Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel motorların o sağır edici homurtusu bazen sadece yoldan geçen bir aracın sesi değil, kaputun altında biriken büyük bir öfkenin habercisidir. Volkswagen mühendisliğinin kusursuz göründüğü o parlak showroomlar, maalesef işin gerçeğini benzin istasyonlarındaki o siyah pompanın başında saklayamaz. Yakıt sistemleri hassastır; en ufak bir ihmal, milyon dolarlık ar-ge bütçelerini bile tek bir depo kirli yakıtla çöpe atabilir.
Pompacı yakıtı doldururken mazotun rengine hiç dikkat ettiniz mi peki? Türkiye şartlarındaki akaryakıt kalitesiyle Alman mühendisliğinin o incecik toleransları birbirine tamamen düşman aslında. Yüksek basınçla çalışancommon-rail pompaları, zerre kadar su veya tortu gördüğü anda kilitleniverir. Almanlar laboratuvarlarda en saf yakıtı hayal ederken, biz mahalle arasındaki tozlu yollardan o depoyu doldurmak zorunda kalıyoruz...
Enjektör dediğiniz parça saat gibi çalışan minik birer milttir, ta ki o tıkanma başlayana dek. Motorun gürültülü çalışması, sabahları tekleyerek uyanması veya egzozdan gelen o zehirli siyah bulut sadece birer detay değildir; motor adeta imdat çağrısı yapıyordur. Kimse size bu pahalı parçaların bizim yakıtlarımızla bu kadar çabuk pes edeceğini baştan söylemez tabii ki.
Dizel partikül filtresi yani meşhur DPF, şehir içi trafiğinde adeta bir işkence aletine dönüşür. Sürekli dur-kalk yapılan o sıkışık trafikte kurum atamaz hale gelen motor, kendi kendini zehirlemeye başlar. Uzun yola çıkıp o arabayı biraz bağırtmazsanız, egzoz manifoldundan yükselen o acı koku cebinizi yakacak büyük bir masrafın habercisidir...
Asla ucuz mazotun peşinden koşmayın çünkü o tasarruf sandığınız üç beş kuruş, yarım motor yapılması gerektiğinde yüz binlerce lira olarak geri döner. Arabanıza iyi bakın, kaliteli katkılar kullanın ve en önemlisi motorunuza hak ettiği o derin nefesi zaman zaman uzun yollarda verin. Sonra pişman olmak yerine, o direksiyonun başında keyif sürmek varken neden riske atıyorsunuz ki kendinizi?
Pompacı yakıtı doldururken mazotun rengine hiç dikkat ettiniz mi peki? Türkiye şartlarındaki akaryakıt kalitesiyle Alman mühendisliğinin o incecik toleransları birbirine tamamen düşman aslında. Yüksek basınçla çalışancommon-rail pompaları, zerre kadar su veya tortu gördüğü anda kilitleniverir. Almanlar laboratuvarlarda en saf yakıtı hayal ederken, biz mahalle arasındaki tozlu yollardan o depoyu doldurmak zorunda kalıyoruz...
Enjektör dediğiniz parça saat gibi çalışan minik birer milttir, ta ki o tıkanma başlayana dek. Motorun gürültülü çalışması, sabahları tekleyerek uyanması veya egzozdan gelen o zehirli siyah bulut sadece birer detay değildir; motor adeta imdat çağrısı yapıyordur. Kimse size bu pahalı parçaların bizim yakıtlarımızla bu kadar çabuk pes edeceğini baştan söylemez tabii ki.
Dizel partikül filtresi yani meşhur DPF, şehir içi trafiğinde adeta bir işkence aletine dönüşür. Sürekli dur-kalk yapılan o sıkışık trafikte kurum atamaz hale gelen motor, kendi kendini zehirlemeye başlar. Uzun yola çıkıp o arabayı biraz bağırtmazsanız, egzoz manifoldundan yükselen o acı koku cebinizi yakacak büyük bir masrafın habercisidir...
Asla ucuz mazotun peşinden koşmayın çünkü o tasarruf sandığınız üç beş kuruş, yarım motor yapılması gerektiğinde yüz binlerce lira olarak geri döner. Arabanıza iyi bakın, kaliteli katkılar kullanın ve en önemlisi motorunuza hak ettiği o derin nefesi zaman zaman uzun yollarda verin. Sonra pişman olmak yerine, o direksiyonun başında keyif sürmek varken neden riske atıyorsunuz ki kendinizi?