Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Volkswagen sahiplerinin gece yarısı otoyol ortasında farların birden bire kısılmasıyla başlayan ve direksiyon simidindeki minik korna simgesinin bile çalışmadığı o gergin anları bilir misin... Golf veya Passat fark etmiyor, Alman mühendisliğinin o kusursuz sandığımız kablolama havuzu zamanla kaputun altındaki kronik sıcaklık ve titreşim yüzünden adeta bir örümcek ağı gibi birbirine giriyor. Motor bloğunun hemen arkasından geçen ana demet, yıllar içinde esnekliğini yitiren izolasyon plastikleri yüzünden şasi yapmaya başlarken, gösterge panelinde yanıp sönen abs veya motor arıza lambaları aslında tesisatın size çektiği ilk ezber bozan kopya oluyor.
Aracın sol ön çamurluk davlumbazının içine saklanmış olan o ana şase kablosu var ya, işte bütün bu karmaşanın asıl kalbi orası... Aküden gelen devasa akımı gövdeye ileten o parmak kalınlığındaki örgü bakır zamanla oksitlenip yeşilleniyor, marş basma anında voltaj düşüklüğüne yol açarak beyin üzerindeki rölelerin tık tık diye saçma sapan sesler çıkarmasına neden oluyor. Servislerin milenyum çağında cihaza bağlayıp "abi bu sensör arızalı" diyerek değiştirdiği binlerce liralık parçaların aslında sadece nem kapmış bir soketten ibaret olduğunu kaç kez gördük kim bilir... Soketlerin içine dolan o yeşil küf tabakası, akımı kesintiye uğratırken usta dediğin adam lehim makinesini eline alıp o kabloyu baştan sarana kadar araba sana binbir türlü hayalet arıza gösteriyor.
Kapı körüklerinin içinden geçen o incecik hoparlör ve cam rezistans kablolarının kışın donup esneyemediği için ortadan ikiye çıt diye bölündüğünü fark ettin mi hiç... Sol sürücü kapısını açtığında tavan lambasının yanmaması ya da merkezi kilidin kafasına göre takılması tamamen o lastik borunun içindeki bin yıllık yorulmuş teller yüzünden... Kapı aralarındaki o daracık esneme payı, her kapı kapanışında bakırı biraz daha ezerek metal yorgunluğuna sürüklüyor ve bir sabah camlar tamamen aşağıda kilitli kalıyor.
Peki ya torpido gözünün arkasındaki o karmaşık sigorta kutusunun milimetrik bacakları... Sigortayı söküp yerine daha yüksek amperli bir demir tel sardığında, tesisatın o akımı kaldıremeyip kokpitin içinden ince bir yanık plastik kokusu yaymaya başladığı o saniyeyi hatırlasana... Tesisat mühendisliği hesap kitap işidir, oraya rastgele kalınlıkta kablo çekemezsin çünkü hat direnci değiştiğinde konfor beyni verileri yanlış okuyup silecekleri kendi kendine çalıştırıyor.
Motor sıcaklığı ile egzoz manifoltunun yaydığı o cehennemî ısı, lambda sensörüne giden sinyal kablolarının dışındaki silikon kılıfı zamanla kavurup sertleştiriyor ve tel çıplak kalıp motora değdiği anda sigorta kutusundaki ana röle kendini korumaya alıyor. Yolda giderken arabanın aniden gaz kesip stop etmesinin arkasında yatan o milimetrik kısa devre, usta kaputu açıp multimetreyi eline alana kadar gizemini korumaya devam ediyor... Kablo demetini bantlayıp geçmek yerine o sertleşmiş metrelerce uzunluktaki tesisatı söküp tazesini örme makaronla baştan örmek gerekiyor.
Direksiyon kolonunun altındaki o entegre sinyal kolu soketinin zamanla gevşeyip içeride ark yapması, uzun farların sen kolu itmeden kendi kendine çakar pozisyona geçmesine sebep oluyor... Kontak anahtarının arkasındaki o kontak tablası denilen plastik parça içindeki bakır tırnaklar aşındığında, marş motoru dönse bile ateşleme bobinine elektrik gitmiyor ve sen marşa basıp duruyorsun. Volkswagen elektrik tesisatı dediğin şey tam anlamıyla yaşayan bir organizma gibidir, bir yerini sıksan öbür taraftaki hassas sensör teli kopar ve o arıza asla bitmek bilmez.
Aracın sol ön çamurluk davlumbazının içine saklanmış olan o ana şase kablosu var ya, işte bütün bu karmaşanın asıl kalbi orası... Aküden gelen devasa akımı gövdeye ileten o parmak kalınlığındaki örgü bakır zamanla oksitlenip yeşilleniyor, marş basma anında voltaj düşüklüğüne yol açarak beyin üzerindeki rölelerin tık tık diye saçma sapan sesler çıkarmasına neden oluyor. Servislerin milenyum çağında cihaza bağlayıp "abi bu sensör arızalı" diyerek değiştirdiği binlerce liralık parçaların aslında sadece nem kapmış bir soketten ibaret olduğunu kaç kez gördük kim bilir... Soketlerin içine dolan o yeşil küf tabakası, akımı kesintiye uğratırken usta dediğin adam lehim makinesini eline alıp o kabloyu baştan sarana kadar araba sana binbir türlü hayalet arıza gösteriyor.
Kapı körüklerinin içinden geçen o incecik hoparlör ve cam rezistans kablolarının kışın donup esneyemediği için ortadan ikiye çıt diye bölündüğünü fark ettin mi hiç... Sol sürücü kapısını açtığında tavan lambasının yanmaması ya da merkezi kilidin kafasına göre takılması tamamen o lastik borunun içindeki bin yıllık yorulmuş teller yüzünden... Kapı aralarındaki o daracık esneme payı, her kapı kapanışında bakırı biraz daha ezerek metal yorgunluğuna sürüklüyor ve bir sabah camlar tamamen aşağıda kilitli kalıyor.
Peki ya torpido gözünün arkasındaki o karmaşık sigorta kutusunun milimetrik bacakları... Sigortayı söküp yerine daha yüksek amperli bir demir tel sardığında, tesisatın o akımı kaldıremeyip kokpitin içinden ince bir yanık plastik kokusu yaymaya başladığı o saniyeyi hatırlasana... Tesisat mühendisliği hesap kitap işidir, oraya rastgele kalınlıkta kablo çekemezsin çünkü hat direnci değiştiğinde konfor beyni verileri yanlış okuyup silecekleri kendi kendine çalıştırıyor.
Motor sıcaklığı ile egzoz manifoltunun yaydığı o cehennemî ısı, lambda sensörüne giden sinyal kablolarının dışındaki silikon kılıfı zamanla kavurup sertleştiriyor ve tel çıplak kalıp motora değdiği anda sigorta kutusundaki ana röle kendini korumaya alıyor. Yolda giderken arabanın aniden gaz kesip stop etmesinin arkasında yatan o milimetrik kısa devre, usta kaputu açıp multimetreyi eline alana kadar gizemini korumaya devam ediyor... Kablo demetini bantlayıp geçmek yerine o sertleşmiş metrelerce uzunluktaki tesisatı söküp tazesini örme makaronla baştan örmek gerekiyor.
Direksiyon kolonunun altındaki o entegre sinyal kolu soketinin zamanla gevşeyip içeride ark yapması, uzun farların sen kolu itmeden kendi kendine çakar pozisyona geçmesine sebep oluyor... Kontak anahtarının arkasındaki o kontak tablası denilen plastik parça içindeki bakır tırnaklar aşındığında, marş motoru dönse bile ateşleme bobinine elektrik gitmiyor ve sen marşa basıp duruyorsun. Volkswagen elektrik tesisatı dediğin şey tam anlamıyla yaşayan bir organizma gibidir, bir yerini sıksan öbür taraftaki hassas sensör teli kopar ve o arıza asla bitmek bilmez.