Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe işe ya da yola koyulmak için kontağı çevirdiğinde o can sıkıcı marş sesini alıp da arabanın bir türlü çalışmaması dünyadaki en sinir bozucu anlardan biridir. Marş basıyor, akü sağlam, yakıt var ama motor sanki hayalet görmüş gibi sessizliğe bürünüyor... İşte tam o anda beynine saplanan o arıza kodudur P0335, yani krank mili pozisyon sensörü arızası.
Sensör dediğin şey motorun kalbinin nerede attığını, pistonların hangi saniyede yukarıda olduğunu beyne fısıldayan minik ama hayati bir gözcüdür. Bu minik parça bozulduğunda motorun beyni kör ve sağır kalır; hangi bujiye ne zaman ateş vereceğini, enjektörün ne zaman yakıt püskürteceğini bilemez. Krank mili dönüyor ama beyin bunu algılayamıyor, sonuç mu? Yolun ortasında öylece kalakalırsın.
Aracın seyir halindeyken birdenbire gaz yememesi, ani tekleme yapması ya da trafikte durduğunda stop etmesi hep bu hatanın ayak sesleridir. Kimisi bunu basit bir elektrik temassızlığı sanıp geçiştirir ama motor arıza lambası yandığı an aslında araba sana "Ben kör oldum, beni tamir et" diye bağırmaktadır. Görmezden gelirsen, günün birinde en umulmadık yerde yolda kalman kaçınılmaz olur.
Tamirciye gittiğinde ustanın elindeki cihazda bu kodu gördüğünde yüzünü ekşitmeni anlıyorum, çünkü işin içine sensör girdi mi insan cebini düşünmeden edemiyor. Oysa bazen sorun sensörün kendisinde değil, sadece yılların verdiği tortuyla kirlenmiş ucunda ya da o minik kablo soketinin yerinden oynamasındadır. Hemen yenisini alıp değiştirmek yerine önce o bağlantılara bir bakmak, soketi balata spreyiyle temizlemek hayat kurtarabilir.
Değişmesi gerektiğinde ise yan sanayi ucuz parçalara para kaptırmak Seat’ına yapabileceğin en büyük kötülüktür çünkü bu hassas motorlar Alman mühendisliğinin o orijinal parçalarına aşırı derecede sadiktir. Kalitesiz bir sensör taktığın an arıza lambası iki gün sonra yine yanacak, paran da huzurun da çöp olup gidecektir. O yüzden işi şansa bırakmamak, orijinaliyle değiştirmek ve soket tesisatını da iyice kontrol ettirmek en akıllıca yoldur.
Sensör dediğin şey motorun kalbinin nerede attığını, pistonların hangi saniyede yukarıda olduğunu beyne fısıldayan minik ama hayati bir gözcüdür. Bu minik parça bozulduğunda motorun beyni kör ve sağır kalır; hangi bujiye ne zaman ateş vereceğini, enjektörün ne zaman yakıt püskürteceğini bilemez. Krank mili dönüyor ama beyin bunu algılayamıyor, sonuç mu? Yolun ortasında öylece kalakalırsın.
Aracın seyir halindeyken birdenbire gaz yememesi, ani tekleme yapması ya da trafikte durduğunda stop etmesi hep bu hatanın ayak sesleridir. Kimisi bunu basit bir elektrik temassızlığı sanıp geçiştirir ama motor arıza lambası yandığı an aslında araba sana "Ben kör oldum, beni tamir et" diye bağırmaktadır. Görmezden gelirsen, günün birinde en umulmadık yerde yolda kalman kaçınılmaz olur.
Tamirciye gittiğinde ustanın elindeki cihazda bu kodu gördüğünde yüzünü ekşitmeni anlıyorum, çünkü işin içine sensör girdi mi insan cebini düşünmeden edemiyor. Oysa bazen sorun sensörün kendisinde değil, sadece yılların verdiği tortuyla kirlenmiş ucunda ya da o minik kablo soketinin yerinden oynamasındadır. Hemen yenisini alıp değiştirmek yerine önce o bağlantılara bir bakmak, soketi balata spreyiyle temizlemek hayat kurtarabilir.
Değişmesi gerektiğinde ise yan sanayi ucuz parçalara para kaptırmak Seat’ına yapabileceğin en büyük kötülüktür çünkü bu hassas motorlar Alman mühendisliğinin o orijinal parçalarına aşırı derecede sadiktir. Kalitesiz bir sensör taktığın an arıza lambası iki gün sonra yine yanacak, paran da huzurun da çöp olup gidecektir. O yüzden işi şansa bırakmamak, orijinaliyle değiştirmek ve soket tesisatını da iyice kontrol ettirmek en akıllıca yoldur.