Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kilometre saati o son rakama yaklaştığında, o direksiyonun başındaki herkesin ensesinde hissettiği o soğuk teri iyi bilirim; motor yatak sarmadan ya da yolda kalıp o devasa çekiciye servet ödemeden önce atılacak her adım, ekmek teknenizin geleceğini belirler.
Yıllar önce o virajlı yollarda gece yarısı şanzıman dağıtıp sabaha kadar donarak kurtarıcı beklediğim o gece anladım ki, periyodik bakım dediğin şey sadece usta kaprisinden ibaret değil, rızkın sigortasıdır.
Yağ çubuğunu çektiğinde o simsiyah, balçık kıvamına gelmiş sıvıyı görüp de "daha on bin kilometre gider bu" diyerek kendi kendini kandıran şoför kardeşime soruyorum; o motor yatak yediğinde sanayide bıraktığın parayla kaç kez tatile giderdin acaba?
Filtre değişimini üç kuruşluk kar zannedip geciktirenlerin sonu hep aynıdır; mazot pompası pislik yutar, enjektörler kilitlenir ve sen o direksiyon simidine yumruk atarken aslında kendi cebini deliyorsundur.
Kimse kusura bakmasın ama balatalardan o tiz metal sesi gelene kadar frene basmaya devam eden adam, trafikte sadece kendi canını değil, o tonlarca yükün arkasında saniyede yok olan masum insanların hayatını da kumara yatırıyordur.
Lastik dişleri eriyip kağıt gibi inceldiğinde o ıslak yolda savrulmanın neresi kader diyebilirsin ki?
Ağır vasıta demek sabır ister, şefkat ister; sabah kontağı çevirmeden önce o suyu, o yağı koklamayan adam bu mesleğin hamurunu hiç anlamamıştır.
Sanayi köşelerinde çürüyen o milyonluk çekicilerin tek bir ortak hatası vardır; zamanında atılmayan o küçük civata sıkması ya da değiştirilmeyen o beş liralık pul, bütün bir fabrikanın tekerleğine çomak sokmuştur.
Bugün o bakımı ihmal edip cebinde kalsın dediğin üç beş kuruş, yarın o motor kapağı çatladığında sana on katı olarak geri dönecek ve o asfaltta dökülen her damla terin hırsı boşa gidecek.
Direksiyona her oturuşunda o makinenin sana fısıldadığı o ince sesleri duyabiliyorsan ne ala, yoksa o yollar zaten kendi cezanı kendin kesmeni bekliyordur.
Yıllar önce o virajlı yollarda gece yarısı şanzıman dağıtıp sabaha kadar donarak kurtarıcı beklediğim o gece anladım ki, periyodik bakım dediğin şey sadece usta kaprisinden ibaret değil, rızkın sigortasıdır.
Yağ çubuğunu çektiğinde o simsiyah, balçık kıvamına gelmiş sıvıyı görüp de "daha on bin kilometre gider bu" diyerek kendi kendini kandıran şoför kardeşime soruyorum; o motor yatak yediğinde sanayide bıraktığın parayla kaç kez tatile giderdin acaba?
Filtre değişimini üç kuruşluk kar zannedip geciktirenlerin sonu hep aynıdır; mazot pompası pislik yutar, enjektörler kilitlenir ve sen o direksiyon simidine yumruk atarken aslında kendi cebini deliyorsundur.
Kimse kusura bakmasın ama balatalardan o tiz metal sesi gelene kadar frene basmaya devam eden adam, trafikte sadece kendi canını değil, o tonlarca yükün arkasında saniyede yok olan masum insanların hayatını da kumara yatırıyordur.
Lastik dişleri eriyip kağıt gibi inceldiğinde o ıslak yolda savrulmanın neresi kader diyebilirsin ki?
Ağır vasıta demek sabır ister, şefkat ister; sabah kontağı çevirmeden önce o suyu, o yağı koklamayan adam bu mesleğin hamurunu hiç anlamamıştır.
Sanayi köşelerinde çürüyen o milyonluk çekicilerin tek bir ortak hatası vardır; zamanında atılmayan o küçük civata sıkması ya da değiştirilmeyen o beş liralık pul, bütün bir fabrikanın tekerleğine çomak sokmuştur.
Bugün o bakımı ihmal edip cebinde kalsın dediğin üç beş kuruş, yarın o motor kapağı çatladığında sana on katı olarak geri dönecek ve o asfaltta dökülen her damla terin hırsı boşa gidecek.
Direksiyona her oturuşunda o makinenin sana fısıldadığı o ince sesleri duyabiliyorsan ne ala, yoksa o yollar zaten kendi cezanı kendin kesmeni bekliyordur.