Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motor bloğunun üst kısmında, o maharetli silindir kapağının tam kalbinde sessizce çalışan küçücük bir kauçuk parçadan bahsediyoruz aslında. Subap gaydlarının tepesine sımsıkı oturur bu zıkkım, görevi de emme ve egzoz subaplarının saplarını sarmalayıp silindir kapağındaki o yoğun yağ havuzunun yanma odasına sızmasını engellemektir. Sen gaza bastıkça binlerce kez yukarı aşağı hareket eden o metal millerin üzerindeki yağı bir silecek gibi sıyırır... Ama zamanla motorun o yakıcı sıcaklığına, kalitesiz yağın korozyonuna dayanamaz, sertleşir, kemik gibi olur. Esnekliğini yitiren kauçuk artık subap sapını tam kavrayamaz hale geldiğinde ne olur dersin? İşte o an yağ, vakumun da etkisiyle emme manifolduna ya da doğrudan silindirlerin içine sızmaya başlar. Yani evet, o küçücük lastik motorun litrelerce yağ eksiltmesine tek başına sebep olabilir, hem de hiç acımadan.
Sabahları arabayı ilk çalıştırdığında dikkatinizi çekti mi hiç arkadan salınan o hafif mavi duman? Araç bütün gece yatmış, silindir kapağında biriken yağ sızmış lastiklerin arasından, birikmiş pistonun tepesine... Kontağı çevirdiğin an o biriken yağ bir güzel yanar, egzozdan mavi Mavi bir bulut yükselir ve birkaç dakika sonra kaybolur. Isınan metal genleşir, duman kesilir ama o yağ çoktan yok olmuştur bile. Piston sekmanları aşındığında genelde gaza bastıkça, yük altındayken duman atar araba; subap lastiğinde ise durum tam tersidir, motor rölantide çalışırken veya uzun bir inişte kompresyona bindiğinde manifolddaki yüksek vakum yağı adeta emer... Hatta bazen dur-kalk trafikte beklerken bile içten içe yakar o yağı, sen fark etmezsin bile.
Ustaya gidip "Bu araba yağ eksiltiyor" dediğinde sana hemen "Motor bitecek, rektifiye lazım" diye felaket tellallığı yapabilirler, kanma hemen. Sekman kompresyon testi yaptırmadan, silindirlerin basıncını ölçtürmeden motoru indirtme sakın. Çünkü kompresyon testinde silindir basınçları fabrika değerlerine yakın çıkıyorsa, yani motorun alt tarafı saat gibi çalışıyorsa, ihale büyük ihtimalle o üstteki minik lastiklere kalır. Bazen sekman kaçırıyor sanırsın ama problem tamamen subap gaydları ve lastiklerindedir... İşin özü, alt blok sağlamken üstten yağ emilmesi ustaların gözünden kaçan en hileli arızalardan biridir.
Sadece yağ çubuğundaki seviyenin düşmesiyle bitse yine iyi, yanma odasına giren o motor yağı kurum yapar piston kafalarında, subap yüzeylerinde tepeleme birikir. Buji tırnaklarının arası yağlama yapar, ateşleme zayıflar, araba tekleme yapmaya başlar... Bir de o yakıt deposu kadar pahalı olan katalitik konvertör var tabii. Yanmamış yağ buharı egzoz sistemi boyunca ilerler, konvertörün o incecik peteklerini tıkamada birebirdir, çiğ yağ yiyen bir egzoz sistemi çok geçmeden arıza lambasını yakıverir. Ufacık bir kauçuk contanın masrafından kaçayım derken bir bakmışsın ki komple egzoz sistemini ve bujileri eline almışsın...
Eski nesil araçlarda bu lastikleri değiştirmek için silindir kapağını komple sökerlerdi, kapak contası, kapak taşlaması derken iş büyürdü de büyürdü. Şimdilerde bazı tecrübeli ustalar bujinin deliğinden silindire hava basarak pistonu üst ölü noktada tutuyor, kapağı hiç sökmeden özel aparatlarla üstten subap yaylarını basıp lastikleri şıp diye değiştiriveriyor. Bu yöntem seni hem tonla işçilikten hem de kapak contasının değişmesi gibi ekstra masraflardan kurtarır... Yine de gayd dediğimiz o subap yuvaları aşırı boşluk yapmışsa, yeni lastik taksan bile o mil sallandığı için lastiği birkaç bin kilometrede yine bozar. Yuva bozuksa lastik ne yapsın?
Motor yağı seçiminin bu lastiklerin ömrü üzerindeki etkisini bilsen, bir daha ucuz yağın yanından bile geçmezsin. Yanlış viskozite, kalitesiz sentetik katıklar veya vaktinde değişmeyen asidikleşmiş motor yağı o kauçuk bileşeni adeta taşlaştırıyor. Bazen de arabayı uzun süre çalıştırmadan yatırmak, lastiklerin kurumasına ve ilk çalıştırmada yırtılmasına yol açabiliyor... Eğer eksilten yağ miktarı bin kilometrede yarım litreyi geçmiyorsa ve duman sadece ilk çalıştırmadaysa, bir süre takipte kalıp kaliteli bir ester katkılı yağ denemek belki lastikleri biraz yumuşatabilir. Ama yırtıldıysa, sertleşip kırıldıysa mekanik müdahaleden başka hiçbir yol o yağı eksiltmeyi durduramaz.
Sabahları arabayı ilk çalıştırdığında dikkatinizi çekti mi hiç arkadan salınan o hafif mavi duman? Araç bütün gece yatmış, silindir kapağında biriken yağ sızmış lastiklerin arasından, birikmiş pistonun tepesine... Kontağı çevirdiğin an o biriken yağ bir güzel yanar, egzozdan mavi Mavi bir bulut yükselir ve birkaç dakika sonra kaybolur. Isınan metal genleşir, duman kesilir ama o yağ çoktan yok olmuştur bile. Piston sekmanları aşındığında genelde gaza bastıkça, yük altındayken duman atar araba; subap lastiğinde ise durum tam tersidir, motor rölantide çalışırken veya uzun bir inişte kompresyona bindiğinde manifolddaki yüksek vakum yağı adeta emer... Hatta bazen dur-kalk trafikte beklerken bile içten içe yakar o yağı, sen fark etmezsin bile.
Ustaya gidip "Bu araba yağ eksiltiyor" dediğinde sana hemen "Motor bitecek, rektifiye lazım" diye felaket tellallığı yapabilirler, kanma hemen. Sekman kompresyon testi yaptırmadan, silindirlerin basıncını ölçtürmeden motoru indirtme sakın. Çünkü kompresyon testinde silindir basınçları fabrika değerlerine yakın çıkıyorsa, yani motorun alt tarafı saat gibi çalışıyorsa, ihale büyük ihtimalle o üstteki minik lastiklere kalır. Bazen sekman kaçırıyor sanırsın ama problem tamamen subap gaydları ve lastiklerindedir... İşin özü, alt blok sağlamken üstten yağ emilmesi ustaların gözünden kaçan en hileli arızalardan biridir.
Sadece yağ çubuğundaki seviyenin düşmesiyle bitse yine iyi, yanma odasına giren o motor yağı kurum yapar piston kafalarında, subap yüzeylerinde tepeleme birikir. Buji tırnaklarının arası yağlama yapar, ateşleme zayıflar, araba tekleme yapmaya başlar... Bir de o yakıt deposu kadar pahalı olan katalitik konvertör var tabii. Yanmamış yağ buharı egzoz sistemi boyunca ilerler, konvertörün o incecik peteklerini tıkamada birebirdir, çiğ yağ yiyen bir egzoz sistemi çok geçmeden arıza lambasını yakıverir. Ufacık bir kauçuk contanın masrafından kaçayım derken bir bakmışsın ki komple egzoz sistemini ve bujileri eline almışsın...
Eski nesil araçlarda bu lastikleri değiştirmek için silindir kapağını komple sökerlerdi, kapak contası, kapak taşlaması derken iş büyürdü de büyürdü. Şimdilerde bazı tecrübeli ustalar bujinin deliğinden silindire hava basarak pistonu üst ölü noktada tutuyor, kapağı hiç sökmeden özel aparatlarla üstten subap yaylarını basıp lastikleri şıp diye değiştiriveriyor. Bu yöntem seni hem tonla işçilikten hem de kapak contasının değişmesi gibi ekstra masraflardan kurtarır... Yine de gayd dediğimiz o subap yuvaları aşırı boşluk yapmışsa, yeni lastik taksan bile o mil sallandığı için lastiği birkaç bin kilometrede yine bozar. Yuva bozuksa lastik ne yapsın?
Motor yağı seçiminin bu lastiklerin ömrü üzerindeki etkisini bilsen, bir daha ucuz yağın yanından bile geçmezsin. Yanlış viskozite, kalitesiz sentetik katıklar veya vaktinde değişmeyen asidikleşmiş motor yağı o kauçuk bileşeni adeta taşlaştırıyor. Bazen de arabayı uzun süre çalıştırmadan yatırmak, lastiklerin kurumasına ve ilk çalıştırmada yırtılmasına yol açabiliyor... Eğer eksilten yağ miktarı bin kilometrede yarım litreyi geçmiyorsa ve duman sadece ilk çalıştırmadaysa, bir süre takipte kalıp kaliteli bir ester katkılı yağ denemek belki lastikleri biraz yumuşatabilir. Ama yırtıldıysa, sertleşip kırıldıysa mekanik müdahaleden başka hiçbir yol o yağı eksiltmeyi durduramaz.