Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Egzos manifoltunun hemen arkasında, o sıcak demir yığınlarının arasında sıkışıp kalmış küçük bir elektronik beyin düşünün; işte Renault dizel cephesinin en hassas noktası orasıdır... Clio'dan Megane'a kadar geniş bir yelpamede motor arıza lambasını yakan o zehirli gaz algılayıcısı, aslında egzoz gazındaki azot oksit miktarını ölçmekle görevlidir ama zamanla kurum bağlayarak adeta kör olur. Dizel partikül filtresinin rejenerasyon döngüleri sırasında maruz kaldığı aşırı ısı şokları, seramik ucun çatlamasına yol açar ki bu da doğrudan P2200 veya P20EE hata kodlarının hafızaya kazınması demek... Servis parkurlarındaki ustalar bu parçanın hassasiyetini bilir, çünkü hassas platin uçlar en ufak bir yakıt kalitesizliğinde bile veri akışını kesiverir.
Sokak aralarındaki tamirhanelerde "sensörü iptal edelim, kafan rahat etsin" diyenlere karşı dikkatli olmak gerekir; çünkü o seramik uç söküldüğünde motor kontrol ünitesi körü körüne yakıt püskürtmeye başlar... Yakıt tüketiminin birdenbire tırmanışa geçmesi ve egzozdan yayılan o kesif koku, aslında değişmesi gereken parçanın "beni sök" diye bağıran halinden başka bir şey değildir. Orijinal parça maliyetleri yüksek geldiği için yan sanayi ürünlere yönelen sürücüler, genellikle altı ay sonra aynı arıza lambasıyla tekrar servisin kapısını çalarlar... Hangi marka olursa olsun, bu hassas elektronikte eşdeğer parça kumarı oynamak neredeyse imkansızdır.
Multimetreyi eline alıp soket girişlerindeki voltaj dalgalanmalarını incelediğinizde, sorunun sadece sensörün kendisinde değil bazen de kablo demetindeki erime veya oksitlenmeden kaynaklandığını görürsünüz... Sıcaklığın ve titreşimin en yoğun olduğu o bölgede, en küçük bir kablo temasslığı bile ECU'yu yanıltmaya yeter de artar bile. Aslında bu arıza, aracın size "ben artık nefes alamıyorum" deme şeklidir; peki bu kadar bariz bir sinyali görmezden gelmek motorun kalbine ne kadar zarar verir acaba? Düzenli olarak uzun yola çıkmayan ve sürekli dur-kalk trafiğinde kullanılan araçlarda bu durumun kaçınılmaz bir son olması da işin başka bir ironik tarafı...
Sokak aralarındaki tamirhanelerde "sensörü iptal edelim, kafan rahat etsin" diyenlere karşı dikkatli olmak gerekir; çünkü o seramik uç söküldüğünde motor kontrol ünitesi körü körüne yakıt püskürtmeye başlar... Yakıt tüketiminin birdenbire tırmanışa geçmesi ve egzozdan yayılan o kesif koku, aslında değişmesi gereken parçanın "beni sök" diye bağıran halinden başka bir şey değildir. Orijinal parça maliyetleri yüksek geldiği için yan sanayi ürünlere yönelen sürücüler, genellikle altı ay sonra aynı arıza lambasıyla tekrar servisin kapısını çalarlar... Hangi marka olursa olsun, bu hassas elektronikte eşdeğer parça kumarı oynamak neredeyse imkansızdır.
Multimetreyi eline alıp soket girişlerindeki voltaj dalgalanmalarını incelediğinizde, sorunun sadece sensörün kendisinde değil bazen de kablo demetindeki erime veya oksitlenmeden kaynaklandığını görürsünüz... Sıcaklığın ve titreşimin en yoğun olduğu o bölgede, en küçük bir kablo temasslığı bile ECU'yu yanıltmaya yeter de artar bile. Aslında bu arıza, aracın size "ben artık nefes alamıyorum" deme şeklidir; peki bu kadar bariz bir sinyali görmezden gelmek motorun kalbine ne kadar zarar verir acaba? Düzenli olarak uzun yola çıkmayan ve sürekli dur-kalk trafiğinde kullanılan araçlarda bu durumun kaçınılmaz bir son olması da işin başka bir ironik tarafı...