Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Evin ortasında birdenbire karanlığa gömülmek tam bir sinir harbidir. Koltuğa tam uzanmışsınız, kahve makinesi çalışıyor, çamaşır makinesi sıkmada ve güm... Sigortanın o lanet mandalı aşağı iniverir. Çoğu insan bunu basit bir "elektrik yüklenmesi" zanneder ama işin aslı genellikle çok daha derindir. Duvarın arkasındaki o görünmez bakır kablolar imdat çığlığı atıyor olabilir. Git o şalteri tekrar kaldır, iki dakika sonra yine atacaktır; çünkü sistem sana açıkça "dur" diyor.
Ucuz su ısıtıcıları ve kalitesiz üçlü prizler kelimenin tam anlamıyla birer saatli bomba. Fişi prize taktığınız an içeride bir yerlerde metal metale değiyor, kıvılcım çakıyor ve bum! Kısa devre dediğimiz o bela, akımın gitmesi gereken yolu şaşırıp kestirmeden dönmesiyle başlar. Tesisat bunu fark ettiği anda sigortayı attırır ki bütün ev alev almasın. Cihazları tek tek fişten çekip denemeden suçluyu bulamazsınız. Belki de sorun o çok sevdiğiniz, yıllardır emektar olan kahve makinesindedir...
Binaların da insanlar gibi yaşlandığını ve yorulduğunu unutuyoruz. Yirmi yıllık bir dairede oturuyorsanız, o duvarların içindeki kabloların yalıtımı muhtemelen artık un ufak olmuştur. Zamanla eskiyen kablolar birbirine yaklaşır, nemden etkilenir ve en küçük akımda teslim olur. Tesisatın ömrü bitmişse, siz istediğiniz kadar en kaliteli beyaz eşyayı alın, o şalter yine düşecektir. Duvarı kırıp dökmek göz korkutur biliyorum ama yangın çıkmasından iyidir.
Aynı anda fırını, ütüyü ve klimayı çalıştırmak tam bir cehalet örneğidir. Her dairenin şebekeden çekebileceği maksimum bir güç sınırı vardır ve siz bu sınırı zorladığınızda hat aşırı ısınır. Sigorta kutusu burada bir nevi fedai görevi görür; teller erimesin diye kendini feda eder, elektriği keser. Yükü bölüştürmeyi öğrenmek zorundasınız. Ya fırın çalışacak ya da çamaşır makinesi, ikisi aynı anda o zayıf altyapıya fazla gelir.
Bazen de suçlu ne cihazlardır ne de tesisat; bizzat o kutudaki şalterin kendisidir. Sigorta mekanizmaları da sonsuza kadar yaşamaz, her atışta içindeki yay gevşer, hassasiyeti bozulur. Zamanla öyle bir hale gelir ki, odada sadece bir lamba açsanız bile "bana ne" der ve tık diye düşer. Eğer her şeyi kontrol ettiyseniz ve hala sorun çözülmediyse, artık o eskiyen parçayı çöpe atma vakti gelmiştir. Değiştirmek şart...
Piyasada usta diye geçinen o kadar çok vasıfsız adam var ki, insanın çıldırması işten bile değil. Sırf sigorta atmasın diye kutuya daha yüksek amperli bir şalter takmayı öneren "dâhiler" göreceksiniz etrafta, sakın ha! Bu, patlamaya hazır bir bombanın pimini sabitlemekten farksızdır. Sigorta büyük olursa atmaz, doğru; ama bu sefer kablolar erir ve eviniz cayır cayır yanar. İşin ehlini bulun, üç kuruş az kaçmasın diye hayatınızı tehlikeye atmayın.
Ucuz su ısıtıcıları ve kalitesiz üçlü prizler kelimenin tam anlamıyla birer saatli bomba. Fişi prize taktığınız an içeride bir yerlerde metal metale değiyor, kıvılcım çakıyor ve bum! Kısa devre dediğimiz o bela, akımın gitmesi gereken yolu şaşırıp kestirmeden dönmesiyle başlar. Tesisat bunu fark ettiği anda sigortayı attırır ki bütün ev alev almasın. Cihazları tek tek fişten çekip denemeden suçluyu bulamazsınız. Belki de sorun o çok sevdiğiniz, yıllardır emektar olan kahve makinesindedir...
Binaların da insanlar gibi yaşlandığını ve yorulduğunu unutuyoruz. Yirmi yıllık bir dairede oturuyorsanız, o duvarların içindeki kabloların yalıtımı muhtemelen artık un ufak olmuştur. Zamanla eskiyen kablolar birbirine yaklaşır, nemden etkilenir ve en küçük akımda teslim olur. Tesisatın ömrü bitmişse, siz istediğiniz kadar en kaliteli beyaz eşyayı alın, o şalter yine düşecektir. Duvarı kırıp dökmek göz korkutur biliyorum ama yangın çıkmasından iyidir.
Aynı anda fırını, ütüyü ve klimayı çalıştırmak tam bir cehalet örneğidir. Her dairenin şebekeden çekebileceği maksimum bir güç sınırı vardır ve siz bu sınırı zorladığınızda hat aşırı ısınır. Sigorta kutusu burada bir nevi fedai görevi görür; teller erimesin diye kendini feda eder, elektriği keser. Yükü bölüştürmeyi öğrenmek zorundasınız. Ya fırın çalışacak ya da çamaşır makinesi, ikisi aynı anda o zayıf altyapıya fazla gelir.
Bazen de suçlu ne cihazlardır ne de tesisat; bizzat o kutudaki şalterin kendisidir. Sigorta mekanizmaları da sonsuza kadar yaşamaz, her atışta içindeki yay gevşer, hassasiyeti bozulur. Zamanla öyle bir hale gelir ki, odada sadece bir lamba açsanız bile "bana ne" der ve tık diye düşer. Eğer her şeyi kontrol ettiyseniz ve hala sorun çözülmediyse, artık o eskiyen parçayı çöpe atma vakti gelmiştir. Değiştirmek şart...
Piyasada usta diye geçinen o kadar çok vasıfsız adam var ki, insanın çıldırması işten bile değil. Sırf sigorta atmasın diye kutuya daha yüksek amperli bir şalter takmayı öneren "dâhiler" göreceksiniz etrafta, sakın ha! Bu, patlamaya hazır bir bombanın pimini sabitlemekten farksızdır. Sigorta büyük olursa atmaz, doğru; ama bu sefer kablolar erir ve eviniz cayır cayır yanar. İşin ehlini bulun, üç kuruş az kaçmasın diye hayatınızı tehlikeye atmayın.