Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Şanzımanla olan o sessiz didişmemiz, aslında her direksiyon başına geçtiğimizde cüzdanımızla yaptığımız en sinsi pazarlıktır; çünkü motorun ne nefes nefese kaldığını ne de gereksiz yere böğürdüğünü çoğunlukla fark etmeyiz bile.
Devir saati kırmızı çizgiye yaklaşırken ayağımızın altındaki o titreme, arabanın adeta bize bağırmasıdır ama biz müziğin sesini biraz daha açıp o uyarıyı kulak ardı etmeyi seçeriz.
Yanlış viteste ısrar etmek, motoru öyle bir sıkıştırır ki içerideki pistonlar adeta yokuş yukarı koşan maratoncular gibi nefessiz kalır; bu da doğrudan depodaki benzinin gözle görülür şekilde erimesine yol açar.
Aslında o anlarda motorun içinde devasa bir dirençle karşı karşıya kalırız, yakıt pompası daha fazla besleme yapmak zorunda kalır ve biz sadece vitesi büyütmeye üşendiğimiz için servete mal olan o fazladan litreleri havaya savururuz.
Hani bazen trafikte fark etmeden yüksek devirde gitmeye devam ederiz ya, işte o an motor sanki görünmez bir duvara çarpıyormuş gibi zorlanır ve harcadığı enerjinin yarısını ısıya çevirip boşa harcar.
Kim bilir kaç kez o motorun çıkardığı tiz uğultuyu rüzgar sesidir diye geçiştirdik, oysa oradaki tek gerçek, yanlış vites seçimi yüzünden acı çeken ve oburlaşan bir motorun sessiz ama maliyetli isyanıydı.
Biraz daha erken vites yükseltmek, motora o özgürlük alanını tanımak demektir; bunu yaptığımız anda arabanın altımızdan nasıl yağ gibi kayıp gittiğini ve yakıt ibresinin nasıl rahat bir nefes aldığını hemen hissederiz.
Tabii ki her şeyin bir dengesi var, düşük devirde bayılan arabayı vites büyütmeye zorlamak da en az diğeri kadar motora zulmetmektir; yani o ince çizgiyi tutturmak tamamen ellerimizin ucundaki vites koluyla kurduğumuz samimi bağa kalmış...
Devir saati kırmızı çizgiye yaklaşırken ayağımızın altındaki o titreme, arabanın adeta bize bağırmasıdır ama biz müziğin sesini biraz daha açıp o uyarıyı kulak ardı etmeyi seçeriz.
Yanlış viteste ısrar etmek, motoru öyle bir sıkıştırır ki içerideki pistonlar adeta yokuş yukarı koşan maratoncular gibi nefessiz kalır; bu da doğrudan depodaki benzinin gözle görülür şekilde erimesine yol açar.
Aslında o anlarda motorun içinde devasa bir dirençle karşı karşıya kalırız, yakıt pompası daha fazla besleme yapmak zorunda kalır ve biz sadece vitesi büyütmeye üşendiğimiz için servete mal olan o fazladan litreleri havaya savururuz.
Hani bazen trafikte fark etmeden yüksek devirde gitmeye devam ederiz ya, işte o an motor sanki görünmez bir duvara çarpıyormuş gibi zorlanır ve harcadığı enerjinin yarısını ısıya çevirip boşa harcar.
Kim bilir kaç kez o motorun çıkardığı tiz uğultuyu rüzgar sesidir diye geçiştirdik, oysa oradaki tek gerçek, yanlış vites seçimi yüzünden acı çeken ve oburlaşan bir motorun sessiz ama maliyetli isyanıydı.
Biraz daha erken vites yükseltmek, motora o özgürlük alanını tanımak demektir; bunu yaptığımız anda arabanın altımızdan nasıl yağ gibi kayıp gittiğini ve yakıt ibresinin nasıl rahat bir nefes aldığını hemen hissederiz.
Tabii ki her şeyin bir dengesi var, düşük devirde bayılan arabayı vites büyütmeye zorlamak da en az diğeri kadar motora zulmetmektir; yani o ince çizgiyi tutturmak tamamen ellerimizin ucundaki vites koluyla kurduğumuz samimi bağa kalmış...