Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Evimizin kalbi sayılan o küçük plastik kutunun bir gün birden bire sessizliğe gömülmesi, modern hayatın en sinir bozucu sürprizlerinden biridir.
Sistemler asla rasyonel bir uyarı vermez; tam en sevdiğimiz filmin ortasında ya da dolaptaki onca yiyecek erimeye yüz tutmuşken o kör edici karanlık kapımızı çalar.
Kim derdi ki duvardaki o mütevazi anahtar, bütün bir konforu sırtında taşıyan devasa bir Atlas olsun?
Yük bindiğinde isyan eden kablolar, aslında bize çok uzun süredir sessizce fısıldıyordu ama biz sadece işimize geleni duymayı seçtik.
Prizlere aynı anda o kadar çok şey tıkıştırıyoruz ki, bakır tellerin bu sessiz çığlığını ancak sigorta paneli sigortayı attırarak duyurabiliyor.
Çok yüklenmekle kalmıyor, bir de ucuz uzatma kablolarıyla o zavallı akımı adeta boğuyoruz; sonra da neden duman kokusu geldi diye şaşkınlıkla etrafa bakınıyoruz.
Düzenli bakım kelimesi kulağa ne kadar sıkıcı ve kurumsal gelse de, aslında evimizin nefes borularını açık tutmanın tek ve en insani yoludur.
Yılda bir kez de olsa o kapağı açıp tozu toprağı temizlemek, yıllanmış bir dosta 'Nasılsın?' demekten inanın hiç ama hiç farklı değil.
Gevşeyen vidaları sıkmak, paslanan kontaklara küçük bir göz atıp durumu kontrol etmek, sizi belki de binlerce liralık bir felaketten koruyacak.
Peki gerçekten hazır mıyız o ani kıvılcımlarla yüzleşmeye, yoksa yine her şeyi şansa mı bırakacağız?
Bilinçli birer ev sahibi olmak, sadece faturayı zamanında ödemek değil, duvarın içindeki o görünmez akışa saygı duymaktan geçer.
Bırakın artık her şeyi ustasına havale edip arkaya yaslanmayı; bazen kendi evimizin bekçisi olmak bizzat bizim omuzlarımıza yüklenen kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Sistemler asla rasyonel bir uyarı vermez; tam en sevdiğimiz filmin ortasında ya da dolaptaki onca yiyecek erimeye yüz tutmuşken o kör edici karanlık kapımızı çalar.
Kim derdi ki duvardaki o mütevazi anahtar, bütün bir konforu sırtında taşıyan devasa bir Atlas olsun?
Yük bindiğinde isyan eden kablolar, aslında bize çok uzun süredir sessizce fısıldıyordu ama biz sadece işimize geleni duymayı seçtik.
Prizlere aynı anda o kadar çok şey tıkıştırıyoruz ki, bakır tellerin bu sessiz çığlığını ancak sigorta paneli sigortayı attırarak duyurabiliyor.
Çok yüklenmekle kalmıyor, bir de ucuz uzatma kablolarıyla o zavallı akımı adeta boğuyoruz; sonra da neden duman kokusu geldi diye şaşkınlıkla etrafa bakınıyoruz.
Düzenli bakım kelimesi kulağa ne kadar sıkıcı ve kurumsal gelse de, aslında evimizin nefes borularını açık tutmanın tek ve en insani yoludur.
Yılda bir kez de olsa o kapağı açıp tozu toprağı temizlemek, yıllanmış bir dosta 'Nasılsın?' demekten inanın hiç ama hiç farklı değil.
Gevşeyen vidaları sıkmak, paslanan kontaklara küçük bir göz atıp durumu kontrol etmek, sizi belki de binlerce liralık bir felaketten koruyacak.
Peki gerçekten hazır mıyız o ani kıvılcımlarla yüzleşmeye, yoksa yine her şeyi şansa mı bırakacağız?
Bilinçli birer ev sahibi olmak, sadece faturayı zamanında ödemek değil, duvarın içindeki o görünmez akışa saygı duymaktan geçer.
Bırakın artık her şeyi ustasına havale edip arkaya yaslanmayı; bazen kendi evimizin bekçisi olmak bizzat bizim omuzlarımıza yüklenen kaçınılmaz bir sorumluluktur.