyor, bunu en acı tecrübelerle yolda kalanlar bilir zaten. Zaten o yüzden değil mi ki, her sabah kontağı çevirirken kulağımız hep o garip tıkırtılarda, ne dersiniz?
Ya o meşhur aşırı besleme ünitelerine ne demeli, değişken geometrili turbo şarjların içindeki Westgate valfinin zamanla kurum bağlayıp sıkışması, yüksek devirlerde aniden kesilen o güç patlamalarının tek ve yegane müsebbibidir... Kompresyon kaçağı yaşandığında intercooler borularının yağ içinde kalması, sürücüye sadece bir performans kaybı değil aynı zamanda cebinden çıkacak ağır faturaların da habercisi olur çünkü. Bazen gaz pedalına bastığınızda o turbonun ıslık sesini değil de derin bir boşluk hissini duyarsınız ya, işte o an her şeyin bittiği andır.
Bir de şu EGR valfi ve emme manifoldu tıkanıklığı meselesi var ki, şehir içi trafikte sürekli alt devirde kullanılan araçların adeta korkulu rüyası haline geldi; kurum bağlayan kanallar motorun nefes almasını engelliyor adeta. Egzoz gazı geri dönüşüm sisteminin o elektronik beyni kandırmasıyla birlikte araç kendini korumaya alıp limp mode denilen o sinir bozucu çekişten düşme moduna geçiveriyor ansızın. Ne yaparsınız, dur-kalk trafiğin o acımasız temposu bu Alman makinelerini adeta boğuyor, biraz yüksek devir çevirmekten kimseye zarar gelmez halbuki.
Yağ tüketimi konusuna gelince, özellikle ilk nesil 1.4 TSI ve 1.8 TFSI motorların o meşhur segman atlama ve yağ yakma eğilimi, sahiplerini her bin kilometrede bir bagajda beş litrelik yağ bidonu taşımaya mahkum etti... Piston eteklerinin kısa tutulması ve blok içi toleransların aşırı hassas tasarlanması, zamanla silindir duvarlarında oluşan o mikroskobik çizgilerin motoru adeta bitirmesine zemin hazırlıyor. Belki de biraz daha kalın viskoziteli yağlar kullanmak bu acı sonu bir süre erteler, kim bilir?