Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Fren hidroliği dediğimiz o berrak, çoğu zaman rengine bile bakılmayan sıvı, aslında otomobilin durma kararını tekerleklere ileten tek hayati köprüdür ve özellikle Renault marka araçlarda bu mekanizmanın hassasiyeti biraz daha farklı bir mühendislik çizgisi izler. Zamanla nem çeken ve kaynama noktası düşen bu kimyasal yapı, fren pedalının altında hissettiğiniz o güvenli direnci yavaşça buharlaştırır; öyle ki uzun yolda art arda yapılan birkaç sert frenleme sonrasında pedalın boşluğa düşmesi, aslında sıvının çoktan ömrünü tamamladığının en net itirafıdır. Fransız grubunun hidrolik sistemlerinde kullanılan malzemelerin sızdırmazlık elemanlarıyla olan kimyasal uyumu, periyodik bakımlarda markanın önerdiği spesifikasyon dışına çıkılmasını kesinlikle affetmez ve en ufak bir ihmal, hidrolik ana merkezinin ya da debriyaj üst merkezinin içten içe çürümesine kapı aralar.
Sistem içerisindeki nem oranı yüzde üçü geçtiğinde, metal aksamlar içeriden paslanmaya başlar ve bu durum özellikle ABS hidrolik blok valflerinin sıkışmasına, frenleme esnasında tekerleklerin ani kilitlenmesine veya tam tersi fren tutmama gibi korkutucu tablolara yol açabilir. Renault mühendisleri bu hidrolik devrelerini tasarlarken belirli bir akışkanlık viskozitesi hedeflerler ancak piyasada ucuz olsun diye bulunan standart dışı sıvılar, soğuk kış sabahlarında sistemin geç tepki vermesine neden olur. Aslında bakarsanız, arabayı durduran şeyin balata veya diskten ziyade o boruların içinde sessizce seyahat eden bu özel yağ olduğunu unuttuğumuz an, trafikteki en büyük kumandayı şansa bırakmış oluyoruz... Kim derdi ki o küçük haznenin içindeki birkaç mililitrelik sıvı, bütün bir seyahatin kaderini bu kadar sessiz ve derinden belirlesin?
Peki ya debriyaj pedalının dipte kalması veya vites geçişlerinin bir anda kemikleşmesi, sizce sadece baskı balata arızasıyla mı açıklanır yoksa hidrolik sistemin debriyaj alt merkezine gönderdiği o gizli komutun yolda kaybolmasıyla mı ilgili? Renault sahiplerinin sıkça yaşadığı bu hidrolik tahliye zafiyeti, genellikle fren yağı haznesinin ortak kullanılmasından ötürü zamanla havayla temasa geçmesi ve debriyaj hattında mikro hava kabarcıkları üretmesiyle başlar. Sistemi tamamen boşaltıp taze, DOT 4 standartlarında kaliteli bir hidrolik sıvıyla baştan aşağı yıkamak ve doğru vakum cihazıyla havalandırmasını yapmak gerekir; yoksa yolda kalmak kaçınılmaz bir son olmaktan çıkar, adeta zaman meselesine dönüşür. Ne zaman sanayiye gitseniz ustaların "değişir ya acele etme" dediği o hidrolik yağı, aslında fren merkezinizin kalbidir ve o kalp yavaş yavaş dururken kimse size bunu kibarca haber vermez.
Fren hidroliği değişim periyodunu iki yılda bir veya kırk bin kilometrede bir sabitlemek, üreticinin kaprisinden ziyade havadaki nemin hidrolik tarafından sünger gibi çekilmesinin fiziksel bir zorunluluğudur. Eski yağı tamamen tahliye etmeden üzerine yenisini eklemek, sadece sistemi kandırmaktan ibarettir çünkü dipte kalan tortulu ve su kapmış o eski karışım, yeni sıvının kimyasını ilk günden bozar ve kaynama eşeğini aşağı çeker. Sürüş esnasında fren pedalının esnekleştiğini veya her zamankinden biraz daha aşağıda kavradığını fark ettiğiniz o ilk saniye, işte tam o saniye durup kaputu açma zamanıdır... Belki de alt takımınız veya balatalarınız kusursuzdur ama o boruların içindeki sıvı çoktan ruhunu teslim etmiştir; bunu anlamak için direksiyon başında biraz sezgi sahibi olmak yeterlidir.
Sistem içerisindeki nem oranı yüzde üçü geçtiğinde, metal aksamlar içeriden paslanmaya başlar ve bu durum özellikle ABS hidrolik blok valflerinin sıkışmasına, frenleme esnasında tekerleklerin ani kilitlenmesine veya tam tersi fren tutmama gibi korkutucu tablolara yol açabilir. Renault mühendisleri bu hidrolik devrelerini tasarlarken belirli bir akışkanlık viskozitesi hedeflerler ancak piyasada ucuz olsun diye bulunan standart dışı sıvılar, soğuk kış sabahlarında sistemin geç tepki vermesine neden olur. Aslında bakarsanız, arabayı durduran şeyin balata veya diskten ziyade o boruların içinde sessizce seyahat eden bu özel yağ olduğunu unuttuğumuz an, trafikteki en büyük kumandayı şansa bırakmış oluyoruz... Kim derdi ki o küçük haznenin içindeki birkaç mililitrelik sıvı, bütün bir seyahatin kaderini bu kadar sessiz ve derinden belirlesin?
Peki ya debriyaj pedalının dipte kalması veya vites geçişlerinin bir anda kemikleşmesi, sizce sadece baskı balata arızasıyla mı açıklanır yoksa hidrolik sistemin debriyaj alt merkezine gönderdiği o gizli komutun yolda kaybolmasıyla mı ilgili? Renault sahiplerinin sıkça yaşadığı bu hidrolik tahliye zafiyeti, genellikle fren yağı haznesinin ortak kullanılmasından ötürü zamanla havayla temasa geçmesi ve debriyaj hattında mikro hava kabarcıkları üretmesiyle başlar. Sistemi tamamen boşaltıp taze, DOT 4 standartlarında kaliteli bir hidrolik sıvıyla baştan aşağı yıkamak ve doğru vakum cihazıyla havalandırmasını yapmak gerekir; yoksa yolda kalmak kaçınılmaz bir son olmaktan çıkar, adeta zaman meselesine dönüşür. Ne zaman sanayiye gitseniz ustaların "değişir ya acele etme" dediği o hidrolik yağı, aslında fren merkezinizin kalbidir ve o kalp yavaş yavaş dururken kimse size bunu kibarca haber vermez.
Fren hidroliği değişim periyodunu iki yılda bir veya kırk bin kilometrede bir sabitlemek, üreticinin kaprisinden ziyade havadaki nemin hidrolik tarafından sünger gibi çekilmesinin fiziksel bir zorunluluğudur. Eski yağı tamamen tahliye etmeden üzerine yenisini eklemek, sadece sistemi kandırmaktan ibarettir çünkü dipte kalan tortulu ve su kapmış o eski karışım, yeni sıvının kimyasını ilk günden bozar ve kaynama eşeğini aşağı çeker. Sürüş esnasında fren pedalının esnekleştiğini veya her zamankinden biraz daha aşağıda kavradığını fark ettiğiniz o ilk saniye, işte tam o saniye durup kaputu açma zamanıdır... Belki de alt takımınız veya balatalarınız kusursuzdur ama o boruların içindeki sıvı çoktan ruhunu teslim etmiştir; bunu anlamak için direksiyon başında biraz sezgi sahibi olmak yeterlidir.