Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır direksiyon sallarım, gazetecilik zamanlarımda da otomotiv sektörünün az tozunu yutmadım; Toyota denince herkesin aklına o bitmek bilmeyen sorunsuzluk, sanayiye sadece yağ değişimi için uğrayan o meşhur Japon mühendisliği gelir ama kazın ayağı her zaman öyle olmuyor işte. Geçenlerde bizim emektar Toyota’yla yolda giderken araba bir anda isteksizleşmeye, sanki arkadan biri çekiyormuş gibi kasılmaya başladı, gaz pedalına basıyorum ama o eski seri tepki yok, hani derler ya araba gitmem diye direniyor resmen... Neyse ki eski alışkanlık hemen kaputu açıp bir mantık yürütüyorsun, sorunun motorun kalbinde değil de ona can veren damarlarda, yani tıkalı bir yakıt filtresinde olduğunu anlamak çok zamanımı almadı açıkçası. Yakıt filtresi dediğimiz şey aslında o kadar gözü karartan, devasa bütçeler isteyen bir parça değil ama ihmal edildiğinde koca motoru rezil etmeye yetip de artıyor bile.
Görünüşte altı üstü süzgeç gibi duran bu parçanın arıza vermeye başladığını anlamak için aslında usta olmaya hiç gerek yok, araba zaten size o dili konuşarak durumunu bas bas bağırıyor. Sabahları kontağı çevirdiğinizde o tek tıkta çalışan motor nazlanmaya, marş süresi uzamaya başladıysa veya trafikte tam kalkarken araba silkelenip stop etme noktasına geliyorsa orada durup bir düşünmek lazım... Hatta bazen yokuş yukarı çıkarken gazı köklersiniz de araba ivmeleneceğine bilakis devirden düşer ya, işte o an yakıt pompasının depodan çektiği benzini veya motorini o tıkalı filtreden geçiremediğinin resmî kanıtıdır. Hani pompaya ne kadar yüklenseniz de süzgeç tıkalıysa o yakıt yanma odasına damla damla gider, motor da haliyle nefessiz kalır, boğulur gider.
Sanayiye yolunuz düştüğünde ya da periyodik bakımlarda usta size "ya abi filtreyi değiştirmeye gerek yok, bir dahakine bakarız" derse sakın ama sakın o tuzağa düşmeyin derim. Bizim memleketin akaryakıt kalitesi malum, depoya giren akaryakıtın içinde ne kadar tortu, pislik veya pas parçacığı varsa hepsi gidip o küçücük filtrenin süzgeç kıvrımlarına yapışıyor zamanla. Bırakın o parça görevini yapsın, zamanı geldiğinde yenisiyle değişsin ki arkasından daha pahalı enjektör ya da yüksek basınç pompası arızaları açıp cebinizi delmesin... İnanın o filtresiz kalan ya da pislikle dolan sistem, uzun vadede size öyle masraflar çıkarır ki "keşke zamanında üç kuruşluk parçayı değiştirseydim" diye başınızı duvarlara vurursunuz sonra.
Sürüş keyfini tamamen kaçıran bu belirsiz tekleme durumlarında sorunun filtre kaynaklı olup olmadığını anlamanın en pratik yolu, aracın rölanti sesini ve yüksek devirdeki tepkilerini dinlemekten geçer. Arabayı boştayken çalıştırın, devir saatine bir bakın; eğer o iğne sabit durmak yerine hafif hafif oynuyorsa, motordan homurtulu, dengesiz bir ses geliyorsa depoyla motor arasındaki o hat bir yerlerden tıkanıyor demektir. Bazen de düz yolda gayet güzel giderken aniden bir kesiklik yaşarsınız, sanki bir saniyeliğine yakıt tamamen kesilmiş de sonra geri gelmiş gibi... İşte tam olarak bu anlarda Yakıt Filtresi "ben artık bittim, beni değiştirin" diye bas bağırıyordur, başka yerde suçlu aramaya hiç gerek yok.
Görünüşte altı üstü süzgeç gibi duran bu parçanın arıza vermeye başladığını anlamak için aslında usta olmaya hiç gerek yok, araba zaten size o dili konuşarak durumunu bas bas bağırıyor. Sabahları kontağı çevirdiğinizde o tek tıkta çalışan motor nazlanmaya, marş süresi uzamaya başladıysa veya trafikte tam kalkarken araba silkelenip stop etme noktasına geliyorsa orada durup bir düşünmek lazım... Hatta bazen yokuş yukarı çıkarken gazı köklersiniz de araba ivmeleneceğine bilakis devirden düşer ya, işte o an yakıt pompasının depodan çektiği benzini veya motorini o tıkalı filtreden geçiremediğinin resmî kanıtıdır. Hani pompaya ne kadar yüklenseniz de süzgeç tıkalıysa o yakıt yanma odasına damla damla gider, motor da haliyle nefessiz kalır, boğulur gider.
Sanayiye yolunuz düştüğünde ya da periyodik bakımlarda usta size "ya abi filtreyi değiştirmeye gerek yok, bir dahakine bakarız" derse sakın ama sakın o tuzağa düşmeyin derim. Bizim memleketin akaryakıt kalitesi malum, depoya giren akaryakıtın içinde ne kadar tortu, pislik veya pas parçacığı varsa hepsi gidip o küçücük filtrenin süzgeç kıvrımlarına yapışıyor zamanla. Bırakın o parça görevini yapsın, zamanı geldiğinde yenisiyle değişsin ki arkasından daha pahalı enjektör ya da yüksek basınç pompası arızaları açıp cebinizi delmesin... İnanın o filtresiz kalan ya da pislikle dolan sistem, uzun vadede size öyle masraflar çıkarır ki "keşke zamanında üç kuruşluk parçayı değiştirseydim" diye başınızı duvarlara vurursunuz sonra.
Sürüş keyfini tamamen kaçıran bu belirsiz tekleme durumlarında sorunun filtre kaynaklı olup olmadığını anlamanın en pratik yolu, aracın rölanti sesini ve yüksek devirdeki tepkilerini dinlemekten geçer. Arabayı boştayken çalıştırın, devir saatine bir bakın; eğer o iğne sabit durmak yerine hafif hafif oynuyorsa, motordan homurtulu, dengesiz bir ses geliyorsa depoyla motor arasındaki o hat bir yerlerden tıkanıyor demektir. Bazen de düz yolda gayet güzel giderken aniden bir kesiklik yaşarsınız, sanki bir saniyeliğine yakıt tamamen kesilmiş de sonra geri gelmiş gibi... İşte tam olarak bu anlarda Yakıt Filtresi "ben artık bittim, beni değiştirin" diye bas bağırıyordur, başka yerde suçlu aramaya hiç gerek yok.