Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolda yağ gibi kayıp giderken birden o canım ivmelenmenin kaybolup gitmesi ne acıdır, bilirsiniz işte...
Gaza yükleniyorsunuz ama araba sanki arkasından çekiliyormuş gibi ağırkanlı, sesler deseniz o metalik uluma hani hayra alamet değil hani...
Kaputu kaldırıp baktığınızda gözünüze ilk çarpan o sıcaklık ve belki de sağdan soldan sızmaya başlayan o kara yağ birikintileri canınızı sıkmaya yeter de artar bile.
Turbo dediğimiz o minik ama marifetli pervane, motorun ciğerlerine nefes üfleyen can damarıyken bir anda nasıl tıkanır da bütün keyfimizi kursağımızda bırakır acaba?
Aslında narin makinelerdir bunlar; yağını zamanında değiştirmezseniz ya da kontağı kapatır kapatmaz motoru susturursanız, içeride kalan o kızgın ısı zavallı türbin millerini kavurup atar işte...
Sürüş esnasında turbo devreye girdiği an gelen o acayip ıslık sesi var ya, hah işte o ses arabanın "ben artık yoruldum" deme şeklidir belki de.
Zamanında atlanan küçük bir bakım, gün gelir bütçenizi sarsacak koca bir arıza faturası olarak kapınıza dikilir, ne gerek var o yüzden üzülmeye?
Egzozdan şöyle koyu gri ya da maviye çalan bir duman fırlıyorsa dışarı, bilin ki turbo keçeleri çoktan teslim bayrağını çekmiş demektir.
Basit bir hortum çatlağından tutun da komple turbo revizyonuna kadar uzanan o zahmetli yolculukta, ustanın "değişmesi lazım" cümlesi insanı aniden germeye yeter.
Yola çıkmadan önce motoru biraz rölantide dinlendirmek, o hassas parçayı korumanın en ucuz ve en akıllıca yolu değil midir sizce de?
Gaza yükleniyorsunuz ama araba sanki arkasından çekiliyormuş gibi ağırkanlı, sesler deseniz o metalik uluma hani hayra alamet değil hani...
Kaputu kaldırıp baktığınızda gözünüze ilk çarpan o sıcaklık ve belki de sağdan soldan sızmaya başlayan o kara yağ birikintileri canınızı sıkmaya yeter de artar bile.
Turbo dediğimiz o minik ama marifetli pervane, motorun ciğerlerine nefes üfleyen can damarıyken bir anda nasıl tıkanır da bütün keyfimizi kursağımızda bırakır acaba?
Aslında narin makinelerdir bunlar; yağını zamanında değiştirmezseniz ya da kontağı kapatır kapatmaz motoru susturursanız, içeride kalan o kızgın ısı zavallı türbin millerini kavurup atar işte...
Sürüş esnasında turbo devreye girdiği an gelen o acayip ıslık sesi var ya, hah işte o ses arabanın "ben artık yoruldum" deme şeklidir belki de.
Zamanında atlanan küçük bir bakım, gün gelir bütçenizi sarsacak koca bir arıza faturası olarak kapınıza dikilir, ne gerek var o yüzden üzülmeye?
Egzozdan şöyle koyu gri ya da maviye çalan bir duman fırlıyorsa dışarı, bilin ki turbo keçeleri çoktan teslim bayrağını çekmiş demektir.
Basit bir hortum çatlağından tutun da komple turbo revizyonuna kadar uzanan o zahmetli yolculukta, ustanın "değişmesi lazım" cümlesi insanı aniden germeye yeter.
Yola çıkmadan önce motoru biraz rölantide dinlendirmek, o hassas parçayı korumanın en ucuz ve en akıllıca yolu değil midir sizce de?