Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayiden yeni çıktınız, turboyu sıfırıyla değiştirdiniz ya da pırıl pırıl revize ettirdiniz, her şey yolunda sanırken o kırmızı yağ lambası birden gözünüzün içine bakmaya başladı değil mi? İnsanın başından aşağı soğuk sular dökülüyor adeta, o anki o çaresizlik hissini çok iyi bilirim... Aslında mesele çoğu zaman yeni takılan parçanın kalitesizliğiyle alakalı değildir; ustalık hataları veya montaj esnasında gözden kaçan küçücük detaylar bu tatsız sürprizi hazırlar. Yeni turbo takılırken besleme borularının içi tam olarak yağla doldurulmadıysa, sistem ilk çalıştırmada birkaç saniyelik bir hava boşluğu yakalar ve sensör anında basınç düşüşünü algılayıp uyarıyı çakar. Zaten o ilk çalıştırma anı var ya, motorun en savunmasız, en kritik anıdır; besleme borusundaki o ufacık hava kabarcığı yüzünden kuru çalışan yataklar hem sensörü tetikler hem de yeni parçanın ömründen ömür çalar.
Aracın altına yatıp o eski yağ karterini söküp süzgecine bakan kaç usta kaldı şu devirde, işte bütün mesele burada düğümleniyor biraz da... Turbo patladığında ya da mil kestiğinde, kopan o minicik metal çapakları veya kurumlaşmış yağ tortuları doğruca karterin dibine çöker; siz üstten pırıl pırıl yeni turboyu takarsınız ama alttaki o süzgeç tıkalı kaldığı sürece pompalanan yağ asla üst kapağa ve turboya yeterli debide ulaşamaz. Yeterli debi olmayınca ne olur, basınç çakılır tabii... Bazen sadece süzgeç de değil, karterin içindeki o katılaşmış çamur gibi tortular yeni yağın akışkanlığını birkaç kilometre içinde bozup pompanın emiş gücünü felç edebilir. Yağ filtresini değiştirdik nasıl olsa deyip geçmek büyük hatadır, karter temizliği yapılmadan atılan her adım sizi o kırmızı uyarının kucağına bir kez daha iter.
Bazen de sorun tamamen elektronik bir illüzyondan, yani yağ basınç müşirinin kendi kaprisinden ibarettir aslında. Eski turbo bozulurken yüksek sıcaklığa maruz kalan veya motor bloğuna yapışan o narin sensörler, montaj sırasındaki sarsıntıdan ya da tesisattaki ufak bir temassızlıktan ötürü yanlış sinyal üretmeye çok meyillidir. Gerçekte motorun içinde gayet sağlıklı bir yağ akışı ve mükemmel bir basınç vardır belki de... Ama işte o yıpranmış müşir, basıncı düşükmüş gibi algılayıp gösterge paneline yanlış bilgi gönderir ve sürücünün ecel terleri dökmesine yol açar. Tesisat kablolarını kontrol etmek, gerekiyorsa mekanik bir basınç saatiyle motorun gerçek basıncını ölçmek en kestirme çözümdür, yoksa boşu boşuna panik yapıp durur insan...
Piyasada usta diye geçinen çoğu kişinin atladığı bir başka detay da kullanılan yağın vizkozitesi ve o çok övülen yağ katkıları meselesidir. Yeni takılan turbo çok daha hassas toleranslara sahip olduğu için, fabrika değerinin dışına çıkılıp sırf motor eski diye koyulaştırılan o kalın yağlar dar kanallardan rahatça geçemez. Kalın yağ geçemeyince pompanın üzerindeki yük artar, sistem bütününde sirkülasyon yavaşlar ve basınç sensörü yine alarm vermeye başlar. Hele bir de "motoru korusun" diye içeriye boca edilen o mucizevi yağ katkıları yok mu... O yoğun sıvılar yeni turbonun mil yataklarındaki mikro delikleri tıkamaktan başka hiçbir işe yaramaz, yapmayın, aracın kendi orijinal yağından asla şaşmayın.
Ustanız turboyu takarken o yağ geri dönüş hortumunu biraz kıvırmış, torklarken sıkıştırmış veya contaya bolca sıvı conta sürmüş olabilir mi acaba? Sıvı contanın fazlası sıkışınca içe doğru taşar ve parçalanıp yağ kanallarına yürür ki bu durum bir motor için tam anlamıyla felaketin başlangıcıdır. Geri dönüş hattı tıkandığında turbo içindeki yağ tahliye olamaz, mil seals dediğimiz contaları zorlar ve en nihayetinde sistemdeki genel yağ akış dengesini altüst eder. Yağ akamadı mı basınç dengesizleşir, basınç dengesizleşti mi de o uğursuz kırmızı lamba bir daha sönmemek üzere yanar. Küçük bir hortum bükülmesi deyip geçmeyin, bir bakmışsınız koskoca motoru kucağınıza almışsınız...
Aracın altına yatıp o eski yağ karterini söküp süzgecine bakan kaç usta kaldı şu devirde, işte bütün mesele burada düğümleniyor biraz da... Turbo patladığında ya da mil kestiğinde, kopan o minicik metal çapakları veya kurumlaşmış yağ tortuları doğruca karterin dibine çöker; siz üstten pırıl pırıl yeni turboyu takarsınız ama alttaki o süzgeç tıkalı kaldığı sürece pompalanan yağ asla üst kapağa ve turboya yeterli debide ulaşamaz. Yeterli debi olmayınca ne olur, basınç çakılır tabii... Bazen sadece süzgeç de değil, karterin içindeki o katılaşmış çamur gibi tortular yeni yağın akışkanlığını birkaç kilometre içinde bozup pompanın emiş gücünü felç edebilir. Yağ filtresini değiştirdik nasıl olsa deyip geçmek büyük hatadır, karter temizliği yapılmadan atılan her adım sizi o kırmızı uyarının kucağına bir kez daha iter.
Bazen de sorun tamamen elektronik bir illüzyondan, yani yağ basınç müşirinin kendi kaprisinden ibarettir aslında. Eski turbo bozulurken yüksek sıcaklığa maruz kalan veya motor bloğuna yapışan o narin sensörler, montaj sırasındaki sarsıntıdan ya da tesisattaki ufak bir temassızlıktan ötürü yanlış sinyal üretmeye çok meyillidir. Gerçekte motorun içinde gayet sağlıklı bir yağ akışı ve mükemmel bir basınç vardır belki de... Ama işte o yıpranmış müşir, basıncı düşükmüş gibi algılayıp gösterge paneline yanlış bilgi gönderir ve sürücünün ecel terleri dökmesine yol açar. Tesisat kablolarını kontrol etmek, gerekiyorsa mekanik bir basınç saatiyle motorun gerçek basıncını ölçmek en kestirme çözümdür, yoksa boşu boşuna panik yapıp durur insan...
Piyasada usta diye geçinen çoğu kişinin atladığı bir başka detay da kullanılan yağın vizkozitesi ve o çok övülen yağ katkıları meselesidir. Yeni takılan turbo çok daha hassas toleranslara sahip olduğu için, fabrika değerinin dışına çıkılıp sırf motor eski diye koyulaştırılan o kalın yağlar dar kanallardan rahatça geçemez. Kalın yağ geçemeyince pompanın üzerindeki yük artar, sistem bütününde sirkülasyon yavaşlar ve basınç sensörü yine alarm vermeye başlar. Hele bir de "motoru korusun" diye içeriye boca edilen o mucizevi yağ katkıları yok mu... O yoğun sıvılar yeni turbonun mil yataklarındaki mikro delikleri tıkamaktan başka hiçbir işe yaramaz, yapmayın, aracın kendi orijinal yağından asla şaşmayın.
Ustanız turboyu takarken o yağ geri dönüş hortumunu biraz kıvırmış, torklarken sıkıştırmış veya contaya bolca sıvı conta sürmüş olabilir mi acaba? Sıvı contanın fazlası sıkışınca içe doğru taşar ve parçalanıp yağ kanallarına yürür ki bu durum bir motor için tam anlamıyla felaketin başlangıcıdır. Geri dönüş hattı tıkandığında turbo içindeki yağ tahliye olamaz, mil seals dediğimiz contaları zorlar ve en nihayetinde sistemdeki genel yağ akış dengesini altüst eder. Yağ akamadı mı basınç dengesizleşir, basınç dengesizleşti mi de o uğursuz kırmızı lamba bir daha sönmemek üzere yanar. Küçük bir hortum bükülmesi deyip geçmeyin, bir bakmışsınız koskoca motoru kucağınıza almışsınız...