Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Otoyolun ortasında birden bire o can sıkıcı sarı lamba yanar ve bütün sürüş keyfiniz bir anda çöpe gider; işte tam o saniyede insanın aklından geçen tek şey "acaba yine ne patladı" sorusudur.
Hani şu gösterge panelinde beliren ve direksiyona her bastığınızda canınızı sıkan o simge var ya, aslında motorun kendi lisanıyla size çektiği bir imdat çığlığıdır.
Turbo dediğimiz o devasa salyangoz, içindeki binlerce devirlik pervanelerle motorun ciğerlerine nefes üflerken bir gün tıkanır veya yağ kaçırırsa, beyin bunu anında sezer ve göstergede o acı gerçeği patlatır.
Araba birden yokuşlarda nefessiz kalıyor, gaza yüklendiğinizde arkadan siyah bir duman bulutu yükseliyor ama siz hâlâ "su kaynattı galiba" diye saf saf düşünüyorsanız, büyük resmi kaçırıyorsunuz demektir.
Elektronik kontrol ünitesi denilen o akıllı beyin, motorun sağlığını saniyenin binde biri hızla tarar; basınç düştüğü an yakıtı keser ve o lamba cayır cayır yanmaya başlar ki sanayi yolu görünmesin size.
Kimisi der ki "abi lamba yandı ama araba gidiyor, bir şey olmaz"; yalan, koskoca bir yalan bu, çünkü o turbo dediğiniz parça içeride intihar etmeye başlamıştır bile.
Basınç sensörü gelen havayı ölçemediğinde, motor koruma moduna geçer ki pistonlar erimesin, turbo tamamen dağılıp motora demir parça yutturmasın diye kendini kısıtlar zavallı.
Sabah kontağı çevirdiğinizde o lamba sönmüyorsa, garajdan çıkmadan önce iki kez düşünün derim ben, çünkü yarım litrelik motor yağı kaçağı yarın size binlerce liralık motor rektefiyesi olarak geri dönecektir.
Gaza bastığınızda koltuğa yapıştıran o eski deli güç kaybolduysa ve motor altınızda bağırıyor ama gitmiyorsa, turbonun mili ya kırılmıştır ya da içi kömür bağlamıştır.
Usta kaputu açıp şöyle bir uzaktan bakar, elini mazot hortumlarına sokar ve yüzünü ekşiterek "değişecek" der; işte o an insanın cebindeki parasının havaya uçtuğunu hissettiği o acı gerçektir.
Hani şu gösterge panelinde beliren ve direksiyona her bastığınızda canınızı sıkan o simge var ya, aslında motorun kendi lisanıyla size çektiği bir imdat çığlığıdır.
Turbo dediğimiz o devasa salyangoz, içindeki binlerce devirlik pervanelerle motorun ciğerlerine nefes üflerken bir gün tıkanır veya yağ kaçırırsa, beyin bunu anında sezer ve göstergede o acı gerçeği patlatır.
Araba birden yokuşlarda nefessiz kalıyor, gaza yüklendiğinizde arkadan siyah bir duman bulutu yükseliyor ama siz hâlâ "su kaynattı galiba" diye saf saf düşünüyorsanız, büyük resmi kaçırıyorsunuz demektir.
Elektronik kontrol ünitesi denilen o akıllı beyin, motorun sağlığını saniyenin binde biri hızla tarar; basınç düştüğü an yakıtı keser ve o lamba cayır cayır yanmaya başlar ki sanayi yolu görünmesin size.
Kimisi der ki "abi lamba yandı ama araba gidiyor, bir şey olmaz"; yalan, koskoca bir yalan bu, çünkü o turbo dediğiniz parça içeride intihar etmeye başlamıştır bile.
Basınç sensörü gelen havayı ölçemediğinde, motor koruma moduna geçer ki pistonlar erimesin, turbo tamamen dağılıp motora demir parça yutturmasın diye kendini kısıtlar zavallı.
Sabah kontağı çevirdiğinizde o lamba sönmüyorsa, garajdan çıkmadan önce iki kez düşünün derim ben, çünkü yarım litrelik motor yağı kaçağı yarın size binlerce liralık motor rektefiyesi olarak geri dönecektir.
Gaza bastığınızda koltuğa yapıştıran o eski deli güç kaybolduysa ve motor altınızda bağırıyor ama gitmiyorsa, turbonun mili ya kırılmıştır ya da içi kömür bağlamıştır.
Usta kaputu açıp şöyle bir uzaktan bakar, elini mazot hortumlarına sokar ve yüzünü ekşiterek "değişecek" der; işte o an insanın cebindeki parasının havaya uçtuğunu hissettiği o acı gerçektir.