Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır yollarda o kadar çok direksiyon salladım, o kadar çok kaputu açıp motor sesini dinledim ki artık hangi arabanın ne zaman nefes nefese kalacağını şak diye anlarım; hele ki Skoda sahipleri genelde bu konuda biraz aceleci davranır, sanki o Alman mühendisliği hiç esnemezmiş gibi hor kullanırlar ama işin aslı öyle mi hiç değil tabii ki.
Kilometre sayacı o malum rakamlara dayandığında motorun içindeki yağın o bal kıvamını kaybedip simsiyah suya döndüğünü hayal edin bir, işte o an demektir ki artık balatalardan tutun da en minik contaya kadar herkes bir "dur" çekmemizi istiyor bizden, yoksa otobanın ortasında kalakalmak an meselesi olur da kimse arkaya bakmaz.
Garajdaki o tozlu günleri hatırlarım da, kimi sürücü sırf bütçeyi sarsmasın diye bakımı on bin kilometre erteler, sonra da "abi bu araba neden yığılıyor" diye hayıflanır; oysa motor dediğin canlı bir organizma gibidir, zamanında suyunu, yağını vermezsen küser sana, yolda bırakır, masrafı iki katına çıkarır, nitekim her şeyin bir vakti var.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun, son bakımda ustaya ne kadar güvendiniz yoksa sadece yağı değiştirip geçtiniz mi, çünkü asıl mesele o filtrelerin içine dolan o minik kurumları, tozları temizlemekten geçiyor; bazen insan hayret ediyor, onca para verip aldığınız o canım araca nasıl kıyarsınız da periyodunu geciktirirsiniz, aklım almıyor doğrusu.
Yetkili servis ile mahalle arasındaki o ebedi tartışmaya hiç girmeyeyim şimdi, çünkü parça kalitesi dediğiniz şey arabanın ömrünü doğrudan belirleyen en temel detaydır; orijinal filtrenin tuttuğu o incecik pisliği yan sanayi olanlar kaçırır da motorun ciğerini tıkarsa ne yapacaksınız o zaman, işte burası tam bir kördüğüm.
Her otuz bin kilometrede bir değişen o bujilerin halini hiç gördünüz mü, uçları erimiş, tırnakları kararmış; işte o küçük parçalar ateşleme yapmazsa o devasa motor nasıl yürüsün, nasıl o yokuşları tırmansın ki... Bazen ufacık bir ihmal, insanın başına öyle dertler açar ki günlerce sanayi köşelerinde bekler durursunuz, o yüzden zamanında müdahale etmek hayat kurtarır.
Arabanın gösterge panelindeki o küçük ingiliz anahtarı simgesi var ya, hani bazen göz ucuyla bakıp geçtiğimiz, işte o aslında size yabancı bir dille değil, tamamen insani bir dille sesleniyor; "yeter artık, yoruldum, biraz bakım yap" diyor ama nerede bizimkilerde o kulak, ta ki motor tekleme yapana kadar kimse paraya kıyıp o servise adım atmıyor.
Kilometre sayacı o malum rakamlara dayandığında motorun içindeki yağın o bal kıvamını kaybedip simsiyah suya döndüğünü hayal edin bir, işte o an demektir ki artık balatalardan tutun da en minik contaya kadar herkes bir "dur" çekmemizi istiyor bizden, yoksa otobanın ortasında kalakalmak an meselesi olur da kimse arkaya bakmaz.
Garajdaki o tozlu günleri hatırlarım da, kimi sürücü sırf bütçeyi sarsmasın diye bakımı on bin kilometre erteler, sonra da "abi bu araba neden yığılıyor" diye hayıflanır; oysa motor dediğin canlı bir organizma gibidir, zamanında suyunu, yağını vermezsen küser sana, yolda bırakır, masrafı iki katına çıkarır, nitekim her şeyin bir vakti var.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun, son bakımda ustaya ne kadar güvendiniz yoksa sadece yağı değiştirip geçtiniz mi, çünkü asıl mesele o filtrelerin içine dolan o minik kurumları, tozları temizlemekten geçiyor; bazen insan hayret ediyor, onca para verip aldığınız o canım araca nasıl kıyarsınız da periyodunu geciktirirsiniz, aklım almıyor doğrusu.
Yetkili servis ile mahalle arasındaki o ebedi tartışmaya hiç girmeyeyim şimdi, çünkü parça kalitesi dediğiniz şey arabanın ömrünü doğrudan belirleyen en temel detaydır; orijinal filtrenin tuttuğu o incecik pisliği yan sanayi olanlar kaçırır da motorun ciğerini tıkarsa ne yapacaksınız o zaman, işte burası tam bir kördüğüm.
Her otuz bin kilometrede bir değişen o bujilerin halini hiç gördünüz mü, uçları erimiş, tırnakları kararmış; işte o küçük parçalar ateşleme yapmazsa o devasa motor nasıl yürüsün, nasıl o yokuşları tırmansın ki... Bazen ufacık bir ihmal, insanın başına öyle dertler açar ki günlerce sanayi köşelerinde bekler durursunuz, o yüzden zamanında müdahale etmek hayat kurtarır.
Arabanın gösterge panelindeki o küçük ingiliz anahtarı simgesi var ya, hani bazen göz ucuyla bakıp geçtiğimiz, işte o aslında size yabancı bir dille değil, tamamen insani bir dille sesleniyor; "yeter artık, yoruldum, biraz bakım yap" diyor ama nerede bizimkilerde o kulak, ta ki motor tekleme yapana kadar kimse paraya kıyıp o servise adım atmıyor.