Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kaputu kaldırdığınızda o tanıdık sıcak kokunun arasından süzülen hafif bir ıslık sesi duyuyorsanız, alternatörün içindeki diyot tablası muhtemelen aşırı ısınmış demektir. Akü kutup başlarında ölçtüğünüz o cansız 11.8 Volt, aslında motorun tüm yükünü sadece kimyasal hücrelerin omuzlarına yıktığınızın resmidir. Normal şartlarda rölantide bile 13.8 ile 14.4 Volt arasında istikrarlı bir akım görmemiz gerekirken, multimetrenin ekranındaki o sabit düşüş can sıkıcı olabiliyor. Belki de kömürler bitmiştir...
Krank milinden aldığı dairesel hareketi V kayışı vasıtasıyla rotora ileten o mekanizma, bazen sadece gevşek bir gergi rulmanı yüzünden görevini yapamaz hale gelir. Kayışın kaçırma yapması, yani kasnak üzerinde mikro saniyeler düzeyinde de olsa boşa dönmesi, stator sargılarında oluşan alternatif akımın indüklenme verimini doğrudan baltalıyor. Sürtünme katsayısı düşen eskiyen bir kayış, yüksek devirlerde ihtiyaç duyulan o yüksek Amper değerlerini üretmekten aciz kalıyor. Değiştirmek en doğrusu, bazen sadece germek yetmez.
Regülatör dediğimiz o küçük ama hayati parça, konjektör ismiyle de bilinir, fırçaların kolektör bileziklerine temas ettiği noktada voltajı sabitleyemezse sistem korumaya geçer. Akım kesilir, gösterge panelindeki o kırmızı akü sembolü aniden yanıp sönmeye başlar. Yüksek ısıya maruz kalan yarı iletken bileşenlerin iç direnci zamanla artıyor ve bu da tetikleme voltajının stabil kalmasını engelliyor. Eğer konjektörün şasi bağlantısında ufak bir oksitlenme dahi varsa, akünün dolmasını beklemek hayal olur.
Negatif kutuptan şasiye uzanan kalın siyah kabloyu hiç incelediniz mi? Şasi topraklamasındaki milimetrik bir gevşeklik veya korozyon, şarj dinamosunun ürettiği akımın aküye ulaşırken muazzam bir voltaj düşümüne uğramasına yol açar. Direnç yükseldiğinde akım geçemez, geçemeyen akım ise ısıya dönüşerek kablo pabuçlarını eritir. Aküyü şarj etmiyor sandığınız o koca alternatör, aslında arkadaki gizli bir temassızlığın kurbanı olmuştur çoğunlukla.
Manyetik alanın oluşmasını sağlayan rotor sargılarında meydana gelen kısa devreler, sargı yalıtımındaki verniğin yüksek sıcaklıkta kavrulmasıyla başlar. Bobinler arasındaki o mikron düzeyindeki izolasyon kaybolduğunda, manyetik akı yoğunluğu düşer ve dolayısıyla stator sargılarında yeterli elektromotor kuvveti meydana gelemez. Bu durum, alternatörün milini ne kadar hızlı çevirirseniz çevirin, çıkış terminalinde sadece zayıf bir akım görmenize neden olur. Tamiri ise tam bir işçilik sanatı...
Krank milinden aldığı dairesel hareketi V kayışı vasıtasıyla rotora ileten o mekanizma, bazen sadece gevşek bir gergi rulmanı yüzünden görevini yapamaz hale gelir. Kayışın kaçırma yapması, yani kasnak üzerinde mikro saniyeler düzeyinde de olsa boşa dönmesi, stator sargılarında oluşan alternatif akımın indüklenme verimini doğrudan baltalıyor. Sürtünme katsayısı düşen eskiyen bir kayış, yüksek devirlerde ihtiyaç duyulan o yüksek Amper değerlerini üretmekten aciz kalıyor. Değiştirmek en doğrusu, bazen sadece germek yetmez.
Regülatör dediğimiz o küçük ama hayati parça, konjektör ismiyle de bilinir, fırçaların kolektör bileziklerine temas ettiği noktada voltajı sabitleyemezse sistem korumaya geçer. Akım kesilir, gösterge panelindeki o kırmızı akü sembolü aniden yanıp sönmeye başlar. Yüksek ısıya maruz kalan yarı iletken bileşenlerin iç direnci zamanla artıyor ve bu da tetikleme voltajının stabil kalmasını engelliyor. Eğer konjektörün şasi bağlantısında ufak bir oksitlenme dahi varsa, akünün dolmasını beklemek hayal olur.
Negatif kutuptan şasiye uzanan kalın siyah kabloyu hiç incelediniz mi? Şasi topraklamasındaki milimetrik bir gevşeklik veya korozyon, şarj dinamosunun ürettiği akımın aküye ulaşırken muazzam bir voltaj düşümüne uğramasına yol açar. Direnç yükseldiğinde akım geçemez, geçemeyen akım ise ısıya dönüşerek kablo pabuçlarını eritir. Aküyü şarj etmiyor sandığınız o koca alternatör, aslında arkadaki gizli bir temassızlığın kurbanı olmuştur çoğunlukla.
Manyetik alanın oluşmasını sağlayan rotor sargılarında meydana gelen kısa devreler, sargı yalıtımındaki verniğin yüksek sıcaklıkta kavrulmasıyla başlar. Bobinler arasındaki o mikron düzeyindeki izolasyon kaybolduğunda, manyetik akı yoğunluğu düşer ve dolayısıyla stator sargılarında yeterli elektromotor kuvveti meydana gelemez. Bu durum, alternatörün milini ne kadar hızlı çevirirseniz çevirin, çıkış terminalinde sadece zayıf bir akım görmenize neden olur. Tamiri ise tam bir işçilik sanatı...